ZUHURATTAN MAHMURLUK

Hayrullah Şanzumi

Hayrullah Şanzumi
Şüphesiz ki Cenabı Zülcelal her an bir zuhurat üzeredir. Onun bilgisi ve ilmi dışında bir yaprağın bile kıpırdamadığını herkes bilir, işine gelmeyenler de bilmezlikten gelir;
ama değişen bir şey olmaz. Olan olur sonucuna katlanmak mecburiyetinde kalır. Sadece teolojik serencam değil müspet bilim diye tabir olunan laboratuar malzemesi de bu ahvalin tam ortasındadır.
Hasılı kainat her gün yeniden kurulur ve her an binlerce yüz binlerce zuhurat vaki olur. Biz istesek de zuhuratlar olur, biz istemesek de zuhuratlar vaki olur. Bu sözkonusu zuhuratların bazısı bizi direkt bazısı endirekt, bazısı da bizi hiç etkilemiyor zannetsek de kainattaki vuku bulan vaki zuhuratların hepsi sadece biz ziyruhun değil cansız tabir edinilen mevcudatı da bir şekilde etki dairesi içerisine alır. Mamafih biz ruh ehli, olup bitenlerden ya müşteki ya da şükran-ı nimet kabilinden hep bahseder duygu ve düşüncelerimizi dillendirir, ya da mükatebeye mevzuubahis kılarız. Cansız ve de ruhsuz zannettiğimiz cansız mahlukat da aynen canlılar gibi sürekli bir değişim, dönüşüm ve de oluşum içredirler. Bunların bu ahvalini ancak ve ancak ona künfeyekün diyen Yüce Kudret Çalabı Azimüşşan değiştirip, durdurup ya da nihayete erdirebilir. Bu iş böyledir.

Aynı minval üzere herkesin bir imtihanı ve de süreci söz konusudur. Yüce Çalap için aramızdaki silsile-i meratibin hiçbir kıymeti harbiyesi yok olup bu edna belirleyicilerin biz gureba için tavsif sadedinden belki de bir geçerliliği olsa gerek; o da kişisine, anlayışına göre mukabelatla teati görür.
Aynı minval, aynı serencam üzre mütevazı mahlukatın bu gibi tevzifatı malayaniden telakki edip kendisini gönüllü derdest eyleyip ıskartaya ayırınca ahmakların fırsattan istifade sanki gözü açık becerikli birisi olup yedeğinin de olamayacağı zehabına kapılarak biraz da zuhuratlar şımartısına dayanıp bütün güç, kudret ve de varlığı kendisinden menkul zannedip azmanlaştıkça azmanlaşanların o koca uzun mühlette şükür, hamd, teşekkür faslını hiç de aklına getirmeksizin kendi uyduruk makamlarını da garanti altına alabilmek için de etrafında alternatif olabilecek her türlü mahlukatı ortadan kaldırmaya huruç üstüne huruç ve de sonunda şeytani ittifaklar. Neticeten vakit gelip çatar, zulüm nirengi noktasını aşar.
Gayretullaha dayanan tezellüm birden silkelenip hava dolu bir balon misali akamet vaki olur da çılgına dönersiniz. Ama neden, niçin, nasıl her şeyin bir zamanı var. O da gelip geçince yapılabilecek hiçbir şey yoktur. Vakti zamanında bütün zuhuratların nefsi emareleriniz doğrultusunda tezahür etmesini, yoksa tabii bir hak mı zannettiniz? Hani Haman, hani Karun, hani Yahya, hani Musa, hani Firavun, hani Nemrut, hani Şeddat. Gerçi sizin iktidarınız bunların yanında bir sivrisineğin midesinde temerküz eden dünyalıktan daha fazla olamaz. Ama bunları hatırlıyoruz ki üzülüp de bir kalp enfarktüsü falan geçirmeyesiniz. Bir taraftan bütün moral değerlerimiz ve dünyanın bütün mazlum ve de mağdur insanları inim, inim inlerken biliyorum senin ve de senin gibi zırıltıların kılı bile kıpırdamazken yaptığın zillet organizasyonunun akamete uğraması seni ya mefluç, ya da aklından edecek. Şüphesiz anlaşıldı yine eskisi gibi zuhurat mı istiyorsun? Al işte sana zuhurat. Bizim dervişler dememişler mi "Narın da hoş nurun da hoş". Birazcık titre, kendine gel, tövbe estağfirullah çek, şeytana şerik olmaktan vazgeç, onun lain olduğunu unutma. Hani hatırlar mısın, tam yirmi beş sene hak etmediğin halde iyi niyet ve gönüllü feragat timsali insanların sayesinde yedin, içtin, semirttin, o da kalmadı. Kul hakkına gark oldun, yalan söyledin, müfteri oldun, maiyetini ve bütün karşılaştıklarını birbirine kırdırmayı bir akademik heves haline dönüştürüp kana, kana kanıksadın.
Önden ısırdın, arkadan tekmeledin, yandan yumrukladın, ittin itiştirdin, kaptın kapıştırdın, neticeten ha 25 sene, ha 25 saat, ha 25 dakika, ha 25 saniye su gibi gelip geçmedi mi? Biliyorum, ızdırabını da çok iyi anlıyorum. Ah bir daha aynı eşşekistanı bulup etrafında fır dönen mazlumlara kavuşup bütün duygularını tekrar, uyarlasan diye geberiyorsun ama artık vakit çok geç.
Onu sen gecenin karanlığında yapabiliyordun ama Allah'a hamdolsun ki zulmet gecesi akamete uğrayıp artık rahmet güneşi doğdu. Zuhurat mı istiyorsun işte zuhurat, işte zuhurat, işte zuhurat. Öyle zuhurat dediğin hep senin ve senin gibilerin keyfine göre tezahür etmeyebiliyor. Her şeyin bir zamanı, zemini, bir de azmanı şerifi var. Ne yazık ki onu ne ben ne de senin gibi hamakat timsali mahlukat belirlemiyor.

Evet, biliyorum zuhurattan sarhoş olmuştun.
Mahmurluk arayıp kuduruyorsun. Artık bundan böyle sarhoşluğunu giderecek Azrail'den de mühlet aldıracak mahmurluk bade bulabileceğini zannetmiyorum. Geriye tek çare kalıyor; Allah'ın inayetine, kulların hakkına sığınmak vesselam.



Yazı Tarihi : 22 Ağustos 2010 Pazar
Bu yazı 61 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.
Online Ziyaretçiler
-