Bir yanda onbinlerce öğretmen adayı, öbür yanda onbinlerce öğretmen açığı…
Başımızda da, kimin ne iş yaptığından önce kimin ne kadar alacağıyla ilgilenen, eğitim gibi son derece hayati öneme haiz bir organizasyondan dahi tasarruf edebilmenin yollarını arayan aklı evveller…
Haliyle ne açık kapanıyor ne işsiz öğretmenler istihdam edilebiliyor ne de sosyal rahatsızlıkların önüne geçilebiliyor.
Toplanan vergiler; yol, su, elektrik yani hizmet olarak geri döner, evet…
Peki, eğitimden yapılan tasarruf ne olarak döner?
Toplum, eğitilmemiş ya da eksik eğitilmiş bireylerden oluşursa bu iş uzun vadede size daha pahallıya patlar.
Yarı cahil bırakılan toplumun sosyal rahatsızlıklarını bertaraf etmek için daha çok doktor, daha çok polis, daha çok çöpçü istihdam etmek, daha çok nezarethane, daha çok hapishane, daha çok adliye binası yapmak, daha çok gardiyan, daha çok hakim-savcı istihdam etmek ve bütün bunlar için daha çok bütçeler ayırmak zorunda kalırsınız.
Memleketi yaşanabilir olmaktan çıkarmanın bedeline ise paha biçilmez.
Aklı evvellerin hesap yetenekleri oldukça iyi…
Hesap şu; "Bana kadrolu bir öğretmenin maliyeti, algısı, vergisi, sağlık giderleri ile ortalama 2 bin lira…
Kadrolu öğretmen atayacağıma, vekil/ücretli öğretmen görevlendirirsem maliyet yarı yarıya azalıyor.
Öğretmen atayacağıma geçici öğretmen istihdamı sağlar, köşeyi dönerim.
Ha, üstelik emeği ucuzlatmış olurum böylece ve mevcut öğretmenlere de ‘ hadi lan oradan, utanmadan bir de zam istiyorsunuz, sizin yaptığınız işi, yarı fiyatına yapacak onbinlerce insan var' deme şansım da olur.
Hem bu arada diplomalı işsizlere de ağızlarına bir parmak bal çalma babından sus payı vermiş olurum.
Üstelik emeğin üretimden gelen gücünü de parçalamış olurum böylece. Kimi az kimi çok alan öğretmenler birbirine düşer, birbirleriyle uğraşmaktan benimle uğraşmaya vakitleri kalmaz, karşımda örgütlü bir güç olmaz."
Hesap aynen böyle…
Tek sorun, eğitimde fırsat eşitliği haklarını öne sürüp ‘elin oğlu asil öğretmende okuyor, benim ki ücretli' diye serzenişte bulunan velilerdi.
Bu tepkileri kırmak için vekil öğretmenlik yerine sözleşmeli öğretmenlik ihdas ettiler.
Önce bir 4-C Kısmi Zamanlı Sözleşmeli Öğretmen modeli geliştirildi.
Baktık ki emek ucuzluyor, ücretli öğretmenlik resmiyete dökülüyor ve eğitimde özelleştirme uygulamasının önü açılıyor, itiraz ettik. Açtığımız dava sonucu 4-C uygulaması iptal edildi.
Geçtiler 4-B uygulamasına…
Diğerlerine göre maaş ve özlük hakları bakımından daha iyileştirilmiş hali ama neticede kadrolu öğretmenlere tanınan haklar bakımından eksik…
Aynı zamanda, üniter yapımıza rahmet okutmanın ilk adımlarından sayılan şu ‘yerel yönetimlerin yetkisini arttırma' teranesinin ve tabi ki eğitimde özelleştirme denemelerinin bir parçası olduğu her halinden belli.
4-B uygulamasının sona ermesi, sözleşmeli öğretmenliğin kaldırılması, bir ihtisas mesleği olan öğretmenliğin bölük/pörçük vaziyetten çıkarılıp bir bütün olarak algılanması ve uygulanması için mücadelemiz sürüyor.
Adı 4-B'li ama statüsü muallak, öğretmenlik görevi yapan ama memur ya da işçi sayılmayan bu arkadaşlarımızla ilgili bu güne kadar pek çok dava kazandık. Tayin sorunları, tayinlerde eş durumlarının gözetilmesi, yılda 12 ay maaş almaları, askerlik sonrası görevlerine devam edebilmeleri gibi pek çok kazanımlarımız oldu.
Tabi bütün bunlar sözleşmeli öğretmenliğin tümden kaldırılmasına yönelik talebimizin bağımsız yargı tarafından dikkate alınacağının emareleridir.
Bakanlık da bunun farkında ki gerek kamuoyunu gerekse yargıyı etkilemek adına ayak oyunlarına başvuruyor, yalan söyleyebiliyor.
İşte o yalanlardan bir tanesi;
Sözleşmeli Öğretmenler ile Kadrolu Öğretmenler arasında fark yokmuş!!!
Personel Genel Müdürlüğü'nün 01/10/2007 tarihli şu yazısına bakar mısınız;
"Bundan böyle sözleşmeli öğretmenlerin, öğretmenlik mesleğinin gereği olan bütün görev, yetki, sorumlulukları ile Ödev ve hakları açısından kadrolu öğretmenlerden herhangi bir farkları bulunmadığının her kademedeki eğitim yöneticilerince bilinmesi gerekmekte olup, istihdam şeklinden kaynaklanan bazı farklar nedeniyle sözleşmeli Öğretmenleri geçici personel olarak değerlendiren, tutum ve davranışlar ile ayrım yaptığı tespit edilen il, ilçe millî eğitim müdürleri ile eğitim kurumu yöneticileri ve diğer personel hakkında yasal işlem yapılacaktır."
Bu resmi yazının yani genelgenin kocaman bir yalan olduğunu yarın pratikleriyle anlatacağız…
Yazı Tarihi : 09 Mart 2010 Salı
Bu yazı 168 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar
ben dört sene yaktım kimse aferin demedi.maaşla ödül listesinden de ismim kaloriferi yaktıranlarca silindi.görüyosunuz hala yaşıyorum,benden bişey eksilmedi.o arkadaş da bişey kaybetmez yaksın bakalım.Belki bigün maaşla ödüllendirirler...
Alper Acar @ 11.03.2010 20:44:10
Öğretmenliğin A,B,C sini boşverin. Okulunda hizmetlisi Kaymakamlıkça elinden alındığı için kalorifer yakan okul müdürünü( Yazılı İ.O ) kurtarın. Öğretmeni kadrolu olsa ne olmasa ne?
Bir Bilen @ 09.03.2010 23:02:04
öğretmenliğin kategorizesi olmaz doğru.
adam öğretmen olmuş türkçeyi yeni öğrenmiş bir de koordinatör olmuş ama türkçe yine yarım kalmış. nerde başarı nerde sebap!!!!!!!
öğretmen @ 09.03.2010 22:02:29