Kıblesini şaşıranlar

Galip Boztoprak

Galip Boztoprak
Bazı şeyler vardır ki yazılmadan olmaz. Sıcağı sıcağına da yazılması gerekir. Zamanında yazılmayan, yazılamayan şeyler de uçar gider, özünü ve özelliğini kaybeder. Yazılmamasının, yazılamamasının rahatsızlığı da sürekli insanın içini kemirir.
O sebeptendir ki yazının başına oturdum. Zihnimde uçuşan düşünceler nasıl şekillenecek ben de merak içindeyim. Zira sizlere bir hikâyecik, küçük bir anı nakledeceğim. Bu hikâyecik çerçevesinde düşünce temrini yapmaya çalışacağım.
Bu hikâyenin başlangıcı epey eskilere dayanır; hemen, hemen kırk yıl öncesine. Bir Anadolu delikanlısı tanırım. Saf, temiz ve onur sahibi. Hayatın zorluklarına dişiyle, tırnağıyla karşı koyarak hizmet sektöründe hayli zahmetler çekti. Bu zahmetler serencamında zaman, zaman zorluklar yaşasa da yılmadı. Çok zengin, hem de pek çok zengin bir akrabası olduğunu biliyorduk. Delikanlı, bu akrabasına hep mesafeli kaldı. Biliyorduk ki biraz yakınlık gösterse onun için hayat çok kolaylaşacaktı. Bu akrabası zaman, zaman çalıştığı ofisine ziyarete gelirdi. Vatandaş yakınına hürmette kusur etmez, çayını, kahvesini ikram eder, görülecek hizmeti varsa yerine getirir, gönlünü hoş eder öyle gönderirdi. Akrabası gittikten sonra kendisine "Böyle bir akraban olsun da sen böyle zorluklar içinde yaşayasın hiç olur mu" şeklindeki takılmalarımıza "Olmaz, dünyalarımız farklı, zihniyetimiz değişik; o yüzden mesafeli olmak zorundayım" der, biz de bu duruşu takdirle karşılar saygı duyardık.
Zaman su gibi aktı, devran döndü, delikanlı hayattan yediği sillelerle dimdik yoluna devam ederek altmışına merdiven dayadı. Kendi çapında da dünyalık birikimini yaptı.
Dostlar arasında ufak tefek pot kırmalar, patavatsızlıklar yapsa da sözün başında ifade ettiğim duruşu dolayısıyla hep saygı ile yâd edildi. Kazandığı statü, edindiği dünyalık birikim de, tek kelimeyle sergilediği bu onurlu duruş sayesinde oldu dersem hiç de mübalağa etmiş sayılmam.
Gün geldi, ellisinden altmışından sonra bu arkadaş sınıf atlamaya heveslendi. Buna ne mizacı, ne statüsü ve ne de mali gücü yeterli değildi. En önemlisi de bilgi ve görgü bakımından da haylice yetersizdi. Tek kelimeyle köylülüğü paçalarından dökülen birinin böyle bir hevese kapılması da ortaya çok gülünç bir hal koyması da dikkate değer bir husus. Bir takım sivil toplum örgütlerine gidip gelmeye, girip çıkmaya, farklı çevrelerde görünmeye, kendince fark edilmeye ve çevre edinmeye çalıştı. Bu minval üzere çok çaba sarf etti.
Günlerden bir gün bıyıklarını kesmiş vaziyette ortada boy gösterince etrafındaki insanlar kırk yıldır bıyıklı olarak gördükleri vatandaşı hayretler içinde çok tuhaf karşıladılar. İlk zamanlar bir tıraş olma kazası olarak izah edilmeye ve geçiştirilmeye çalışılan durum zamanla bıyıksızlığa devamla karar kılındı. Kendini de bir sivil toplum örgütüne üye ve de yönetici olmayı da başardı. Bıyıksızlık modasına tam uyum sağladı.
Bir gün ofisinde kendisini ziyaret ettiğim zaman üyesi ve yöneticisi olduğu kulübün yılda üç beş defa yayınladıkları bültenin basım işleriyle ilgilenen bir dostumla karşılaştım. Hoşbeşten sonra son çıkardıkları bülteni görüp görmediğimi, beğenip beğenmediğimi sordu. Bu kulübün bültenlerini çok eskilerden beri bildiğim için dostumun yayına hazırladığı bültenlerle mukayese imkânım vardı. Çok güzel olmuş. Ama benim bildiğim etrafta bir hayli yazıp çizen insan var neden onlardan yazı, şiir, hikâye alıp koymadınız dedim. Göstermelik iki üç yazı konulmuş. Abi şu, şu kişilerden yazı istedim, sağ olsunlar onlar da gönderdiler. Fakat yazılar siyasi bulunduğu için konulması uygun bulunmadı, dedi. Tam bir şaşkınlık yaşadım. Zira yazıları siyasi olması mülahazasıyla konulmayan kişileri çok iyi tanıyordum. Söz konusu şehir kulübünün de hemşerisi idi bu kişiler. Onlarca da sanat ve edebiyat eserine imza atmış kişilerdi. Kaldı ki bültene konulmayan yazılar siyasi falan da değildi. Buna karşılık bülten baştan sona hemşeri milletvekilleri ve siyasilerinin boy, boy resimleri ile dolu idi. O zaman işin içinde başka bir iş olmalı diye insan ister istemez vehme kapılıyor.
Derken bir sonraki hazırlanacak bültenin taslağı üzerinde konuşulmaya başlandı. Bülteni hazırlayan dostum bizim bıyıklar fora vatandaşa "Abi bültenden sorumlu yönetim kurulu üyesi bundan sonra sizin bıyıklı resminizi istemiyor. Son çıkan bültende de bıyıklı resmin gözden kaçtığı için çıkmış, yoksa onu da koydurtmayacaklarmış" demez mi?
