Bir dost, bir uzak aşina tanıdık; Recep Duymaz. Uzak aşina dediğime bakmayın, aslında çok, hem çok yakın bir dost. Başlangıcı ta 1970'lerin başına kadar uzar gider. "Yeni Sanat" dergisinde beraber olduk. Ardından Mustafa Miyasoğlu'nun yönettiği "Suffe Kültür ve Sanat Yıllığı"nda hep beraber olduk. Benim de uzun süre denemelerimi yazdığım "Yeni Devir Gazetesi"nde hep edebi incelemelerini ve yazılarını izleme imkanımız oldu. Son olarak "Sedir Dergisinde" beraber olduk. Bu serüven Mavera, Türk Edebiyatı, Yönelişler, Yediiklim, Dergah dergilerinde kesintisiz çalışmalarını sürdürdü. Bu uzak aşina çok yakın dostumu hep heyecanla izlemişimdir. Çok az karşılaşır, çok az görüşür olduk. En son ben diyeyim 15 yıl, siz deyin 20 yıl kadar oldu karşılaşmayalı. En son karşılaşmamız nerde, nasıl oldu hatırlamıyorum ama hayal meyal ayaküstü selamlaşma ve hatır sormadan ileri gitmemişti. Aşina isimleri bir dergi sayfasında görünce içten ve candan bir dost selamı olarak alır kelimeler, cümleler, paragraflar ve sayfalar arasında doyumsuz bir hasret gideririm.
Recep Duymaz dostumuz sessiz, vakur, beyefendiliği maruf kişiliği ile benim dünyamda farklı bir yeri ve değeri var. Ama günümüzün parçalanmışlığı ve dağınıklığı içinde ayrılık acısını içimizde hep bir hicran olarak taşıyoruz. Tek tesellimiz yazılıp çizilenler. Dostlardan birer selam olarak bizlere kadar her türlü olumsuzluğa rağmen ulaşabilmektedir.
On yıl kadar önce bir "Kitap Fuarı"nda gezinirken "Muhayyelât Üzerinde Bir İnceleme, Recep Duymaz" imzasını görür görmez hemen aldım. Vakt-i merhunu gelmemiş olsa gerek ki kitaplığımda 10 yıl kadar bekledi. Geçtiğimiz günlerde yatsı namazını kıldıktan sonra kitaplık rafında "Muhayyelat" gözüme ilişti. Seccadeden kalkmadan uzanıp aldım. Rastgele sayfaları karıştırdım. Kendi kendime neden bunca zaman bu kitabı okumadım ki dedim. Gelişigüzel sayfaları karıştırdım. Bölüm başlıklarını ve ara başlıkları okuyarak sayfaları çevirmeye başladım. En son "Kıssa-i Recep Beşe" hikayesine gelince geçemedim ve hikayeyi okumaya başladım. Hikaye bitince çarpılmıştım. Başa döndüm ve Recep Duymaz dostumla hasbihale başladım. Benim nazarımda bir dostun kaleme aldığı bir yazı ve eseri okurken adeta o dostumla kıran kırana bir sohbete girişmiş gibi olurum. Bazen bu sohbet zoraki bir zorlama ve ne zaman bitecek duygusuna kaptırır beni. Sohbeti kestirip atamam; bu konuda inadımdır sonuna kadar götürürüm.
Bu sefer zorlama yoktu. Recep Duymaz dostumuzun sohbeti beni bir heyecan tusunamisine maruz bırakmıştı. Sayfalar birbirini kovalamaya başladı. Okudukça okudum. Ve, ve hiç hesapta yokken okunacak başka kitapları takdim tehir yaparak "Muhayyelât"ı öne aldım.
Binbir Gece Masalları benim başucu kitabımdır. Binbir Gündüz Masallarından da hep bahsedilir ama ben hiç görmedim. Doğrusu bu konuda cahilliğimi teslim etmeliyim. Neyse biz dönelim Recep Duymaz dostumuzla sohbetimize.
İbn Haldun Mukaddimesinde özellikle vurgu yapar. Bu vurgu beni hep etkilemiştir. Kitap tek başına okunmaz; kitap erbabıyla birlikte okunur. Erbabıyla okunmayan kitaptan yeterince fayda sağlanmaz. Her ne okunacaksa bence bunun hiçbir istisnası yok. Bugün bunun mümkün olması çok zor. Öyleyse en azından bir kitabı okuyan başka bir okuyanı bulup aynı kitap üzerinde sohbet ve mütalaa yapmalılar. Böylelikle bir nebze de olsa okunan kitaptan fayda sağlanabilir.
Recep Duymaz dostumuz "Muhayyelât"ı sadece incelememiş. Çalışmasını akademik ukalalıklara da boğmamış. Kemali edeple okuyucuyu karşısına almış ve "Muhayyelât" okutmakta. İncelemenin sonunda "Muhayyelât" kesintisiz olarak hiçbir noktası eksik bırakılmadan okunmuş oluyor. Okuma tamamlandıktan sonra da okuyucu asıl metinle baş başa bırakılıyor.
Ben kendi adıma daha önce yapılmış ve yayınlanmış "Muhayyelât" basımlarını okumadığım için kendimi şanslı hissettim. Anladım ki Recep Duymaz dostumuzun bu doyumsuz sohbeti olmasaydı "Muhayyelât"ı bu zevkle okuyamazdım. Sohbet, sohbet değim Recep Duymaz dostumuzun incelemesine telmihte bulunuyorum. Ben kitapları yukarıda da ifade ettiğim gibi bu haletiruhiyede okurum. Bu bana daha bir haz ve zevk veriyor. Bu sohbet ve okumadan sonra asıl metni ve hikayeleri aynı heyecan fırtınası içinde hiç sıkılmadan ve anlama ve anlaşılma sıkıntısı çekmeden okudum.
Recep Duymaz dostumuz "Muhayyelât"ın kapağına akademik unvanını koymamış. İç kapakta Dr. Recep Duymaz olarak yer almış. Bu da doğrusu pek dikkati çekmiyor. "Muhayyelât"ı okuyup bitirdikten sonra merak saikıyla nerde, ne yapar bu adam diye sanal alemde bir turlayınca karşıma Hayrullah Şanzumi Hocamın ifadesiyle tam tamına "Hormonsuz Profesör" bir dostum çıktı. İnsan dostlarından bu kadar mı bihaber olabilir. Oluyor işte, oldu bile.
Prof. Dr. Recep Duymaz, Trakya Üniversitesi – Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanlığını deruhte etmektedir. Hocam selam sana, selamlar sana. Geç oldu ama olsun.
"Muhayyelât" Arma Yayınları (Nüans Ajans) İstanbul, Eylül 1999 basımı. Geçmişe köprü kurmamız adına Recep Duymaz Hocamızla "Muhayyelât" okumaya ne dersiniz. Giritli Ali Aziz Efendinin ruhuna Fatihalar olsun. "Muhayyelât"la hayalleriniz, hayal perdeniz hoş olsun, hoşnutluk olsun. İlmine, kalemine ve engin yüreğine sağlık sevgili Recep Duymaz Hocam.
Yazı Tarihi : 13 Mart 2009 Cuma
Bu yazı 97 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar