 |
Cem Hatunoğlu
|
Kapitalizmin zor günlerinde Sakarya'da Gıda Bankacılığı
Kapitalizmin zor günlerinde Sakarya'da Gıda Bankacılığı
Sanırım tüm halkımız olarak, özellikle ekonomik açıdan zor günler yaşıyoruz. Elbette bu günler de son bulacak, zira dünya tarihinin tamamı karanlıklardan ibaret değil. Bu sancılı dönemden de geçip aydınlığa kavuşacağız elbette. Ancak şunu çok iyi anlamalı ve kabul etmeliyiz ki Türkiye kapitalist bir ülkedir ve bu yönünün gerektirdiği aşamalardan geçmektedir. Özellikle 1980 sonrasında da artan şekilde karakterinin bu yönü ağır basmakta ve etkileri günlük yaşantımızda gittikçe ağırlaşan biçimde hissedilmektedir. Çünkü kapitalizmin kuralları vardır, yasaları vardır. Kapitalizmin yasaları, girdiği ülkelerin anayasa ve kanunlarında kendisini ifade eder. Kendisini daima bir şekilde güvence altına alır. Kapitalizm kendisine sürekli bir "Pazar" arar. Giremediği hiçbir yer olmasın ister, çünkü malını satmak ve kar etmek için bu dünya yüzeyinde yaşayan her kişiye ulaşmak zorundadır.
Mesela köylerimiz ve köylülerimiz. Bundan 5-10 yıl öncesini ve hatta daha evvelini aklınıza getirin. Sakarya'da bir köye ve o köyde de bir haneye davetli olalım. O hane halkı hayvanını yetiştiriyor, tavuğunu kesiyor, ekmeğini fırınında pişiriyor, tereyağını yapıyor, yumurtasını kümesten alıyor, tohumunu elde ediyor. Bu hane halkı neredeyse kendi kendini idare ediyor. Ayrıca, bu hanede üç nesil bir arada yaşıyor, tüm hane geliri bir yerde birleşiyor, aynı kaptan yemek yeniyor, böylece bu hane halkının harcamaları oldukça sınırlı bir seviyede kalıyor. Peki kapitalizm bu haneye nasıl girecek? Ne satacak, nasıl kazanacak? O zaman köylü ve temel uğraş alanı olan tarım ve hayvancılık kapitalizmin hedef alanlarından birisi haline geliyor. Bugün köylümüzün borcunu ve köy dışına bağımlılığını bir düşünün… Şimdi haneler de ayrıldı ve ortalama dört kişilik çekirdek ailelere bölündü... Kapitalizm hedefine ulaşmış mı? Kendisinin milletin efendisi olduğu zannettirilen köylümüze gerçekte kimin efendi olduğunu anlatabilmeyi çok istiyorum. Onlara "Gerçek efendilik efendi gibi yaşam sürmektedir" demek istiyorum.
Mesela Doğu - Güneydoğu Anadolu konularına bakalım. Ya da Irak'a ve Afganistan'a… Bu bölgelerin hane geliri çok düşük. Dolayısıyla harcamaları da gelirleriyle orantılı olarak oldukça az. Ama oralarda yaşayan belli bir insan nüfusu var. Kapitalizm bu nüfusu yok sayamaz. Ona ulaşmak ve ona bir şeyler satmak zorundadır. Kapitalizm ne kadar güçlü bir dünya sistemi olsa da dünya yüzeyinin toplam yüzey alanını değiştirmek mümkün değildir. Ulaşılabilecek en büyük pazar "dünya pazarı"dır. Ürünlerini bu dünyaya satmak zorundadır. Küreselleşme de onun için vardır. O zaman yapılacak şey, yeterli satın alma gücünü yaratamayan ülkelerde veya bölgelerdeki insanları satın alma gücüne kavuşturacak yöntemler izlemektir. Irak'ta , Afganistan'da, Somali'de, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da gördüklerimiz bundan daha farklı bir şey değildir. Elbette ki kapitalizm bunu yaparken " daha fazla mal satmak istiyorum" diyemez. O der ki " daha fazla Demokrasi". Kim daha fazla demokrasi ve daha fazla özgürlük vaadine karşı olabilir ki. Ama demokrasinin tanım bakımından üzerinde uzlaşılamayan en karmaşık kavramalardan biri olduğu hep göz ardı edilir. İdam cezası uygulayan ABD veya Tarımı sübvanse eden AB veya camilere karşı çıkan İsviçre gibi daha nice örnek verilebilir. Ayrıca güçlenen kapitalizm, zayıflayan ve yoksullaşan hane halklarının özgürlüklerinin, yaşadıkları çaresizlikle nasıl kısıtlandığını da çok iyi kamufle eder. Sonra karşınızda Karzai'yi, Talabani'yi ve ülkenizden tanıdık isimleri en yetkili noktalarda görürsünüz. Çünkü kapitalizm onları madden ve manen, hem zenginlik ve hem de kişisel hırslar bakımından doyurmayı çok iyi bilir.
Benim ki gibi yoksullaşan ve bu nedenle de farkında olmadan özgürlüğü daha da kısıtlanan halklara gelince... Onların Meclisleri tam da kapitalizmin isteyip de bulamadığı, haneleri ne olduracak ne de öldürecek cinsten kanunlar çıkarır. Mesela bizdeki 5179 sayılı Gıda Bankacılığı ile ilgili kanun gibi.
