Türk Ulaşım-Sen Şube Başkanı Cihad Koray, Tekel işçilerinin direnişini değerlendiriyor;
"Tekel İşçilerinin onurlu direnişi, Türkiye de siyasi ve çalışma hayatında üç temel kırılmayı beraberinde getirecektir.
Bunlar Türkiye'nin ihtiyacı olan " gerçek açılımı", Türkiye'deki sendikal yapı ve sendikal anlayış, Çoğunluğa ve güce sahip olanın her konuda kendini "haklı" görme yanlışlığıdır.
Tekel İşçileri, kaderlerinin başkalarının istediği gibi şekillenmesine "hayır diyerek" başlattıkları tarihi direnişlerinin yanı sıra aynı zamanda kökenleri ve inançları aynı veya farklı olan halkın ve halkların birlik ve beraberliğin ancak "emeğin şemsiyesi altında bir araya gelerek, birlikte hareket etmekle mümkün olabileceğini bir kez daha gösterip, Türkiye'nin ihtiyacı olan gerçek açılımı da ortaya koydular.
Günlerdir etnik kökenleri farklı, oy ve gönül verdikleri partileri farklı insanlar, Alevisi, Sunnisi, Caferisi, belki Hıristiyan'ı, Yahudi'si hep birlikte tek vücut olmuş el, ele sırt, sırta verdiler ortak menfaatlerinin mücadelesini birlikte veriyorlar.
Tekel direnişinin önemli kırılmalarından birisi de çalışma hayatı ile ilgilidir.
Türk halkı bu direniş sürecinde sendikaların ve partilerin tavırlarını ve samimiyetlerini yakından izliyor.
Sendikalar bu güne kadar Özelleştirme uygulamalarına gereken karşı duruşu göstermediler. Özelleşen kurumlardaki işçiler ya kendi kurumunda ya da başka kamu kuruluşlarında aynı şartlarda çalışmaya devam ediyordu.
Yani işçi sendikalarına üyelikleri devam ettiğinden sendikaların maddi anlamda bir kayıpları olmuyordu. Ancak bu durum uzun sürmedi. Sendikalar Özelleştirme uygulamalarının esas amacının Kamuda sendikasızlaştırma olduğunu işçilerin 4-C ye tabi olarak çalışmaya zorlanmasıyla anladılar.
Tekel direnişi, işçi sınıfının özellikle kamu sektöründe siyasi gücün karşısında sinmiş, pısırık, iş birlikçi, kurumsal çıkarını öncelik gören sendika anlayışının sorgulanmasını sağladı.
Artık yüzlerce milyarlık makam arabaları ile caka satıp, arada sırada uğradıkları iş yerlerinde "işçi tulumunu giyip dolaşan " sendikacı modelinin sonuna gelindi.
Tekel işçilerinin direnişi, bütün işçilerin ve Kamu çalışanlarının birleşmesinin ve birlikte hareket etmesinin de önünü açtı. İşçi ya da kamu çalışanı herkes; kaybedecekleri tek şeyin ayaklarında ki prangaları olduğunu anladı.
Tekel eylemi, Çoğunluğa ve güce sahip olanın her konuda kendini "haklı " görme yanlışlığını ortaya koyması bakımından da önemlidir.
İşine geldiği zaman "Korkakların en büyük paranoyası barıştır. Kifayetsizlerin en büyük çekincesi demokrasidir. Bağnazların, çapsızların, jakobenlerin en büyük kaygısı özgürlüklerin gelişmesidir. Çünkü onlar, barışı, demokrasiyi ve hukuku taviz, tehdit ve tehlike olarak algılarlar" diyen Başbakan, sendikaların Hükümete yönelik tepki ve eylemlerine karşılık "sen kimsin, kaç üyen var, 15 milyon seçmene sahip bir partiyi iktidardan nasıl uzaklaştıracaksın, kendini ne zannediyorsun" sözleriyle, çoğunluğun her zaman haklı olduğu yanlış düşüncesini kapıldığını gösteriyor.
Sayın Başbakanımız haklılığın ölçüsünün kafa sayısı ve sahip olunan güce orantılı olmadığını artık anlamalıdır.
Sahip olduğu ve her zaman övündüğü sayısal çoğunluk içersinde Tekel çalışanlarının da önemli katkısı olduğunu bilmelidir. Çünkü işçiler arasında yapılan ankete göre her üç TEKEL çalışanı oyunu AKP ye verdiğini söylemiştir. Buda aileleri ile birlikte yaklaşık 2 milyon, tütün ekicilerini de katarsak en az 5 milyon oy demektir.
Sendika konfederasyonların bir araya gelerek hükümete süre vermeleri, gecikmişte olsa kadar olumlu bir gelişmedir. Eğer bu dayanışma samimi bir şekilde hayata geçirilirse Tekel İşçileri ve dolayısıyla işçi sınıfı bu mücadeleden zaferle çıkacaklardır."
Ve Cihad Koray'ın, Tekel işçilerinin eylemine destek vermeyen, olaylara kayıtsız kalan TCDD ve TÜVASAŞ çalışanlarına çok önemli bir uyarısı da var;
" Tekel İşçilerinin bu gün için yaşadıkları kadere en yakın kurum TCDD, dolayısıyla TÜVASAŞ'tır. Çünkü yıllardır yasallaşmayı bekleyen Yeni Demiryolu kanunun çıkmasının ardından TCDD'nin mevcut yapısı ve yönetim şekli tamamen değişecektir.
Kamuda Memur olarak çalışan personel özelleştirilme sonrası bu güne kadar özlük haklarından bir kayıp yaşamamışlar, başka Kamu Kuruluşlarına geçişleri sağlanmıştır. Ancak Ömer Dinçer'in Çalışma Bakanı olmasıyla bunun sonuna gelinmiştir.
Çünkü Sayın Bakan, Kamu Yönetimi Temel Kanununu hazırlayan kişidir. Bu kanunun en önemli kısmı Yeni Personel Rejimi kanunudur. Kamudaki çalışma hayatının şartlarını ve şeklini tamamen değiştirecek, esnek çalışma şekli ile iş güvencemizi, performansa dayalı ücret sistemi ile ücret güvencemizi kaybedecek ayrıca kendi içimizde oluşacak rekabet ortamı zaten zayıf olan dayanışma kabiliyetimizi tamamen yok edecektir.
Kısacası işçilerin benzeri bir kaderi yaşamak istemiyorsak hep birlikte dayanışma içerisinde birlikte hareket etmekten başka tercihimiz bulunmamaktadır."
Yazı Tarihi : 30 Ocak 2010 Cumartesi
Bu yazı 143 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar