Son bir hafta içerisinde başörtüsü veya türban konusunda kopartılan yaygaraya ve yaşanan gelişmelere baktığımızda, insan kendi kendine bu soruyu sormadan edemiyor. Gerçekten kimin meselesi bu mesele? Başörtülülerin veya türbanlıların mı yoksa başörtücü veya türbancı diyebileceğimiz bir kısım istismarcıların mı meselesi? Konunun birinci derecede muhatapları veya mağdurları diyebileceğimiz "Üniversite öğrencisi genç kızlarımız" açısından, mesele sanki hallolmuş gibi. YÖK' ün "Hiç kimse kıyafet yönetmeliğine uymadığı gerekçesiyle sınıftan çıkartılamaz." şeklindeki genelgesiyle, başörtülüler için büyük bir rahatlama sağlandı üniversitelerimizde. Zaten birçok üniversitemizde konu büyük ölçüde rayına oturmuş ve bir şekilde problem olmaktan çıkmıştı. Ancak anayasa referandumunun ardından gündeme yerleşen genel seçimle birlikte, "Başörtücü veya Türbancı" diye isimlendirmeyi uygun gördüğüm bazı mihraklar, yapılacak seçimin istismar malzemesi olarak, geçmiş dönemlerden iyi hatırladığımız malum "Başörtüsü" senaryosunu vizyona sürdüler tekrar.
Başörtücüler veya Türbancılar diye adlandırdığım anlayış tek taraflı değil, iki taraflıdır. Geçmişten bu yana da böyledir zaten. Son bir haftadır her iki taraf da mızraklarının ucuna başörtüsünü geçirmişler, karşılıklı kuru sıkı atışmalarını sürdürüyorlar. Yalancı pehlivanlar gibi daha peşrevde terliyorlar, ter bezi olarak da başörtüsünü kullanıyorlar. Çözümsüzlük, her iki tarafında işine geliyor sanki. AKP zihniyetinin geçmişten bu yana her seçim döneminde kullana geldiği ve her ne hikmetse seçim sonrasında iktidara da gelse muhalefette de kalsa bir şekilde sarıp sarmalayıp, bir dahaki seçim arifesine kadar rafa kaldırdığı bir mesele bu başörtüsü meselesi. Seçimlere birkaç ay kala her nasılsa gündeme gelir, "Din elden gidiyorcular" la "Rejim elden gidiyorcular" kayıkçı kavgasına tutuşurlar, arada bir asker veya yüksek yargı yetkilisi de bir inci yumurtlar ve bizim vatandaşımız da bu kayıkçı kavgasında kimin kaç yumruk salladığına bakarak sandığa gider ve oyunu kullanır. Seçim sonrasında da onlar ceylan derisi koltuklara otururlarken, ne din elden gider ne de rejim. Olan, inançları dolayısıyla başını örten ve bir şekilde Amerikalar da veya Avrupalarda okuma imkânı bulamayan birkaç genç kızımızın ümitlerine ve beklentilerine olmuştur. Başörtücülerin bindirilmiş kıtaları olarak üniversite kapılarında çığırtkanlık yapanlar veya rejim fedailiğine soyunanlar için bir problem yoktur, mesele bir dahaki seçim arifesine kadar ertelenmiştir. Hele bir de koltuk ve makam sahibi olunmuşsa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi' ne yapılan şikâyet müracaatları bile geri çekilir.
İktidarlarının ilk döneminde "Halkımız yeterli desteği vermedi" diyerek çözümsüzlüğü halka fatura eden Sayın Başbakan, "Başörtüsü takmayan hanımların, başörtüsü takan hanımlara yeterince destek olmadıklarını" ifade ederek, bu defa da oluşturulan ve özellikle de körüklenen çözümsüzlüğe sebep olarak, başını örtmeyen bayanları göstermiştir. Bu tespiti ve yorumu, sayın Başbakan'ın hangi veri ve değerlendirmeler göre yaptığını anlamak çok mümkün değil ama, bize göre çok isabetsiz ve bir o kadar da haksız bir değerlendirme. Siyasi kimliklerini bir kenara bırakıp, sadece iki kadın olarak Merve Kavakçı ve Nazlı Ilıcak'ı bir arada düşünseydi, böylesine haksız ve yanlış bir değerlendirmede bulunmazdı Sayın Erdoğan. Ama artık alıştık; "Herkes suçlu, ben masumum" psikolojisine.
Bize göre bu mesele başörtülülerin de başörtüsüzlerinde meselesi olmaktan çıkmış, başörtücülerin malzemesi haline dönüşmüştür. Kendilerine daha iyi bir istismar malzemesi bulamadıkları sürece de bu mesele, hep mesele olarak kalacaktır.
Yazı Tarihi : 25 Ekim 2010 Pazartesi
Bu yazı 206 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar
ESKİ BOZKURT arkadaşıma sonuna kadar katılıyorum. AÇBA'nın kendi düşünceleri olduğuna inanmıyorum. Ya da inanasım gelmiyor.
Mesele @ 02.11.2010 15:47:29
Demek eskiyince böyle olunuyor. Yukarıdaki yazının neresinde MHP den bahsediliyor? Çok merak ediyorum neden bu MHP düşmanlığınız?
akyazılılar @ 02.11.2010 11:38:46
BENCE AÇBA İYİ OLANA KÖTÜ ..KÖTÜ OLANA İYİ DİYOR BENCE FAZLA KENDİNİ YORARSAN DÜŞÜNME ZORLUĞU ÇEKERSİN SAYIN AÇBA MHPYİ SAVUNMA KENDİ DÜŞÜNCELERİNİ ORTAYA KOY
ESKİ BOZKURT @ 01.11.2010 14:05:42
Bu kadar şiddetle Akpartinin aleyhine yazılar yazmanı bir türlü anlamıyorum. Halbuki Sen'in de yıllardır savunduğun şeyler için mücadele edip. Ülkeyi bir yerlere getirmeye çalışmıyorlar mı? Yıllarca zindanlarda Sana'da eziyet çektirenlerle mücadele etmiyorlar mı? Yoksa Sen'de yıllar sonra Stockholm Sendrom'una yakalandın da işkencecileri mi savunuyorsun?
Mesele @ 30.10.2010 20:33:58
Bak beyzadem; yıl 1999 ürkeklere değil erkeklere oy verin diyen bir parti %18 lik millet desteği aldı bunu unutmuşssun yada unutur gibi davranmışsın. Nesrin hanım meselesine gelince bugün olsa aynı şekilde davranmasını arzu ederim. Yasal çözüme kavuşturulmamış bir konudur ve orası T.B.M.M dir.Üniversite değil.Oradan AK partinin savunuculuğunu yapacağına sor onlara, 8 yıldır iktidarsın ve anayasayı değiştirmeye dahi kudretin var ve sen bu işi hala çözmüyorsun. Acaba seçime malzememi topluyorsun diye. Yoksa başörtüsü bahane bu sayede toplanılan oylar şahane mi.
Sedat Taşboğa @ 30.10.2010 09:09:06
Sayın Leyla Epözdemir herhalde sayın Açba'nın yazısının sadece başlığını okumuş çünkü eleştiri ile makale konusu uyuşmuyor.
Sedat Taşboğa @ 30.10.2010 08:58:25
Başörtüsü kimin meselesi diye somıuşsunuz sayın Açma .Başım açık ama benim meselem,Sokaktaki aç cocuk da cocuk değilim ama benim meselem,işçi hakları işçi değilim ama benim meselem,Emeğinin karşılığnı almayan köylünün meseleside benim meselem haksızlığa uğrayan herferdin sorunu beniM siziN ve heppimizin meselesidir .Sorunlara böyle bakarsak çözüm üretebiliriz.saygılarımla .AV.Leyla Ekmen EPÖZDEMİR
Leyla Ekmen Epözdemir @ 26.10.2010 11:51:06
Bir düşünsene Beyzadem
Yıl 1999
Bir siyasi parti çıkmış meydana.
"Başörtüsü sorununu ben çözerim,
ürkeklere değil oyunuzu ereklere verin"
diyerek milletimizin oyunu aldı.
Mecliste ilk iş lrak Nesrin hanımın başörtüsünü çözerek işe başla.
Kader bir da bu partiyi imtihan etti.
Ak Parti ile bu işi çözmeye karar verdiler.
ne hikmetse Ak Parti bu meseden ceza alırken.Bu partiye uyarı bile gelmedi
Acaba Ergenekon ile berabr hareket etikleri için mi.
Bu konulara hiç değinmemişsin Beyzadem.
Hakikatten mağdursun sen.
Kalem elinizde oynatın bakalım istediğiniz gibi.
Nasılsa siz çalıp,siz oynuyorsz.
Ömre Bedel @ 25.10.2010 21:41:58