5179 sayılı Kanunun 3. Maddesinde; ihtiyaç fazlası gıdanın yoksul vatandaşlara dağıtılmasını sağlayacak olan GIDA BANKASI, "Bağışlanan veya üretim fazlası sağlığa uygun her türlü gıdayı, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerini tedarik eden, uygun şartlarda depolayan ve bu ürünleri doğrudan veya değişik yardım kuruluşları vasıtasıyla fakirlere ve doğal afetlerden etkilenenlere ulaştıran ve kâr amacı gütmeyen dernek ve vakıfların oluşturduğu organizasyonlar" olarak tanımlanmıştır. Bu sistemle, gıda bankacılığı yapan ve kar amacı gütmeyen sosyal amaçlı vakıf veya dernekler aracılığıyla gıda, temizlik, giyecek ve yakacak cinsi ürünlerin ihtiyacı olanlara düzenli ve sağlıklı bir şekilde ulaştırılması hedeflenmektedir. Bağışların, tüzüğünde veya senedinde ihtiyacı bulunanlara gıda yardımı yapabilmesine ilişkin hükümler bulunan dernek veya vakfa yapılmış olması gerekir. Dernek veya vakfın başka alanlarda da faaliyet gösteriyor olmasının, kamuya yararlı dernek veya vergiden muaf vakıf olup olmamasının uygulama açısından herhangi bir önemi bulunmamaktadır.
5393 sayılı Belediyeler Kanununun belediyelerin görev, yetki ve sorumluluklarını belirleyen 14. Maddesi, belediyelere de "GIDA BANKACILIĞI YAPMA YETKİSİ" vermiştir. Bu şartlar altında yapılabilecek en iyi şey ihtiyaç sahipleri için bari bu kanunun verdiği imkanları etkin kullanmaktır. Aslında daha iyi bir şey de var ki o da seçim zamanı geldiğinde, kapitalizmin araçlarını acımasızca kullananları sandıkta acımasızca cezalandırmaktır. O zaman gelinceye kadar ben Sakarya Büyükşehir ve İlçe Belediyelerine, kar amacı gütmeyen sosyal amaçlı vakıf veya dernekler ile bunlara bağışta bulunarak yükünü hafifletebilecek olan esnafa ve üreticiye Gıda Bankacılığını buradan öneriyorum.
Bu kanuni yetki ile; Gıda, Temizlik, Giyecek ve Yakacak madde üreticileri ile bunları elinde bulunduran satıcı, esnaf, lokantacı, market, otel vb. hizmet sunanlar, bu mallarından şehirde yaşayan ihtiyaç sahipleri bağışta bulundukları taktirde, bağışladıkları malların tamamını maliyeti üzerinden gider gösterip karından düşebilir ve böylece gider gösterilen bu malların tamamını vergi dışı bırakabilirler. Ayrıca, bağışlanan bu mallar için katma değer tahakkuk ettirilmeyeceğinden esnaf, tüccar ve hizmet sunanlar KDV ödemekten de yasal olarak muaf tutulabilirler.
Bu sayede geçim sıkıntısı çeken aileler ve güç durumdaki üniversite öğrencileri gibi gerçek ihtiyaç sahiplerinin, parti propagandası yapılmadan, hiçbir ücret ödemeden ve onurları kırılmadan bir HEMŞERİLİK HAKKI OLARAK ihtiyaç duydukları malları ücretsiz olarak temin etmeleri sağlanabilir. Ayrıca bu malların toplanması, depolanması, depodayken bakımı ve dağıtımı da bir işgücü gerektireceğinden Sakarya'ya ilave istihdam imkanı da getirilmiş olur.
Tabi bu çalışma, kapitalizm mağdurlarının içinde bulundukları durumun sebeplerini ortadan kaldırmaya değil sadece sonuçlarını telafiye yöneliktir. Sebepler yerli yerinde durdukça ve kanunlar sebeplerle mücadele için değil de sonuçlarını ortadan kaldırma mantığıyla çıkarılmaya devam ettiği sürece bundan başka yapılabilecek pek bir şey de yok zaten. Bir kere kapitalizmi seçen ve ancak onun yıkıcılığına karşı siyasi partiler kanunu ve seçim kanunu gibi kanunlarda dengeleri koruyacak reflekslere yer vermeyerek, anayasa ile güvence altına alınmamış güçler ayrılığı prensibinden uzaklaşarak kendisini teslim eden toplumların Allah korusun, felaketlerle karşı karşıya kalması önlenemez.
Yazı Tarihi : 30 Ocak 2010 Cumartesi
Bu yazı 155 kere okudu
YASAL UYARI: Bu sayfada yayınlanan yazı, yazarın kendine ait görüşleridir. Yazılan yazıdan ve yorumlardan medyabar.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Haber portalımız 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır. Yayınlanan fotoğrafların yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması, önceden yazılı izin gerektirir. Portalımızda yayınlanan haberler ise, kaynak gösterilmek ve portalımızın ilgili sayfasına link verilmek koşuluyla yeniden yayınlanabilir.