TAVSİYECİLERE TAVSİYEM

Hayrullah Şanzumi

Hayrullah Şanzumi
Yeter artık tavsiyenin tadı kaçtı; insaf, hep bana değil biraz da kendinize çalışmaya çalışınız.
25. Kitabımı tamamlayıp 26. Kitabım olan "Zuhuratname"ye başlamış bulunmaktaydım.
Yıllar önceydi.
Bu adamın okuryazarlığı falan yoktur, her şeyini bizler yazıyoruz diyen zevat bilahare de bu yazıları Galip adında birileri yazıyor diye dedikodular üretmeye gayret ettiler.
Evet, doğrudur yazılarımı Galip Bey daktilo ediyor.
Şimdilerde de bizim için söyledikleri, kendisi yazıyor ama çok kalitesiz demeye başladılar.
Çok enteresandır, halen edebiyat öğretmeni olan komşum İbrahim Kara'ya rica etmişler, ne olursun bu deliyi takip et de bu yazıları kendisi mi yazıyor, yoksa birilerine mi yazdırıyor.
Adamcağız da hayrete düşerek gelip benimle paylaştılar. Ben de kendisinden izin alarak ifade edip işin vahametini sizlere yansıtmaya gayret ediyorum.

Aslında bu takip faslının onların bu yazıları beğendiklerine delalet etse gerektir kanaatimce.
Aksi takdirde bir deli zırvasını takip etmenin ne anlamı olsa gerektir. Bendenize de zaman, zaman tanıdıklarım soruyorlar.
Hocam senin bu külliyatını Tavsiye Efendi adında birisinin size yazdırdığını iddia ediyor doğru mu? Sorusuna ben de gülümseyerek cevaben diyorum ki, evet, eğer o vatandaş bunları benim için yazıp zahmette bulunmuşsa Allah kendisinden razı olsun.
Ama ona benden de selam söyleyin hepsini bana yazmasın, ömrü de az kalmış olsa gerektir.
Bundan sonraki hayatını da kendisine de birkaç sayfa yazı yazmasını tavsiye edin deyince de ortaya tam bir ortaoyunu tebarüz ediyor.
Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan geçen seneler sert bir konuşma yaparak öğretim üyelerinin hiçbir şey üretmediklerinden yakınmıştı.
Bir Allahın kulu çıkıp da başbakana bir koli çalışma ve icatlarını gönderip "Efendim lütfen sözünüzü geri alır mısınız bakın çalışıyoruz. İşte ürettiklerim diye bir tepkide bulunmadığından da anlaşılacağı üzere demek ki başbakanın haklılık payı varmış.
( Bu vesileyle nahif ve de çok değerli ilim adamlarını tenzih etmek isterim; bunların sayısı çok az da olsalar).
İçi boş büyük kariyerlerin demek ki hiçbir anlamı yokmuş. Ziya Paşa'nın da dediği gibi "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz". Üniversitenin en ala makamları olan YÖK Başkanlığı, üyeliği, Rektörlük, Dekanlık gibi masaları deruhte edebilirsiniz ama bir akademik insan olarak eğer orijinal bir eseriniz, icadınız, buluşunuz veya tespitiniz yoksa hiç kimse sizi kale bile almaz.
Hiç ummadığınız mercilerden fırça bile yerseniz şaşırmamak gerekir.
Çünkü son Rektörlük atamalarındaki zevatı kiramın Ankara seyahatlerini ve başlarına gelenleri görenler cesaret edip bir yazabilseler ne demek istediğimi fazlasıyla anlayacaksınız.
Hal böyle olunca lise mezunu bir başvekil size taanda haklı çıkmaz mı ve ben iddia ediyorum ki hangi eğilimin temsil ettiği iktidarın başbakanı olursa olsun bizler mensubu olduğumuz ilim camiasının birer yüz akı olabilip ortaya orijinal bir eser koyabilseydik ilgili başvekillerin hiç de gurur meselesi yapmadan ziyaretimize törenle gelip ellerimizi öpmekten içtinap etmeyecekleri kanaatindeyim.
Yeter ki biz o seviyede bir ilmi otorite olabilelim, bunu kesb edebilelim ve buna liyakat gösterebilelim.
Buna da en bariz misalin Cumhurbaşkanımız Sayın Doç. Dr. Abdullah Gül'ün ki -kendileri Sakarya Üniversitesinin yetiştirdiği bir akademisyendir- cumhurbaşkanı olur olmaz kendi hocası ve hepimizin de hocası olan rahmetli Prof. Dr. Sabahattin Zaim Beyin ellerini eski MTTB merkez binası olan İstanbul Cağaloğlu'ndaki salonunda öptüler; medyada da defalarca buna şahit olmuştuk.

