Olgun SERT
olgunsert@hotmail.com
Ulusal ve Dünya gündemi yine yoğunlaştı. Gündem yoğunlaşmasının yanında gündem atlatmaları da seyrine hızlı bir tempoda devam ediyor. Kamuoyu olarak gelişmeleri takip etmede zorlanır olduk.Pkk terör örgütünün saldırıları,Türkiye-İran-Brezilya ittifakı,Kuzey Kore ve Güney Kore ağız dalaşı,ABD-Rusya çekişmesi,Kırgızistan ihtilali,Özbekistan yönetiminin balans ayarı,Türkiye-Rusya petrol ve doğalgaz boru hattı anlaşmaları,Türkiye,Azerbaycan-Ermenistan gerginliği derken son olarak İsrail'in deniz yoluyla Gazze'ye giden yardım konvoyuna saldırması olayı..
Gündemimize giren konularla ilgili olarak başta yerel medya olmak üzere ulusal medya ve aydın insanların konuları değerlendirip,net ve arı bir şekilde kamuoyunun bilgisine sunma çalışmalarını takip ettiğimizde ise çok yetersiz kaldığımızı söyleyebilirim.
Konuları değerlendirmeye geçmeden önce özellikle yerel medyamızda bulunan ve duayen olarak bilinen gazeteci büyüklerimizin yorum ve yazılarını takip ettiğimizde maalesef arzu edilen seviyede, detaylı, çok boyutlu, halkın anlayacağı dilden, tatmin edici yorumları pek göremedik. Yeni yetme tabir edilen acemi gazetecilerin gündemde tutunabilme, dikkat ve ilgi çekme, birazda şova yönelik üsluplarıyla herkesin bildiği malum ve kronik konuları temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp gündeme getirmelerine belki anlam verebiliriz ama duayenlerin kamusal görevlerini yerine getirirken buna hakları var mı? diye sormadan geçemiyorum.
Gazeteci herkesin gördüğü ve izlediği pencereden yorum ve yazı yazarsa onun adı duayenlik ya da köşe yazarlığı olmaz. Olsa olsa herkesin bildiğini kaleme almak anlamı taşır ve bu yöntem gazetecilik veya yorumculuk olmaz. Aydın kişilik hiç olmaz. Sıradanlık olur.
Neyse; tekrar konumuza dönelim. Gündem yoğunluğu ve değişiklikleri ile ilgili olarak ben şahsi değerlendirmelerimi yapacağım. Bunu yaparken de kendimi gazeteci konumuna sokmayacağım. Zira ben gazeteci değilim. Mesleğim bu değil. Bu değerlendirmemi uzun yıllar yöneticilik yaptığım ve uzmanı olduğum alanlardaki tecrübe, bilgi birikimi ve araştırmalar yanında almış olduğum yüksek tahsilin gereği olarak yapacağım. Bunun yanında yaklaşık dört yıldır fahri olarak yapmaya çalıştığım "köşe yazarlığı" etiketimle yapmaya çalışacağım.
Şimdi biraz gerilere gidelim ve parçaları birleştirip tümevarım yöntemini uygulayalım. Bunu yaparken de konuların görünen yüzlerinin arkasında saklı tutulanlara ışık tutmayı amaçlayalım. Zaten sonuç kendiliğinden ortaya çıkacaktır.
En başta İran'ın nükleer bomba yapmasına imkan sağlayacağı propagandası ile uranyum zenginleştirme çabalarını engelleme amaçlı diplomatik çalışmaları izledik. Bu konu ABD, İngiltere, Fransa, AB ve Almanya tarafından dünya gündemine getirildi. Dünya gündemine getiren ülkelerden ABD, İngiltere ve Fransa'nın nükleer bombaları var. Nükleer bomba sahibi olan ülkeler kendilerince dünya barışı ve huzurunu korumak için İran'a baskı yapmaya başladılar. Başta ABD olmak üzere hep beraber BM Güvenlik Konseyinden İran'a yaptırım ve ekonomik ambargo kararı almaya çalıştılar. Karar taslağı hazırladılar. Karar taslağına karşı Rusya İran'a verdiği desteği geri çekti. Karar taslağına karşı sadece daimi üye olan Çin çekince koydu. Bu çekince karşısında Çin'in desteklediği Kuzey Kore'ye karşı ani bir gündem ortaya atıldı. Güney Kore'ye ait bir savaş gemisinin Kuzey Kore denizaltısı tarafından atılan bir torpido ile batırıldığı açıklanarak savaş beyanatları verilmeye başlandı. Güney Kore ordularını teyakkuza geçirerek harbe hazırlık boyutuna getirdi. Sarı Denizde tatbikatlara başladı. ABD hemen bir açıklama yaparak Kuzey Kore'ye karşı Güney Kore'nin yanında olacaklarını ve askeri seçeneklerin masada olduğunu açıkladı. Çin'in tek başına uzak doğuda yalnız bırakılarak bölgesel bir savaş sorunu ile uğraştırılacağını düşünen ABD ve müttefikleri ummadıkları bir cevap aldılar. Rusya Şanghay Örgütü ile üyesi ve müttefiki olduğu Çin'in yalnız olmadığı anlamında kendisinin de Sarı Deniz'de kapsamlı bir deniz tatbikatı yapacağını beyan ederek hemen dengeyi kurdu.
ABD bu kez İran'a yapmak istediği askeri harekata zemin hazırlamak için Irak'a uyguladığı ve hiçbir egemen devletin kabul edemeyeceği talepleri karşılaması için İran'a baskı yapmaya hız verdi.Bu baskıyı yasal zemine oturtmak için BM nezdinde ve özellikle Güvenlik Konseyi üyeleri ile çalışma yapmaya başladı.Kapıyı aralama mahiyetli düşük seviyeli bir karar metni üzerinde anlaşma sağlanacağı esnada gelişen ekonomisine enerji kaynakları arayışında bulunan ve dünyada söz sahibi olmak isteyen Brezilya devreye girerek İran ile stratejik bir çalışmaya girdi.Bu çalışma karşısında Türkiye seyirci konumundan çıkmak için alelacele bir hamle yaparak bu ikili çalışmaya dahil olarak üçlü bir anlaşma sağladılar.Bu anlaşma ile İran'a karşı BM Güvenlik Konseyinden geçmek üzere olan karar tasarısı askıda kalmış oldu. İran'a karşı yapılması hedeflenen harekât planında mecburen öteleme oldu. Ancak ABD'nin bölge aktörü olmak isteyen Türkiye'ye karşı öfkesi de büyüdü.
Bununla birlikte önümüzdeki dönemde gündeme gelecek olan ve Güney Kıbrıs Rum Devletinin sözde Kıbrıs Devleti'nin meşruluğu içinde kendi karasularında ve hükümranlık haklarının olduğunu iddia ettiği Doğu Akdeniz'de petrol arama çalışmaları vardı. Bu çalışmalar doğrultusunda 2007 ve 2009 yıllarında Türkiye'nin itirazlarına rağmen değişik ülkelerin şirketlerine bu bölgede petrol arama izni verdi. Bu izinler doğrultusunda 2010 yılı Haziran ayı itibariyle petrol aramalarına başlanması planlanıyordu. Doğu Akdeniz'de petrol arama izni alan şirketler arasında İsrail ve Lübnan şirketleri de vardı. Üstelik bu havzada kesin olmamakla beraber 150 milyar varil civarında petrol rezervi olduğu söyleniyordu.
İşte tam bu noktada bir yardım kuruluşunun organize ettiği Gazze'ye yardım konvoyu gündeme geldi. Türkiye düşük yoğunlukta ve birazda müdahaleyi takdire bırakarak İsrail'e karşı çok seçili diplomatik ifadelerle uyarılarda bulundu. Bu uyarılar ışığında belki İsrail'in ölümlerle sonuçlanacak bir müdahalede bulunacağı öngörülmedi ama İsrail beklenen hamleyi yaptı. Yapılan bu hamle ile Türkiye çok güzel bir çalışma yaparak konuyu Türkiye-İsrail sorunundan çıkartıp Dünya-İsrail sorunu haline getirdi. Bunu yaparken de ABD'yi hareketsiz ve şaşkınlık içerisine soktu. Türkiye bu hamlesi ile Doğu Akdeniz'de sözde Güney Kıbrıs Rum Devletinin hamlelerini boşa çıkartıp kendi haklarının takipçisi olacağını deklare etmiş oldu. Bunun yanında ABD'nin İran'a karşı yapacağı askeri harekâta ve enerji kaynaklarına ulaşma amacına önemli bir darbe vurmuş oldu. Bundan da öte babasını dövemiyorsan oğlunu döv taktiğini uyguladı.
Konuyu daha fazla uzatmadan ve sıkıcı olmadan burada noktalayayım. Ancak; bölgemiz çok sıcak gelişmelere gebe. Başta ABD olmak üzere İsrail tarafından bir karşı harekete karşı şimdiden hazırlıklı olmakta yarar var. Türkiye'nin bu aktifliği karşısında mağlup olan hatta siyasi bir dayak yiyen İsrail bunun karşılığını vermek isteyecektir. Belli olmaz. Belki hak iddia ettiği Doğu Akdeniz de petrol aramaları başlatabilir. Ya da Güney Kıbrıs Rum Kesimi limanlarından hareket edecek bir sivil ticari gemi konvoyu Türkiye Limanlarına girmek isteyebilir. Ama elde edilen en büyük kazanç İsrail tarafından Gazze'ye uygulanan ambargonun kalkacak olmasıdır. Tüm bu olanlardan sonra ambargonun devam etme imkânı kalmamıştır.
Pkk konusunu bundan sonraki yazıma bırakayım.Şimdilik esen kalınız..
Yazı Tarihi : 03 Haziran 2010 Perşembe
Bu yazı 133 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar
dikkatle okuyunuz bu büyük yazarı ne diyorsa doğrudur,türkün tokadı öyle fenadırki başına çuval bile geçirseler hiç sesini çıkarmaz rezil olur otururuz yerimize oysa ne yapmak lazımdı o bir görevse yaşarken ölmamak için öldürecektin ama naptınız o utançla ömür boyu yaşamaya makkum edildiniz tabi utanırsanız yazıkalar olsun vur emrini vermeyenlere ne o krizmi çıkardı israile niye çıkmıyor çünkü adamlar şeytan gibile r lobileri süper ve gene dedikleri diledikleri gibi olacak gene vuracaklar gene vururlar adamlar için ülke ve vatanları herşey bizde vatan haini çok aha işte malum m vekilleri
yalanmı?
habercimen @ 05.06.2010 09:33:17