Üç harften oluşan söz kelimesinin yüklenebildiği münderecatı bir düşünebilsek ne denli dikkatli olmamız gerektiğini tefrik edebiliriz.
Evvelemirde işe imanla girecek olursak şunu unutmamak gerekir ki mümin veya münkir olabilmenin bile yegane itirafgahının söz ile başladığını unutmamak gerekir. Bizim kültürümüzde söz esastır.
Eskiden söz üzerine beyat edilir, yine söz üzerine ticari antlaşmalar bağlanırmış. Sözlü şakanın su götürmediği iki konu vardır. Şakayla itikadi mevzular konuşulmadığı gibi şakayla karı da boşanmaz.
Çünkü birileri şakayla ben münkirim dese veyahut da rol icabı karım benden boştur dese klasik hukukumuza yani fıkha göre o kişi dinden de tard edilmiştir, eşinden de boşanmış kabul edilirdi.
Pek tabii ki bugünkü modern hukukumuzun encamı farklı olsa gerektir.
Bizler bu vesileyle nostalji uyarlıyor. Sözün bizim kültürümüzde ne kadar bir yaptırımkar olabileceğini tespitle müşteğiliz. Hasılı bir insan iki kişinin huzurunda sözlü olarak ben kafirim dese, kafir olduğu varsayıldığı gibi keza iki er kişinin mümeyyiz vasıflarıyla birlikte ben eşimi boşadım dediklerinde boşanma işlemi kabul görüyordu.
Fıkıhta bunun detaylarıyla karşılaşmak mümkündür.
Ancak bizler kaba çizgilerden bahsediyoruz.
Bu eylemlerin doğruluk veya yanlışlıkları bizim konumuz olmayıp sadece durum tespitiyle onun üzerinden sosyoloji yapmaya gayret ediyoruz.
Demek ki söze bu kadar önem atfedilmesinin bizim kültürümüzde çok derin izlerinin olmasından kaynaklandığının altının çizilmesini gerektirdiği kanaatindeyiz.
Çünkü Yüce Çalabın yüce kitabı Kuran-ı Kremde pek tabiidir ki Müslümanların genel olarak yapmaları gereken kurallarla yapmamaları gereken kurallar irdelenirken çok baskın bir ayetin merkeze alınması gerektiği kanaatindeyiz.
"O müminler ki sözlerinde dururlar" kelamullahı bizlerin her önümüze gelen tekliflere evet demememizin gerekliliği üzerinde durarak makul bir şekilde verdiğimiz sözleri yerine getirip sonuna kadar da onun arkasında kalmamız gerektiğini korku veya menfaat karşılığında doğru sözden cayılmamasının önem ve de ehemmiyetiyle beraber yalancı şahitliğin de en büyük günahlardan olup tanrının affetmediği kul haklarındandır.
Binaenaleyh söze genel hatlarıyla bir irdeleme yapmamız gerekirse öyle ortadan rast gele herhangi bir sözün sarf edilmemesi gerektiği gibi ölçerek biçerek en doğrusunu konuşmamız gerektiği gibi doğru sarf ettiğimiz her kelamın da arkasında adam gibi durup bilahare işimize geldiği gibi tevilata gitmememiz gerektiği ortada olup hakikaten bu kadar vasıflı vasıfsız insanların sürekli yalan beyanlarına kılıf uydurarak yok ben siyaset veya politika üretiyorum diyerek kendilerini kurtarabileceklerini zannediyorlarsa vay onların haline.
Mamafih mümin kolay, kolay yapamayacağı ve de ifasında zorlanacağı hiçbir sözü söyleyemeyeceği gibi ağzından çıkanı da kulaklarının duyması gerektiği ve dahi ölümü pahasına onu yerine getirmesi gerektiği zorunluluğu başta kutsal metinlerimiz ve bilahare kültürel zenginliklerimizin hepsi bir hayat memat meselesi olarak bu meseleye titizlik göstermektedirler.
Binaenaleyh iman esasının bile söz ile ikrarla başlayıp ilgili imanın muhafazasının da yine sözden geçtiği bir medeniyetin mensupları olarak sazımıza sözümüze özümüze özel bir yer vermiş olmanın gururuyla meşhur bir darbımesel ile söz ola durdura savaşı, söz ola kestire başı, söz ola yedire ağulu aşı yal ile bal ile demişler.
Demek ki sözün bizde bu kadar önemi var.
Zaten söz bizde bu kadar önemli olmasaydı bizim kültür ve de medeniyetimize büyük ölçüde sözlü denilir miydi? Ha sözlü kelimesi bizde bir başka ehemmiyetin de banisi olarak endam eylemektedir.