Vay be, şu hale bak, bir derneğin yönetim kurulu üyesi başka bir üyenin bültene konacak bıyıklı ya da bıyıksız resmine müdahale hakkını kendinde bulabiliyor ve bunun adına da demokratlık yaftası iliştiriyorlar; mesele şimdi anlaşıldı. Bıyıksız dostlar sakın alınmasın. Benim burada patlatmaya ve deşmeye çalıştığım çirkinlik çok başka bir şey. Ayrıca eskiden ezelden medeniyetim adına ifade etmeliyim ki erkeğin bıyıksızlığı hiç de hoş karşılanacak bir şey değil inancında olanlardanım. Bugün bunun çok, hem pek çok yaygınlaşmasının vebali de öncelikle ebeveynlerin, sonra da kanaat önderlerinin.
Dedim, aslanım şimdi oldu. Tam da sınıf atlamışsın. Bıyıksızlık da bunun alâmetifarikası oluyor değil mi? Deyip elimde tuttuğum bülteni suratına çarparcasına masasına çarpıp hakaret dolu sözleri de yüzüne karşı sıralayarak mekânı terk ettim. Zira duruma nezaket sınırları içinde tepki koymak en azından benim için mümkün değildi.
Bu hadisenin anlatılacak, bu olayın büyütülecek tarafı ne, abartılmaya değer mi diye düşünülebilir ve sorulabilir. Evet, çok haklı bir itiraz olur ilk bakışta bu tepki. Meselenin arka planını biraz aralayıp, çirkinlik ortaya konuldu ve mesele birazcık eşelendi mi neden bu kadar olayın üzerinde durmamız gerektiği anlaşılır sanırım.
Bültene istenen yazılar, yazı gönderen kişilerin bilinen duruşu ve kimliği, yazıların sudan sebeplerle bültende yayınlanmasının engellenmesi çok katı, yobaz, çarpık bir zihniyetin kulüpte irade sahibi olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. Zira engellenen yazılar değil, yazıların sahiplerinin kimliği. Karşı koyan öylesine çarpık bir zihniyete sahip ki altmış yaşında bir insanın bıyıklı bir resmine bile tahammülü yok. Mesele karşı çıkılan, itiraza konu olan bıyık da değil; asıl hedef ve tavır bıyığın sembolize ettiği ve hatırlattığı zihniyet ve dünya görüşüdür. Olayın failleri hiç de böyle bir art niyet taşımamış olabilirler, bunun farkında da olmayabilirler. Ne var ki parçalar yan yana getirildiği zaman ortaya başka bir resim, çarpık ve yanlış bir zihniyetin hâkimiyetini sergiliyor. Hani yukarıda ifade etmiştik ya. Zengin, varlıklı akrabasına tavır koyan vatandaş, sınıf atlamak için yanıp kavrularak çabalayan vatandaş; işte o vatandaş artık o varlıklı, zengin akrabasına çarpık zihniyetinden dolayı tavır koymayı bıraktı, çok hoşgörülü bir tavırla yaklaşmaya ve yakınlaşmaya başladı, kendisi de aynen onlar gibi oldu ve canciğer kuzu sarması oldular. O çarpık zihniyetin şemsiyesi altında gölgelenmeye başladılar.
Sivil toplum kuruluşu adı altında ve değişik görünümlerle gerçek kimliklerini gizleyen ya da son derece masum ve temiz yapılanmalar etrafında toplanan insanları ifsat maksadıyla sızma yapan art niyetli, çarpık zihniyetli insanların olabileceğini biliyor ve zaman, zaman da bunlara şahit oluyoruz. Onun içindir ki insanımızın milli hasletlerle donatılarak aydınlık zihniyet dünyamızın imarına her zamankinden daha ziyade çaba sarf etmeliyiz. İnsanlar farkında olmadan kıble değiştiriyorlar. Bunu hatırlattığınız zaman da yobaz damgasını yiyorsunuz. Ne yazık ki böyle, böyle altımız oyulup, hoşgörü ve zamanelik (çağdaşlık) adına bizi biz olmaktan çıkarıyorlar. Oysa hakiki manada yobazlığı yapanlar onlar. İnsan çok kıbleli olamaz. Gönlü camide, istikameti kilisede; bu hiç kabul edilebilir tavır değil. Bu çifte standardı istikameti camiden yana olanlar kabul etmeyeceği gibi, kilise mensupları da onaylamaz. İnsanın duruşu net olmalı, istikameti de dosdoğru olmalı. Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya artık günümüzde, kendini aydın sınıfına koyan zavallı cahil ve cahilliğinin de farkında olmayan maalesef Müslümanlar oluyor. Kıblenin doğru tayin edilmesi de cahillikten kurtulmakla olur.



Yazı Tarihi : 01 Nisan 2009 Çarşamba
Bu yazı 74 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

artık insanları kılları ile tüyleri ile değerlendirme dönemi çoktan geçti.fikrine ve zikrine bakmak lazım.(Allah insanların dış görünüşüne bakmaz,ama kalbine bakar.)eğer kalbi çirkin ise dışı ne kadar güzel görünürse görünsün neye yarar..?!
m.çırak @ 15.10.2011 17:48:01
Online Ziyaretçiler
-
Silkroad Silk, Silkroad Online, Silkroad ESN, Silk