Rivayet olunur ki Adem ile Havva yaratılıp önce cennete, oradaki talimnamelere riayet eylemeyip yasak meyveyi midesine indirir indirmez yeryüzüne sürgüne gönderildiği günden bu güne buğday yemeye mahkum olmuş olmasına amma, evvelemirde hiç olmazsa bir çaresini bulana kadar incir yaprağıyla hiç olmaz ise hacetlerini setretmeye gayret eder. Onun için Yüce Çalabın sadece incir ve de zeytine yemin etmesi değil de incir yaprağının Adem ile Havvanın ilk giysisi olması hasebiyle çok mühimdir. Bu vesileyle de incirin ilk ademin ve de ademoğlunun tesettür malzemesi olduğunu hatırlatmış olalım. Bilahare insanoğlu manevra kabiliyeti sayesinde henüz evcilleştirme faslı başlamamışken avladıkları hayvanları afiyetle yerken öbür taraftan da derisiyle bürünüp giyinmeyi keşfetti. Hayat hergün yeni bir zuhuratla donanıma malik oldukça yeme, içme ve de giyinme, hülasa barınma esasları da sürekli inkişaf üzerine inkişafla terakki ve de tekâmül eyleyip bugünkü ahvali kesbetti.
Yaratılış itibariyle çırılçıplak siluetle yeryüzüne gelip zamanını değerlendirdikten veya tamamladıktan sonra yine aynı minval üzere bütün benim, o benim, o benim diye ifade edilen aidiyet ve aidiyetgahlardan tecrit edilip sıyrılarak tekrar bir hiç olarak aslına rücu olup mahalline mazruf mahza avdet misali serencam ki başka bir tahvili ve de tarifi na mümkün. Geriye kalanın hepsi çelik çomak ve de teferruat. Allah bir nevi hayvanatı giyimli kuşamlı ve de donanımlı yaratırken sözüm ona biz eşrefi mahlukatı çırılçıplak acziyet timsali savunmasız ve de kainatın en gureba mahlukatı olarak yarattı. Keza yeni doğan bir insanoğluna validesi bir gün gibi kısa bir süre ihmal edip hizmetinde kusur eylese önce pişik, sonra mevta olurduk. Bu denli yetiştirilip büyütülmesi riziko şahı olan biz mahlukatın bir süre sonra enaniyet şahikası kesilmesini anlamak mümkün değildir.
Haddizatında insanoğlunun yemesi, içmesi, giyinmesi, barınması sosyo psikolojik silsile mucibince coğrafya, iktisat velhasıl genetik ve de çevre şartlarıyla başlayıp inanç ve de ideoloji etiketiyle de ziynetlenerek gerek müspet ve gerekse menfi meratip gösterip yükselip alçaldığı gibi yatay seyyaliyetlere de hep sahne olagelmiştir. Hasılı adına medeniyet de deseniz, kültür de deseniz seküler bütün hayat ve de şartların sadece dünyevi ifadeyle kalmayıp kendi kendine bir gizem giydirip farklı anlamlar yüklemek maksadıyla bir de bakıyorsunuz ki sıradan bir setret, gizem kesbedip simgeler ve de imgeler deryasına dalıp bir bakıma sosyolojik TSE damgası alıp piyasaya aidiyet zuhuratı olarak endam etmiş. Vay be daha neler, neler. Bir kimesne şöyle, şöyle giyinirse mümin ya da mümine, böyle ya da öyle giyinirse kafir olunurmuş. Pek tabiidir ki dini mübini İslamda bir giyim kuşam çerçevesi olsa gerektir. Amma bu ahvalin sosyal yapı, coğrafya, iklim ve de etkileyici bütün faktörlerden müteşekkil olan kültür, medeniyet ekseninden de etkileneceğini unutmamak gerekir. Dedikten sonra orijin olarak çarşaf ve de kayınvalidemden bahsedeceğim. Gerçi kime benzemeye gayret ederseniz onlardan sayılırsınız tespitinin hakkının kesinlikle verilmesi gerektiğini hatırlattıktan sonra sözüm ona simgeleşmiş eşkâlinde içinin doldurulmuş olup boşaltılmamış olmasının önem ve de ehemmiyetine parmak basmak istiyorum. Sözüm ona simgesine binaen çarşaflı bir hanımefendiyle sarıklı cübbeli bir zatın henüz okuma yazma bile bilmediklerine şahit oldukça bu meselenin daha da teferruatlı ve de çok yönlü irdelenip bir yöne raciymiş gibi tezahür ettirilmemesi gerektiği kanaatindeyim. Mesela çarşafın çok ucuz, ekonomik ve de bütün nakısaları kapatma gibi bir işlevinin de olduğunu unutmamak gerekir. Velhasıl insanoğlu dünyaya iner inmez örtünme ihtiyacına binaen zarureten incir yaprağı ve buna benzer geniş yapraklıları istimalle işe başlayarak sırasıyla hayvan derisi, bilahare hayvan yünleri, daha sonra pamuğu keşfedip pamukla örtünme, ipekle örtünme, son yüzyıllarda da petrol ve neft ürünleri, neticeten sentetik giysiler. İyi güzel bugün herkes bir şekilde giyinme ihtiyacını giderirken bununla da kalmayıp giysilerini simgeleştirme ve hatta ideoloji markası haline getirme teşarşurunda. Aslında bu ahvali kendini bir şekilde ifadeyle kalıp, işi siyasallaştırmasalar mütecanis olma sadedinden kimsenin taan edebileceği bir problem olmayabilir bir zenginlik vesilesi olurdu. Ancak işin siyasallaştırılmasının garabete dönüşme vesilesi olduğunu unutmamak gerekir. Bugün insanımızın içinden çıkılamayan problemleri varken işi sadece giyim kuşam seviyesine indirgenmesinin kötü niyetten kaynaklandığını düşünüyorum. Hele, hele birbirini hiç tanımayan insanların sadece görüntülerini baz alarak değerlendirmesinin ne kadar yanlış olduğunu ifade etmek isterim.
Yıllardan beridir örtü meselesi memleketimizin gündemini meşgul ederken işin halledilmesi yerine tarafların kötü niyetle gerdikçe gerdiklerini yaşadıkça herkes gibi bendeniz de kendi kafamda acaba ne yapabilirim diye düşünüp bir hal reçetesi yazıp Anamuhalefet Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal'a meyillemiş, ayrıca bu metni İnsanname kitabıma da koymuştum. Sayın Baykal'a özetle "Sen T.C. kurucusu olan Atatürk'ün partisinin başındasın. Bu işi olsa olsa sen kotarabilirsin. Biraz milli, biraz da dini söylemle iktidarı da alırsın" demiştim. Belki de bu vesilenin de etkisiyle CHP'nin çarşaf açılımı endam eyledi. Yeri gelmişken Kayınvalidemden bahsetmek istiyorum. Kayınvalidem Trabzon Of eşrafından Nuhoğlu Ali Ağanın kızı Nafiye Nuhoğlu. Kayınpederim de Cemalettin Hacıosmanoğlu 44'lü Rahmetli Piyade Albayı. Kayınvalidemin ailesi geleneksel olarak CHP'li olup yine geleneksel olarak da muhafazakardırlar. Kayınvalidem aynı zamanda Çarşamba Cemaatine mensubiyeti varmış. Bu vesileyle de çarşaf giymektedir. Ama CHP'nin tam 50 yıllık delegesidir. Bugüne kadar bütün seçimlerde CHP'ye oy vermekle kalmayıp canhıraşane parti propaganda çalışmalarını da dini bir vecibe gibi sürdüre gelmektedir. Bu konuda beni bile rahatsız edip enişte eğer oyunu bize vermezsen kızımı senden geri alırım diyebilecek kadar çizgisinde inat sahibi bir insan. Geçen yıllar günlerden bir gün Kadıköy Göztepe Çemenzar Pazarına alışverişe giden Kayınvalidem Nafiye Hanım modern giyimli hanımlar tarafından "Gerici, gerici" diye bağırılarak taciz edilince geriye dönerek söz konusu kadınlara bağırarak "Edepsizlik etmeyin ben CHP'nin tam elli yıllık delegesiyim" deyince her tarafı bir suskunluk basıyor. İşte hal-i pür melalimiz.
Beyler, efendiler, hanımefendiler burası Türkiye. Hepimiz de en azından Türk veya kültürel olarak Türk'üz. Bu işlerin bu kadar gerilip içinden çıkılamaz hale getirilmesinin ne kadar yanlışlıklara vesile olabileceğini hepimiz fazlasıyla bilmek mecburiyetindeyizdir. Giyim kuşam baz alınarak insanlarımızın birbirine kırdırılmasının ne bize ne milletimize ve ne de insanlığa hiçbir hayır getiremeyeceği ortadadır. Milletimiz başörtüsüne karşı olanları da başörtüsünü savunanları da fazlasıyla tanımaktadır. Aslında yoktur birbirimizden farkımız, hepimiz Osmanlı bankasıyız. Simgelerle değil meselenin özüyle meşgul olmalıyız. Daha düne kadar hepimizin anneleri çarşaf giyiniyordu. Şimdi eşlerimiz eşarp takıyor, kızlarımızın başı açık. Kavgaya gerek yok, zaman her şeyin ilacıdır. Sabır, sabır, zehebe ilel kabir. Vesselam
Yazı Tarihi : 24 Ekim 2010 Pazar
Bu yazı 162 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar
yılmaz @ 25.10.2010 11:56:24