Zafer kazanım, hedefine kilitlenilen emtia veyahut da manevi değere ulaşma, sahip olabilme hazzı. Muzaffer ise müşarünileyh mazhariyete vasıl olma efali ve de emhali. Muzafferiyet zafer ile muzaffer kavramlarını sinesinde buluşturmak ki her ne kadar bu kavramlar bireyselleştirilip müşahhaslaştırlmaya indirgenmek elastikiyetine müsait olsa da esasen zafer, muzaffer ve de muzafferiyet kavramları en anlamlı şekilde ordulara has olup, ordularda aidiyet kesp ettikleri milletlerini temsil sadedinden, milletler ve onların yegane gözdeleri ve de gözbebekleri istimal eylerler. Binaenaleyh burada esas olan muzafferiyete vasıl olanların hukukullah ki içine beşeri hukuku da münderecat eyleyecektir. Hasılı zulüm üzere yeksan olan ordu ve de mensubu bulundukları aidiyet grupları kesinlikle muzafferiyet eksenli olmayıp emperyalist duygularının tatmini ve de hukukullaha mugayyeriyat üzere amel ederler. Velhasılıkelam zafer, muzaffer ve de muzafferiyet kavramları bir milletin ve dolayısıyla bu millete mensubiyet şuuruyla bağlı bulunan bütün fertlerin kendi şahsi ve de milli menfaatlerini birbirine feda etmeksizin vatan, millet, bayrak, dominant kültür için gerek tedbir ve de gerekse kurtarma amaçlı meşru müdafaaların maddeten ve de manen kirli ellerin istilasından kurtarma harekâtının cemini tanzim anlamında kullanılagelmiştir. Mamafih emperyalist devletlerin servetlerine servet katma amacına matufken bir de dünyaya ün salıp korku imparatorluğu olup sanki sözüm ona bir daha yeryüzünden silinmeyecekmişçesine endam eyleyenler şu meşhur darbı meseli hatırlatmış olalım. Mezarlıkların vazgeçilmezlerle dolu olduğu gibi vakti zamanında mazlum milletleri inim inim inletip sömüren bilerce imparatorluğun tarihin bile unutmaya yüz tuttuğu bütün izlerinin silinmesinden mütevellit adının sanının bile esamesiz olduğunu şu ihtiyar dünyaya bir sorsak da onun da mümkün olsa da dillenip bizlere terennümünü bir sağlayabilsek. Geçenlerde Adıyaman'ın İl Koordinatörlük Genel Sekreteri Sayın Ebubekir Aytekin'in enteresan bir açıklamasını sizlerle paylaşacak olursak, vakti zamanında ki takriben tam kırk yıl önceleri Adıyaman'ın kuzeyinde sarp dağların bulunduğu Gelleran bölgesinde ilkokul öğretmeniyken köylülerin maharetiyle bir yeraltı şehri tespit ettiklerini elan bulundukları pozisyon dolayısıyla bir proje olarak devletin bütün uzmanlarıyla bu şehri aydınlatma ve de turizme kazandırma çabaları mucibince arkeologların tespiti ki bu yer altı şehrinde devasa sarkıklar oluşmuş olup uzman kişilere göre bu sarkıkların en az yüzbin senede oluştuklarını ifade etmeleri dünyamız hakkında ne denli az bir malumata sahip olduğumuzun en bariz ispatıdır. Demek oluyor ki yeryüzüne kimler geldi, kimler geçti; en kudretli imparatorluklardan en küçük aşiretin en sıradan birimine kadar her ziyruh kainatı kendisinden menkulmüşçesine anırtı serdederken ehli tefekkür bu gibi sekülerizasyoların ne denli ehveniyat efşan olduklarını anlar ama kayda değer bulmadığından üzerinde en ufak bir beyin hamaliyesine gitmez.
