Son zamanlarda ilde, gruplar halinde gezen ve her an patlamaya hazır bir görüntü sergileyen başıboş gençlerden duyulan rahatsızlık, giderek toplumsal bir sorun haline geliyor...
Bu grup içerisinde özellikle doğu kökenli gençlerin olması, daha da düşündürücü...
Bir yerde kavga mı var, orada bir doğu kökenli vatandaş mı hırpalandı, olaylar basit de olsa, farklı yönlere çekiliyor...
Hal böyle olunca, incir çekirdeğini doldurmayan bir sorundan kaynaklanan hadise büyüyor, silahlar patlıyor, bıçaklar çekiliyor, yaralar derinleştikçe derinleşiyor...
Olaylar halkı sıkıntıya sokuyor, Akyazı'da olduğu gibi...
Geçmişte yaşanan asude gün ve geceler özleniyor, bu nedenle...
Şehir halkı giderek dozu artan sitemler eşliğinde "Ne oluyoruz böyle?" demeye başladı...
Öyle görünüyor ki, önlem alınmazsa, işin sonu hiç de iyi değil...
Ülkenin en huzurlu, asayiş açısından en rahat köşelerinden biridir, Sakarya...
İsteriz ki, buna halel getirecek hiçbir hatalı girişim olmasın...
Hiçbir toplumsal sorun yaşanmasın...
Kardeşlik, hoşgörü, sevgi ve dayanışma üzerine oturtulmuş bir yaşam tarzı hakim olsun, geçmişte olduğu gibi ilimize...
Sakarya, hızlı göç alan iller arasında yer alıyor, son yıllarda...
Bunun oluşturduğu toplumsal sıkıntılar, yavaş da olsa kendini göstermeye başladı...
Özellikle son günlerde üzücü asayiş olaylarına rastlıyoruz...
Hırsızlık gibi bir büyük belayla uğraşırken, bu defa işsiz güçsüz ve çoğunluğu doğulu gençlerin oluşturduğu gruplardan dolayı başı ağrımaya başladı, halkımızın...
Patlamaya hazır, gelene geçene laf atan gençlere, uyuşturucu müptelası olanları da eklersek, giderilmesi kaçınılmaz bir büyük sorun dikiliyor, karşımıza...
Bir ufacık kıvılcıma bakan büyük yangınlar bekliyor bizi, gereken önlemler alınmadığı takdirde...
Eğer sıkıntılar kısa sürede giderilsin isteniliyorsa, güvenlik güçlerine yardımcı olmak zorundayız...
Sosyal yaşam için en büyük tehlike, sonu ayrımcılığa varan gruplaşmalar ve bundan kaynaklanan kavgalar olmaktadır...
Bu doğrultuda pek çok olay meydana gelmeye başladı, son günlerde...
Bütün bu olup bitenler; şehrimizin huzur kenti olma özelliğini zedelemektedir...
İster doğulu, ister batılı olsun gençler, buna hakları olmadığı gibi, fırsat da verilmemelidir...
Bu açıdan gençleri birlikte yaşama adına bilinçlendirmek kaçınılmaz hale geldi...
Kardeşliği bozacak, huzuru kaçıracak, insanları yıldıracak eylemlerden sakındıracak bir toplumsal anlayış moduna girilmelidir...
Sakarya uyum içersinde hakkına razı, hukukuna saygılı gruplar için yaşanacak bir güzel ildir...
Bu özelliğine halel getirecek her yanlışlığa "dur" diyecek bir güvenlik gücüne de sahiptir...
Sorunları gruplar halinde çözmeye kalkmak, olaylara mezhep, din, dil ve ırk ayrımcılığı ile yaklaşmak, hiçbir sorunu çözmez, aksine daha karmaşık hale getirir...
Buna dair örnek çoktur...
Kim kazandı, kim kaybetti belli değil...
Canı yananlar oldu, ocakları sönen ailelere rastlanıldı...
Sonuç; kin, gözyaşı ve telafi edilmesi mümkün olmayan can ve de mal kayıpları...
Yazık değil mi?
Burada en büyük görev doğu kökenli vatandaşların yerleştiği mahallelerde önder, lider özellikli büyüklere düşüyor...
PKK'nın oluşturduğu gerginlik, aramıza katılan gençleri olumsuz yönde ateşlememelidir...
Aksine onlar iyiniyetli olduklarını ortaya koyar bir şekilde ve güleryüzle kent halkına yaklaşmalı ki, ayrımcılık kalksın, korkulan olmasın...
Bu şehir, bu il hepimize yeter...
Yeter ki, kardeşliği zedeleyecek anlık öfkelere kurban gitmeyelim...
Bu ülkenin her karış toprağında, her vatandaşın huzur içinde yaşama hakkı vardır...
Buna uygun hareket edilirse, ne ala...
Aksi halde işimiz zor...
Tepkiler giderek öfkeye, öfkeler belaya dönüşür ki, toparlamak ve birarada yaşamak zorlaşır...
Ülkemizin ve ilimizin bütün bu olumsuzluklara karşı tahammülü, sınıra varıp, dayandı...
Vatandaşlarımız yorgun...
Bütün aksilikleri vuruşarak değil, kucaklaşarak aşmak istiyor...
Özetle demek isterim ki; doğulusu batılısı, yerlisi yabancısı ile renkli ve de farklı bir mozaik oluşturur, Sakarya...
Gelin kavgasız, gürültüsüz, güvenlik ve huzur içersinde yaşamanın gereğini yerine getirelim...
Bu şehir, bu vatan bizim...
Ne üzelim, ne üzülelim...
Sevelim, sevilelim...
Bu kadarı dahi yeter bize...
Yazı Tarihi : 13 Temmuz 2010 Salı
Bu yazı 71 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar