Bu yazı 30 Eylül 2009'da ‘Eğitimin Şirazesi Kaydı" başlığı ile yazılmıştı.
Bakalım, aradan geçen 4 buçuk aya rağmen eskimiş mi, hükmünü yitirmiş mi?
Bugün bir kez daha paylaşalım, pazartesi günü de gelişmeleri aktaracağız;
"Henüz eğitim-öğretime başlayamayan okullar zincirine bir okul daha eklendi.
Bunun gerekçesi biraz daha farklı ve oldukça ilginç.
Öğretmen yokluğu değil, bina ve müştemilatla da alakası yok. Peki ne?
Sebebini önceki bana gelen bir grup velinin yetkili makamlara verdikleri dilekçe örneği ile anlattıklarından anlıyor ve şaşırıyoruz.
Önce dilekçelerine bir göz atalım;
Hendek İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne…
Bizler Hendek Anaokulu'na geçen sene çocuklarını kayıt ettirmiş ve eğitim öğretime katılmış olan ve bu sene de aynı okula devam etme isteğinde olup da bu isteğimizi idareci yüzünden gerçekleştiremeyen velileriz.
Okul kurucu müdürümüzün hatalı politikaları devam ettiği, okulla ilgili sorun yarattığı, sorunlara çözüm bulmadığı ve kendi hatalarını kabul etmediği için bizler veli olarak bize çok yakın olan ve bizim olan Hendek Anaokulu'na çocuklarımızı gönderemiyoruz.
Şikâyetimiz; kurumunuz tarafından değerlendirilmez ise bizler hakkımızı gazeteler aracılığı ile bakanlıkta arayacağız. Bu dilekçemizin öğretim yılı başlamadan değerlendirilmesi ve gereğinin yapılmasını arz ederiz.
Peki, bu dilekçe bana niye geldi? Bunun da hikâyesi ilginç olduğu kadar trajikomik…
Söz konusu dilekçe ilgili makama verildikten bir süre sonra dilekçeyi veren veli, hakkında şikâyette bulunduğu okul müdürü tarafından aranıyor.
Diyaloga bakar mısınız?
Alo, falan beyle mi görüşüyorum. Evet. Dilekçeniz elimde, sizi ve (imzası bulunanların isimlerini tek tek okuyarak) bu şahısları yarın saat 16.00 da okula bekliyorum.
Haydaaa!!!
Bir veli ve müşteki olarak, okul müdürü hakkında, resmi bir makama verdiğiniz dilekçe muhatabınızın elinde ve ‘siz kim oluyorsunuz da beni şikâyet ediyorsunuz bakim, hem ettiniz de ne oldu, işte benim arkam bu kadar sağlam, ne yaparsanız yapın benimle baş edemezsiniz' edasıyla aranıyorsunuz.
Ha, buna da şükür. Muhatabınız erkek ve biraz da belalı biri olabilir, siz dâhil bütün şikâyetçilerin kapısını tek tek çalarak hesap sorabilir, kavga çıkabilir, kan gövdeyi götürebilirdi.
Gereğinin yapılması talebiyle yetkili makama havale edilen, bir anlamda artık o makamın namusu addedilebilecek, oldukça sıkıntılı ve taraflar arasında gerginlik yaratacağı muhakkak bir konu tekrar muhataplarının kucağına yani bir diğer anlamda sokağa terk edilirse olacağı budur.
Ha, diyecek ki yetkili şahıs; Canım ben de orada olacağım, tarafları dinleyeceğim, çözüm arayacağım…
Yahu sen kimsin? Bu bir…
Etin budun ne? Daha dün şube müdürü yapıldın malum usullerle ve daha ilk icraatında aslında o koltuğa ne kadar yakıştığını ortaya koydun. Bunu yaparken de siyasi ve sendikal taassuplarla boşluk dolduranların ipliğini de pazara çıkardın o başka.
İkincisi…
Dilekçede aramızı bulun demiyor. Gereğini yapın diyor. İşin gereği de inceleme ve soruşturma. Bunu yapacak olanlar da çiçeği burnunda ve torpilli bir şube müdürü değil, ancak işinin uzmanı müfettişlerdir.
Seni oraya oturtanlar sana aynı zamanda teftiş kurulu başkanlığı görevi de deruhte ettiler de bizim mi haberimiz yok.
Üçüncüsü ve en önemlisi…
O dilekçe, idarenin namusudur.
Nasıl olur da hakkındaki şikâyeti ancak ellerinde çantaları iki müfettiş geldiği zaman öğrenmesi gereken bu şahsın eline tutuşturulur.
Hadi müşteki olanların aranması, ortamın gerilmesi bir yana, sen bunu yapmakla okul idarecisine varsa yaptığı yanlış işleri düzeltme, varsa pisliklerini örtme imkânı sağlamış olmuyor musun?
Yazık!!!
Milli eğitim hiçbir dönende bu kadar ayağa düşürülmemişti.
O okula atadığınız kurucu müdür de sizin idareci atama metodunuzun ve bu ülkenin eğitim faaliyetlerine gösterdiğiniz özenin turnusol kâğıdı…
Atanması için bağlı bulunduğu sendikadan ayrılması ve kendi sendikanıza üye olma şartını koydunuz. Bilgisine, becerisine, tecrübesine bakmadınız, hemen bütün atamalarda olduğu gibi…
Ve milli eğitimin şirazesini kaydırdınız.
Yazıklar olsun!!!"
O günden bu yana eğitimin şirazesi ne alemde? Pazartesi değerlendireceğiz.
Yazı Tarihi : 26 Şubat 2010 Cuma
Bu yazı 169 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar
Çok şaşırma taci kardeş.Bizim gibi insanlar dini duyguları kullanarak,dini günleri bahane ederek siyaset yapmaz ya da yandaş aramaya çalışmaz.
Ertuğrul ÖZTÜRK @ 26.02.2010 17:34:51
Yazılmamış olmasına şaşırmama nedenini de yazsaydınız hem bizde şaşırmamış olurduk hem de merak etmezdik.adınızı soyadınızı bağışlarsanız bundan sonra her kandil,bayram kutlama mesajı göndeririz.
eğitimci @ 26.02.2010 17:14:38
size de yaranılmıyor kardeşim,adam yazıyor din bilgin ne diye sorguluyorsunuz.yazıyor fetva veriyor diye kızıyorsunuz.yazmıyor niye yazmadın diye sorguluyorsunuz.bundan sonra birgün önceden ne okumak istiyorsanız konuyu verinde ona göre yazsın bari.
YİĞİT @ 26.02.2010 17:10:47
Dün gece Peygamber Efendimizin (s.a.v.)doğumu vesilesi ile kutladığımız Mevlid Kandili?ni idrak ettik.
Mevlid Kandili ile ilgili yazı beklerdim ama yazılmamış olmasına da hiç şaşırmadım.
tacettin @ 26.02.2010 14:42:58