Meselenin münderecat ahvalinden hazmedilebilmesi bakımından tafsilatlandıracak olursak 30 Ağustos Zafer Bayramı milletimizin yeryüzünde bir ölüm kalım mücadelesi zaviyesinden kaybettiğimiz özgürlük ahvalimizin kan pahasına tekrar hak edişinin bir zafer, muzaffer ve de muzafferiyet vesilesi olduğunu aidiyet kesp ettiğimiz milletimizin bir mensubu olarak kana kana idrak ederken müşarünileyh mücadelemizin meşru bir müdafaanın ta kendisi olup yeryüzünde bu ve bunun gibi mücadelelerin tarihe milat düşülerek hep takdir taltif vesilesi olurken emperyalist oluşumların gerek üçüncü dünya ülkelerinde ve dahi gelişmekte olan ülkelerin yer altı ve yerüstü zenginliklerinin sömürülmesi ve dahi dünyanın sömürülmeye en müsait olan beyinlerini önce ifsadatı bilahare de istimal eylenmesinin zafer kavramıyla uzaktan yakından hiçbir alakasının kurulamayacağını ifade etmek isterim. Hele hele bir de günümüzde yüksek teknolojinin acımasızca kullanılarak olağanüstü bir şekilde güç dengelerinin iğfal edildikten sonra yapılan yaptırımların adeta tarihteki zenci insan ticaretine yani kölelik sistemine bile rahmet okuturcasına milyonlarca insan yanıca, yıkıcı ve de zehirleyicilerle katledilirken geriye milyonlarca insan evladına dul, yetim, öksüz, korumasız bırakılarak bütün beşeri değerlerin haraç mezat malzemesi olmasının bu efali gerek projelendirenler gerek uygulayıcılar ve de gerekse bu siyasetlere ağababalık yapanlara ne zafer ne muzaffer ne de muzafferiyet mazhariyetini asla ve kat'a bir kazanım olarak bir kazanım olarak bahsedemez. Buna olsa olsa katliam, soykırım ve hatta ismi konulmamış da olsa benim tespitimle içtima-i kıyamet tesmiye edilirse herhalde yerini bulmuş olur kanaatindeyim.
Tarihten günümüze kadar insanoğlunun ayak bastığı bütün topraklarda insanoğlu önce bir aidiyet oluşturup bilahare bu aidiyetlerinin ki bu ırkçılık veya dini esbaptan ötürü olduğu gibi iktisadi v.b. ideallere binaen hakimiyet duygularıyla önce ordular kurulup bilahare ya caydırıcılık ya da yayılma politikalarını canlandırıp hayatiyet kazandırmak amacına matufen çeşitli mukatele, istila, ele geçirme yöntemleriyle gücüne güç katan insanoğlu teknoloji henüz keşfedilmeden önce yaptırımları daha kolay kaldırılabilen arazlar bırakırken bugünlerde kullanılan enva-i çeşit savaş aletlerinin başta çevreyi onanmaz bir şekilde tahrip ettiği gibi insanların gerek psikolojisini gerek insani evsafını bozduğu gibi silahların fiziki ve de kimyasal oranlarının altından kalkılamayacak kadar birer zulüm aracı olduğunu hemen hemen bilmeyenimiz yoktur. Keza atılan bombaların ve de mermilerin eşrefi mahlukatı tanınmaz hale getirdiği gibi etrafa yaydığı radyasyon mucibince de kanser gibi en tehlikeli hastalıklara adeta davetiye çıkartır mahiyettedir.
Demek ki fertten devlete kadar insanoğlunun içinde bulunduğu bütün oluşumların meşru müdafaaları ki bunların sınırları da hukukullah ölçüsünde savaş hukukuyla tespit edilmiş olup bu ve bunun gibi mücadelelere yukarıdaki zikrolunan kavramlarla tesmiyesi müstahak iken böyle mübarek kavramların şahsi kin, garaz, fitne, fesat, tezvirat ve de fücurat vesilesi kılınmanın cururfiyetten başka bir şekilde ifadesi gayri mümkündür vesselam.
Yazı Tarihi : 20 Temmuz 2010 Salı
Bu yazı 132 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar
Yahu kimdir bu yazarınız?..
Yakup Dallar @ 29.07.2010 14:09:34