Bir yiğit bir cinsi latife gönül kaptırıp nişanlılık döneminden önceki antlaşmalarına da sözlülük, bu eyleme de benim sözlüm ifadesinin kullanıldığını da bu vesileyle hatırlamış olalım. Sözlenmek, söz atmak, söz vermek, sözünde durmak, o adam çok muhterem bir kişidir mutlaka verdiği sözünde durur, o sözünün eridir, sana söz vermiştim, haniya sen bana söz vermiştin.
Tatlı söz yılanı bile deliğinden çıkarırmış, sözlü edebiyat, söz makamı, deli saçması sözü, akil sözü, devlet adamı sözü, aksakallılar sözü, elest bezmindeki sözümüz, ruh teslimindeki söz, vasiyette söz, siyasi söz, ahlaki söz, edebi söz, itikadi söz iktisadi söz, zavallıca söylenen söz, hakimiyet edalı söz, karmakarışık söz, nezih söz, kibar söz, nehafetkar söz, kaba saba söz, ne dediğini bilmeden söylenen söz, ahir ömründe nasihat gibi söz, Allah'ın sözü, peygamberlerin sözü, evliyanın sözü, eğniyanın gerebanın sözü, baba sözü, anne sözü, büyük sözü, ata sözü, türkü sözü, şarkı sözü, darbımesel sözü, hukuk sözü, uluslar arası münasebetlerde tarafların sözü, velhasılıkelam elest bezminden tutun da kainatın yaratılışından günümüze kadar süregelip kıyamet ve de ahret aleminin encamına kadarki gerek Allah'la başlayarak ve dahi gerekse bütün insan, hayvan, nebatat, ecinniyat melekutun ecmainiyle gerek konuşarak ve de gerekse yansıyarak bir şekilde anlaşabilmenin yegane dili ve aracı olarak söz.
Bu söz sözlü de olsa söz beden dili veya bir çeşit işaretler maharetiyle de olsa söz olarak telakki eyleyip kümülatif olarak hepsine söz denildiğini, bunun tefrik edilip edilmemesinin hiç de önemli olmadığını bir sağır dilsiz insanın el işaretleriyle ortaya koymaya çalıştığı meramında her ne kadar görünürde fiziki bir eylem olsa da o netice itibariyle sözün ta kendisinden başka hiçbir şey değildir.
Bu söz eylemi bizim kültürümüze öyle bir perçinlenmiştir ki ahiliğin ve de Aleviliğin de üzerine basa, basa benimseyip kurallaştırdığı veçhesi ile bir insanın kemalat vasfının diline, eline, beline sahip olmasından test edilebileceğini savunmaktadır.
Eğer bir insanın dilinden, elinden, belinden emin olunamıyorsa o toplumun en şerli insanıdır.
Yalnız kimseye zarar vermeyeyim diye bir insan doğruya doğru yanlışa da yanlış diyemiyorsa o zat işte dilsiz şeytanın ta kendisidir. Pek tabiidir ki söz bir sanat olarak istimal eylenmelidir.
Sözün gerektiği yerlerde de söz esirgenmemelidir.
Çünkü kültürümüzde sözünün eri, sözünü esirgemeyen yakıştırmaları bir dirayetin de ifadesi olarak kullanılagelmektedir.
Söz aşağı, söz yukarı, sağa söz, sola söz, önümüze söz, arkamıza söz, rabbimize söz, onun resulü kibriyasına söz, evliyaya söz, enbiyaya söz, çoluk çocuğumuza söz, konu komşuya söz, şehitlerimize, gazilerimize söz, vatana söz, millete söz, bayrağa söz, sancağa söz.
Bütün dost ve de ahbaplara söz, düşmana da söz.
Bizim sözümüz özümüzden olup biz söz verip de sözümüzde duranlardan olacağımıza söz verdiğimize sözü yaratan Yüce Çalabımıza söz.
Söylenen her sözün muhafaza edilen veya edilemeyen her sözün taşınan sözün, tutulan veya tutulmayan her sözün, muhatap olunan her sözün, ilahi olsun mahluktan olsun her nevi sözün adeta bir köz gibi size azap verdiğinin hiç farkına vardınız mı?
Hakikaten söz azabı deyip geçmeyelim.
Sözün azabına müstahak olmamak için elimizden gelen gayreti esirgemeyelim. Sözün gazabından korunmamız dileğiyle temennadan sonra sözün azabının ne kadar yaptırımkar olduğuna vasıl olabilmeniz için Hz. Ali'nin söz ile alakalı tespitini paylaşalım.
"Sözü söyleyeceğiniz ana kadar siz ona hakim olursunuz, ancak sözü sarf edip söyleyip beyan ettikten sonra o söz size hakim olmaya başlar" vesselam.
Yazı Tarihi : 15 Ağustos 2010 Pazar
Bu yazı 70 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar