Karaman'ın Koyunu

Cem Hatunoğlu

Cem Hatunoğlu
İsrail dün Gazze'ye insani yardım götürmek üzere yola çıkan sivil filoya kanlı bir baskın yaptı.
Tıpkı eski korsan filmlerinde olduğu gibi… Baskın belki de "Mavi Marmara" isimli Türk bayrağı çekmiş gemiye özellikle yapıldı.
Baskın uluslar arası sularda oldu. Kullanılan güç orantısızdı.
Tamamıyla silahsız sivillerden oluşan bir yardım gemisine düzenlenen bu baskında şu ana kadar 19 ölü ve 26 yaralıdan bahsediliyor.
Artık bu konuda tavır koymak için değil siyasi görüş farkı, millet farkı bile engel olamaz.
Çünkü milletine, dini inancına, siyasi görüşüne bakmaksızın bu olayda bir insanlık suçu işlenmiştir. Hiçbir gerekçeyle mazur görülemeyecek bir devlet terörü söz konusudur.
Peki İsrail gibi askeri ve siyasi arenada son derece antrenmanlı bir devlet bu kadar fütursuzca, kuralsızca, şımarıkça, en önemlisi de hesapsızca hareket etmiş olabilir mi?
Bence hayır.
İsrail'in bölgemizdeki son gelişmelerden ayrı tutulacak bir eylemde bulunması bence mümkün değil.
Buna İran ile görüşmeler, Hamas ile yakınlaşmalar, Suriye ile düzelen ilişkiler, Türkiye'nin ortadoğuya dönen yüzü sebep olmuş olabilir.
Orada Ataşelik yapan bir arkadaşımın sözleri hiç aklımdan çıkmaz. Demiştki "İsrail halkının Türk Halkına olan sempati ve yaklaşımı ile İsrail Devletinin Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı sempati ve yaklaşımı birbirinden çok farklıdır". İsrail bir asker devlettir.
Orası bir demokrasi yuvası değildir, zaten olamaz da. İsrail devleti bir var olma mücadelesindedir.
O devlet dünyanın en hassas coğrafyasında konuşlanmış, var oluşu yıllarca öncesini öngörmek zorunda olan çok ince hesaplara dayanan bir devlettir. İsrail varoluşunu sağlayabilmek için nitelikli insan gücüne, üstün bilim ve teknolojiye, etkili bir askeri güce, ustalıklı bir diplomasiye, çok etkili bir diasporaya ve MOSSAD gibi akıllara ziyan, dünyanın belki de en güçlü istihbarat örgütüne sahiptir. O nedenle benim görüşüm, şayet tüm bunlar sadece İsrail'in yaptığı bir acemilik veya beceriksizlikle açıklanabiliyorsa, o zaman zaten İsrail denen devletin kendi bekası da artık ciddi şekilde tehlikededir ki bunu da pek mantıklı bulmuyorum. Onun için diyorum ki "Karaman'ın koyunu, sonra çıkar oyunu".
Çok bilinen bir kural der ki:
"Her plan ne kadar mükemmel olursa olsun uygulanmaya başladığı ilk dakikadan itibaren son bulur".
Zira planlar hazırlanırken faraziyelere, yani mümkün olduğunca geçerli olabilecek tahminlere dayandırılır.
Planlarda oyuncu olan her aktörün, planı hazırlayanlar için önceden tahmin edilemez tepkileri, planın neredeyse uygulanmaya başladığı ilk anda sona ermesine sebep olur.
O andan itibaren de başarı artık mevcut durumun en iyi şekilde yönetilmesine bağlı olur.
O nedenle bize düşen görev İsrail'in bu gelişmelerdeki planını ve bu planın altındaki oyunu bozmak olmalıdır.
Belki de şimdiye kadar gemideki ilk direnişle ve yayımlanan görüntülerle bozduk bile.
Şu ana kadar süreç iyi yönetilmiştir.
Sürecin başlangıcına kadar olan süreç de, bu sıkıntılı dönem sona erdiğinde masaya yatırılmalı ve oradan da alınması gereken dersler alınmalıdır.
Şu andan itibaren ise, bu olaydan milletçe güçlenmiş olarak çıkabilmek için siyasi görüş farkı olmaksızın topyekûn sağlam bir duruş göstermeli, hesapsız bir şekilde akıl üzerine akıl konulmalıdır. Yurt çapında itidalli davranılmalı, devletçe veya milletçe bir hesap kitaba dayanmayan kontrolsüz duygusal tepkilerden kaçınılmalıdır.
Unutulmamalıdır ki bu bir insanlık davasıdır ve haksızlığa, hukuksuzluğa, kuralsızlığa karşı bir dur deyiştir.
Bu arada dikkat!
Dünya güllük gülistanlık değil.
Asla olmadı ve hiçbir zaman da olmayacak.
Evet diplomasi çok önemlidir.
Amerika - Küba – SSCB arasında yaşanan Domuzlar Körfezi olayında olduğu gibi birçok kez başarılı da olmuştur.
Ancak teamüller göstermiştir ki, bu tip krizler ortaya çıktığı zaman uluslar arası camia ağız birliği ile keskin bir tavır almaya nadiren muvaffak olmuş, yapılan açıklamalar genellikle yaptırıma dönüşmeyen kınamalar seviyesinde kalmıştır.
Diplomasi en azından tüm iyi niyetli çabaların gösterildiği yönünde taraflara bir meşruluk sağlamıştır.
Peki bir ülke bir diğerine karşı, yüzde yüz haklı olduğunda nasıl hakkını arar, nasıl caydırıcı olur?
Cevap basittir.
Tıpkı iki insan arasında olduğu gibi…
Önce kendi gücüne bakarsın, sonra da neleri göze alabileceğini hesaplarsın. Bir devlet için de koşullar aynıdır.
Bir devletin hesabında da, Moral güç ve Kamuoyu etkisi, Siyasi güç, Coğrafi güç, Ekonomik güç, Nüfus gücü, Askeri güç ilk akla gelecek hesap kalemleridir.
Bu olayda değil ama gerçekten kararlı olduğunuz başka bir olayla karşılaştığınızda, elinizdeki bu güçleri sırayla devreye sokarsınız. Askeri güç bunlar içinde en sonuncusu olmalıdır.
Ancak böyle bir ihtimal de her zaman vardır.
Yapıcı olmayan bir eleştiri üslubu takınmaya, askerini özensiz bir şekilde haklı haksız yerden yere vurmaya alıştırılmış bir millettin elindeki güçlerden hangisinden vazgeçmeyi göze almış olacağı da bu fırsattan istifade çok iyi değerlendirilmelidir.



Yazı Tarihi : 01 Haziran 2010 Salı
Bu yazı 189 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.
Online Ziyaretçiler
-