Haddizatında bizler için en kıymetli ve saygıdeğer olan zevatın ilk mektep hocalarımız değil midir?
Onları her gördüğümüzde hemen kendimize çeki düzen verip ellerinden öpmez miyiz? Bendeniz de bu vesileyle bütün öğretmenlerimi ve hassaten müspet izler bırakabilen aşiretlim Kavili Muallim ve gerçek ehlibeyt dostu rahmetli Ali Taştan Bey ki kendileri zamanın en kıymetli öğretmenlerini yetiştiren Köy Enstitüsü mezunu iyi bir sosyal demokrat ve o kadar da dini bütün ahlaklı insan-ı kamil olan öğretmenimi rahmet ve de minnetle yad ediyorum, ruhları şad olsun, toprağı bol olsun.

Binaenaleyh sahte tavsiyecilere diyorum ki eğitim hizmetleri çok zor, çileli, meşakkatli olduğu kadar bir o kadar da ilahi düstura sahip olması hasebiyle eğer bu iş size angarya gibi geliyorsa tez elden bu işten içtinap edin, bundan maada başka ne iş yaparsanız yapın daha çok paralar kazanabileceğinizi de temin ederim.
Osmanlı döneminde meşhur bir müderris varmış. Beklediği itibarı göremeyince kızıyor ve gidip serasker oluyor.
Zaman, zaman bizler de şahit olduğumuz gibi bazı zevatın protokoldeki yerlerini beğenmeyip feveran ettiklerine; hâlbuki mekan insana değil eğer insan mekanı şereflendiriyorsa
(Şerefil mekan bil mekin) bir anlam kazanır. Bunun aksinin bir kıymeti harbiyesi olmaz. Böyle olunca da mekandan ayrılanlar hırçınlaşmaktadır.
Çünkü şerefi kendinden menkul değil de koltuktan almak çok tehlikelidir.

Rahmetli Prof. Dr. Sabahattin Zaim Bey Hocamız –Prof. Dr. Sedat Murat ki şimdilerde hocamızın makamını deruhte etmektedirler- o da şahittir. Bizlere derlerdi ki "Aman ha hocalığınızı küçümsemeyiniz".
Zaten ana problem de burada mündemiç değil mi?
Eğer herkes kendi yaptığı işi işlerin en mübareği ve Tanrının ona emaneti olarak algılayabilse ve bu şuurla işini en güzel bir şekilde ifa etse bu dünya arenasında hiçbir huzursuzluğun olabileceğini zannetmiyorum.

Evet, Rahmetli Hocamız Prof. Dr. Sabahattin Zaim Bey vefat edip cenaze merasimi ve de namazı eda edilip ebedi yolculuğuna tevdi edildiğinde başta bütün devlet erkanı ve mensubu olduğu milleti, talebeleri onu dualarla uğurlarken hocamızın tabutunun altında sağ tarafta Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, sol tarafında da Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan vardı.
Bu manzara hakikaten göz yaşartıcı bir hadiseydi.
Bu mazhariyet olsa, olsa büyük hocalara yakışırdı ve çok da yakışmıştı.

Şahsen ben bir beşer olarak bundan çok etkilendim ve çok duygulandım. Rahmetli Prof. Dr. Sabahattin Zaim Hocamızın Yüksek Lisanstan danışman hocam olması hasebiyle kendilerine olan yakınlığım ve sürekli görüşme şansına sahip olabilmem, gerektiğinde desturla evine gitmiş olmam hasebiyle bütün genel seçimlerde bütün siyasi partilerden milletvekilliği teklifleri aldığına defalarca şahit olduğumu ifade ederek şu sonuca vardığımı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Demek ki hakikaten hocamızın da buyurdukları gibi hocalık hiçbir makama feda edilemeyecek kadar en büyük mertebeymiş.
Yeter ki sizler ve bizler o kırat hoca olabilelim. Hocalığı sadece bir adres olarak kullananlara zaten diyecek hiçbir şeyimiz olamaz.

Hülasa ilim adamı siyaset adamının peşinden koşarsa itibarını yitirir. Ama siyaset adamı gerçek ilim erbabının ayağına gidiyorsa işte orada saygı duruşuna geçmek lazım.
Demek ki o siyaset ehlini oraya götüren kudret ilmi kudrettir.
Yeter ki o ilmi kudrete hep sahip, hem de liyakat kesbedebilsek. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün zaman, zaman ilim erbabıyla yemekli sohbetlerini ve hatta İsmet İnönü'nün mutad olarak lise müdürleriyle toplantılar yaptığını ve zamanın öğretmenlerinden Erdal İnönü'nün mualliminin Cumhurbaşkanı İnönü'ye mektup yazıp oğlunun durumunu öğrenmesi için ayağına çağırmasını ve İnönü'nün zamanın Maarif Vekili Hasan Ali Yücel'le birlikte bu öğretmenin ziyaretine gittiğinin ne denli manidar olduğunu yakınçağ tarihi açısından bütün devlet adamlarımızın kulakları çınlasın sadedinden hatırlatmakta fayda mülahaza ediyorum.

