Şüphesiz ki her canlının bir hayat üslubu, her üslubun da kendi nev-i şahsına münhasıran bir itikadı mevzuubahistir. Daha makalemin başında bu cümleleri okur okumaz bazı mazarrat mahlukatın yahu hocam aklı olmayanın itikadı olur mu diye soracak olanlara peki farz edelim ki haklısınız, o zaman benim de şu soruyu sorma hakkım doğmaz mı? Dünya kuruldu kurulalı her akıl sahibi insanın itikadı var mı diye soramaz mıyım? Hasılı bu ayran çok su kaldırır. Bizim İslam dininde bile aynı zamanda hem itikadi mezhepler, hem de bu meyanda amelde mezhepler mevzuubahis olabilmiş. Öyleyse bendeniz de diyorum ki akıl sahiplerinde hem itikatta ve hem de amelde itikat olduğuna göre sadece can sahibi olanlarda itikatta değil de amelde bir yol olması gerekmez mi? Gerçi herkes bilir, ama tekrarında fayda mülahaza ediyorum. İtikatta mezhepler nasıl inanılması gerekliliğini disipline etmekle meşgul olurken ameli mezhepler de nasıl tapınılması gerektiğini çevre kültür, medeniyet eksenli olup vahye de ters düşmeksizin insanoğlunun menafine göre terettüp eylenen disipliner kulluk eylemine tesmiye olunan ahvalden öteye gidilememektedir. Esasen bu ihtiyaç efendimizin ahrete irtihalinden doğan boşluk ve de İslamiyet'in geniş bir coğrafyaya intikalinin sonucu olsa gerektir. Demek ki her nimetin beraberinde getirdikleri külfetler zinciri vukua gelebildiği gibi her zorluğun da beraberinde neşet ettirdiği çareler kaçınılmaz olup bu gibi mezheplerin yeni içtihadi çıkış yollarının dinimizin birer zenginliği mesabesinde olduğunu da unutmamamız gerekmektedir. Çünkü herhangi bir yerleşim merkezinin kendi coğrafi tarihi sosyolojik, psikolojik özelliklerinden doğan enginliklerin beraberinde getirdikleri zorluklar ve de bu zorluklara binaen getirilmesi gereken kolaylıkların kendi yapıları içerisinde birer içtihat problemi oldukları malumumuzdur. Hasılı bu eylemlerin ecmaine muhatap olabilmenin yegane belirleyicisinin aklın hamaliyesinden geçtiğine delalet eylemektedir. Filhakika beyanına gayret eylediğim gerçekliğin aslında her ziyruh için geçerli olduğunu fakat bütün ruh sahiplerini veyahut da başka bir ifadeyle can sahiplerinin tasnifatının yapılırken akıl sahiplerinin itikatta dertlendiklerini geriye kalanlarının ise akli mükellefiyetleri olmasa da bu mükellefiyetin beraberinde getirdiği sorumluluklardan yani ameli eylemlerinin dışında yaşayabilme şartlarının ifasının da başlı başına birer ameli eylem olduğunun altının çizilmesi gerektiğini vurgulamak istiyorum. Yani amel sadeced ibadet anlamında değil de bütün olarak bir can ehlinin biycandan müstağni olduğunu canlının akılsız da olsa cansızdan farklı olarak bir amelinin olduğu aşikardır. Her ne kadar biz zevahir ehline göre akılsız canlının amalinin sıradan bir eylem olduğunu zannetsek de tasavvuf ehline göre her ziyruh kendi lisanı haliyle bir zikir ahvaliyle meşguldür ki bizim mezarlıklara canlı ağaçların dikilip korunması bir sünnet mesabesinde kabul görmüştür. Hatta bu gibi selvilerin zikrinden yatan mevtanın da nasipdar olduğu hep düşünüle gelmiştir.
Evet, akıl sahibi, akıl sahibi olmayan canlı ve de bütün mahlukatın itikadi problemleri meyanında birer yaşama üsluplarının olduğu kaçınılmazdır. Belki bir itikat bilimciye göre bu sınıflandırma makul olmasa da bize göre böyle bir tasnifin meseleye daha bütüncül bakabilmeyi sağlaması açısından çok ehem olacağı yönündedir. Filhakika akıl sahibi de olsanız akıl nimetinden yoksun da olsanız kendi pozisyonunuza göre evvelemirde hayatiyetinizi sürdürebilmeniz açısından muhtacı olduğunuz nimetlerden istifadeden sonra yapabileceğiniz ilk eylem ben Yüce Kudrete nasıl inanıp bilahare nasıl tapınmam gerekir meselesidir. Demek ki iman eylemine kadarki mücadelede de bütün ziyruh aslında birbirinin aynını olup birbirinden farksızdır. Öyleyse verilen nimetler muvacehesinde sorumluluklar olsa da her ziyruh akli olmasa da yaşayabilme ızdırabıyla en azından amelde aynı azaba müpteladır da kimse bunun farkında bile değildir. Daha spesifik bir örnekle mesela bir insan aklıselim olabilme yeteneğince evvelemirde beslenme, barınma gibi ihtiyaçlarından sonra itikadi ihtiyaçlarıyla debelenirken öte yandan en basit bir misal olması hasebiyle bir hıyar sebzesinin görünürde aklı olmadığı halde ona verilen güdü muvacehesinde toprak su ve de güneşten nasibini alarak fırsat bulabildiği yön ve de mekanda yayılıp mekan tutup meyvesini yani sebzesini vermesi hadisatında aslında görünürde sadece ameli bir eylem mevzuubahis olurken aslında mütesettir bir itikadi eylemin de olmadığını hiçbir kimse iddia edemez. Çünkü bütün ameller bir itikada mebnidir. Hıyar tohumunda şifrelenmiş genetiğin itikadı olmasaydı yani dallanıp budaklanabileceğine inancını kaybetmiş olsa onun amelinde görülen büyüyüp sebze verme eyleminin husule gelebileceğine imkan ve de ihtimal mevzuubahis olamaz. Öyleyse gelinen noktanın bırakın ziyruhun, bir bütün olarak düşünüldüğünde aslında canlı cansız, akıllı akılsız bütün mevcudatın kendi yaratılış maksadına göre dizayn edilen ve dahi her mahlukatın kendi yapısı içerisinde sünnetullah üzere bir eyleme mebni olarak halk edildiklerini kanıksarsak en azından ruhsal bakımdan yükümüzü hafifletmiş oluruz. Nasıl ki herkesin hayatı kendisini ilgilendiriyorsa bir bütün olarak telakki edildiğinde her mevcudatın bir bütünün ayrı bir rüknü olduğunu bu çetrefilli ilişkiler ağından aklıselimle ayrıştırıldığımızda tevhit idrakine vasıl olabileceğimize, aksi takdirde içinde yanıp tutuşup boğulacağımız azaba itikadi azab denileceğini unutmayalım.
Her şeyde olduğu gibi itikatta da insicam üzere olabilmemiz için insicam sahibi olmamız gerekir. Peki ya insicam nedir derseniz: İnsicam suyun dökülüp devamlı akışı, düzgünlük, sağlam ve ittirad ile arızasız tertip üzere olmak, devamlı yağmur yağmak. Edb: düzgün tertipli pürüzsüz söz. Kitabın ifadesi, güzelce ve düzgün tertip üzere olmak.
İttirad: İntizamlı, uygun şekilde, saat gibi intizamlı hareket, sıra ile birbirini takip eden ritmik eylem
Velhasılıkelam hülasa zerreden küreye bütün oluşum, hareket ve de disipliner realitelerin birbirinin mütemmimi olduğunu birbirinden farklı olmadığını beyanla itikatta da azaba mahal bırakılmadan herkesin içine sindiği kadarıyla itikat üzere olup azabdan münezzeh olunması temennisinde bulunurken peki ya hocam mutekid
Yazı Tarihi : 29 Eylül 2010 Çarşamba
Bu yazı 65 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar
Yılmaz @ 01.10.2010 16:44:37