Binaenaleyh bendenizin gerek iktidar ve de gerekse muhalefet partilerinin Genel Başkan ve yardımcıları seviyesinde akraba, dost ve halen elli kadar da mebusla gööz dolduracak kadar yakınlığım olmasına rağmen hiçbirisine gitmeyi aklımdan bile geçirmezken bir de baktık ki melunun biri bütün mahremi deşifre ettiği gibi yazılarımızın yayınlandığı site, dergi, gazete gibi yayın organlarına siyasi otoriteler aracılığı ve tehditler kullanarak bizi yazı dünyasından mahrum eylemeye çalışmış, bu vesileyle bizim yazı yazdığımızdan bile haberdar olmayanları bilgilendirdiği ve aslında farkına varmadan benim propagandamı yaptığını ve bu vesileyle kendilerine teşekkür borçlu olduğumu ifade etmek istiyorum.

Neticeten bu fakir hâlihazırda Sakaryahalk Gazetesi, www.sakaryahalk.com ve www.medyabar.com da sürekli yazıyorum.
Bir de dost ve ahbaplarım bu yazıları buralardan alıp kendi sitelerine naklediyorlar.
Şu anda onbinin üzerinde bir okuyucu kitlesine sahibim.
Bunların hepsini de baştabana adavet besleyen melunata borçluyum. Çünkü vatandaş yazılarımı önceleri şekva maksadıyla servis yapıyor ve bu vesileyle yazılarımızdan bihaber olanlar yazıları birkaç defa kontrol maksadıyla okumaya alınca artık müptelası olup bir daha bırakamıyor.
Nasıl ki Kırşehir'in Hacıbektaş İlçesindeki Hacıbektaş-ı Veli hazretlerinin makamını bir defa ziyaret edip o güzelim arslanlı çeşmeden bir tas su içip alevi oluyorsa bu fakiri bir defa okuyup Şanzumi ahfadı olmayana tesadüf etmek na mümkündür.

Hey sahte tavsiyeciler şimdiye kadarki tezellüm babından hizmetlerinize şükranı nimette bulunmak gerektiğine itiraf ediyorum. Ama size son ve de en ihlaslı tavsiyelerin tavsiyesiyle haykırıyorum.
Ne olursunuz hep gelip bizim kümese yumurtlamayın.
Biraz da kendinize çalışın.
Hak Teala hiçbir emeği boşa çıkarmaz. Haydi gayret biraz da kendinize çalışınız.
Yıkılın önümüzden düşün yakamızdan. Encamınızı Hak getire. Vesselam!



Yazı Tarihi : 10 Ekim 2010 Pazar
Bu yazı 542 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Şanzumi hocanın bu hafta yeni bir yazısı yokmu? Hoca'ya Sakarya Üniversitesi Rektörlük seçimlerinde başarılar diliyorum. Allah yazılarında hakkı ve adaleti savunarak okuyucularına ilham kaynağı olan Şanzumi hocayı Üniversitenin başında görmeyi nasip etsin. Allah kolaylık versin.
Burhan Kutsi Cevahir @ 20.10.2010 07:29:34
Allah razı olsun hocam...coştukça coşturuyorsun bizleri...çok değerli görüş,çözüm ve tavsiye ikramlarınızın devamı dileği ile...gönlünüz dert görmeye her daim....selamlar....saygılar...
kamil @ 14.10.2010 13:28:10
hocam 10m numara bir yazı kaleme almışsınız tebrik ediyorum sağ olun var olun
hasan alp @ 12.10.2010 10:01:01
Prof. Dr. Sabahattin Zaim hakkında yazdığınız satırları okuyuncu gerçekten çok duygulandım. Hocam gerçekten ilim dünyasının en önemli kişileri ile beraber çalışmışsınız. Sabahattin Zaim'in ardından gelen Prof. Dr. Mehmet Said Doğan'da aynı gelenek ve sabırlı bir yolda ilerliyor. Şahsınızın Rektörlük yarışında önüne çıkartılan engelleri rahatlıkla aşacaksınız. Türkiye sizin gibi bir münevveri en yüksekte görmeyi arzuluyor. Maaleesef üniversitelerimiz sizin deyiminizle curufat dolu. Ama bu curufatların işlenme tekniği oldukça korkmayalım. Hepsini topluma yine siz kazandıracaksınız. Sakarya Üniversitesindeki atıl kapasiteyi siz harekete geçireceksiniz. "Muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur."Sakarya'ya Doğan gerek....
ALPTEKİN CEVHERCİ @ 12.10.2010 08:51:13
Değerli hocam. Şahsınızın Sakarya Üniversitesi rektörü olacağına dair haberleri haber sitelerinden okudum. Çok mutlu oldum. Sizi üniversiteden yine bir öğrencim aracılığı ile tanıdım. Nüktedanlığınız ve kültür birikiminiz bende büyük bir hayranlık uyandırdı. Yazılarınızı uzun zamandır bu siteden takip ediyorum.Sakarya Üniversitesine sizin gibi bir filozof profesörün seçilmesi Türk üniversite camiası için gerçekten büyük kazanç olacak. Dualarımız ve temennilerimiz sizinle. Allah bu yarışta kolaylıklar versin diyorum. Rektör seçilmeniz durumunda inşallah yazılarınıza ara vermezsiniz.
Berna Türeci @ 11.10.2010 16:13:10
Online Ziyaretçiler
-