Bilgi çağındayız sözde ama en basit bir bilgi paylaşımını bile yapamıyoruz.
Bilgi paylaşımı bakımından gönderdiğimiz bülten masa örtüsü, dergi dekor niyetine kullanılıyor.
Panolara asılan afiş ve broşürlere dönüp bakan yok ki arkadaşımız hemen arkasındaki panoda asılı duran broşürün içeriği hakkında ‘falan konuda hiçbir şey yapmadınız' diye sitem edebiliyor.
İnternet sayfamız var, girilmiyor, okunmuyor.
Ve haliyle tabiat boşluğu kaldırmıyor, bilgiye susayan beyinler yalan yanlış bilgilerle dolup taşıyor.
"10 LİRA İÇİN DEĞER Mİ?" başlıklı 10 liralık toplu görüşme primine dair yazdığımız yazının henüz mürekkebi kurumadı.
Ama hala bu paranın sendikaların kasasına gittiğini ve onca gürültüyü bunun için kopardığımızı zannedenler var.
Üstelik yazdığımız yazının altına yapılan yorumlar bile yazıyı okuma zahmetine katlanılmadığının ama bol keseden yorum yapıldığının göstergesi…
Niyazi rumuzlu okurumuz örneğin; "Her ay sendikalara eski deyimle bir ila bir buçuk trilyon ödeme yapılıyor. Sendikalar ne yapıyor acaba... Para da zaten devletten çıkıyor, onunla da anlaşırdır gibi geliyor bana. Her üye kendi parasını ödemeli ve hesabını da sormalı" diyor.
Vahdet aynı şekilde; "Ödentilerin üyelerden direk toplanması emek hareketine ivme kazandırır. Çünkü, sendikaya kimin parası giderse onun borusu öter. Aidatı hükümet öderse, üyeler sendikalarına sahip çıkmaz ve sendika yöneticileri tabanın sesine değil başka güçlerin sesine kulak verir. Tabandan tavana katılım yapılmadıkça eylemlere kitlesel katılım gerçekleşmez. Aidatını cebinden ödeyen üye sendikasına eylemine sahip çıkar" yazıyor.
Beyler!
Dünyanın her yerinde herhangi bir kuruluşa üye olan herkes, bu üyeliğinin karşılığında bir miktar aidat ödeyeceğini bilir ve öder. Bu aidatın malum kuruluş tarafından veya bizzat mücadele halinde oldukları işveren tarafından ödendiği vaki değildir.
Dolayısıyla, sendikalar devletin verdiği para ile ayakta duruyor, haliyle devlete gebe kalıyorlar ve seslerini çıkaramıyorlar cinsi yorumlar saçmalıktan ibarettir.
Başkalarını (özelikle siyaseten yakın oldukları belediyelerin imkanlarıyla sendikacılık yaptığını zannedenleri) bilemem ama bu sendika, üyelerinin aidatı ve sayısal gücü ile ayakta durur.
Toplu Görüşme Priminin aidatla uzaktan yakından alakası yoktur. O bir kazanım olarak direk sendikalı çalışanın cebine girer.
Peki, sendikalar toplu görüşme masasına oturur oturmaz, neden öncelikle bunu dillendiriyorlar?
Dünyanın her yerinde, herkesin, alanıyla ilgili bir sendikaya üye olma zorunluluğu varken, bizde serbesttir ve daha ilginç olanı sendikal mücadele sayesinde elde edilen ekonomik ve sosyal kazanımlardan üye olsun olmasın herkes istifade eder ve bu durum bazı tatlı su kurnazlarının, üyelik riskini ve zevkini tatmadan, hiçbir emek sarf etmeden beleşe konmalarını sağlar da ondan…
İşte bu 10 liralar, sendikalı olanla olmayan arasında bir fark olmalı talebimizin sonucudur.
Olmamalı mı?
Bakın, işçi sendikalarını da üyelik zorunlu değildir ama uygulama öyledir ki üye olmamak için aptal olmak gerekir. Çünkü işçi sendikalarında toplu sözleşme ile sağlanan sosyal ve ekonomik haklardan ancak ve ancak yetkili sendikaya üye olanlar veya bir başka sendikaya üyelikte ısrar edip yetkili sendikaya ‘dayanışma aidatı' ödeyenler istifade edebilirken, diğerleri asgari ücrete talim ederler de ondan.
Biz vazgeçtik kazanımlardan sadece yetkili sendikaya üye olanların istifade etmesinden; yeter ki bir sendikal oran artsın düşüncesiyle üç-beş kişinin bir araya gelip kurduğu kıytırık sendikalara üye olanların dahi yararlanmasını sağladık.
Asıl olan, sendikal kazanımlardan sadece ve sadece üyelerin yararlanmasıdır.
Özelikle kamu alanındaki örgütlemeden rahatsız olan siyasi erkin, memur sendikalarını zayıf ve güçsüz bırakmak, çalışanların teveccühlerini kırmak için yaptıkları düzenlemelere inat her çalışan sendikal örgütlenmeye katılmalıdır.
Onlar, işlerine gelmediği için yasaları böyle çıkarttılar. Onlar, babalarının çiftliği misali kullandıkları kamusal alanda kendilerinden başka bir güce tahammül edemedikleri için sendikal haklarımızı kısıtladılar.
Şimdi bize düşen, onların arzusu istikametinde sendikal mücadeleden geri durmak mıdır yoksa inadına sendikal mücadeleye destek vermek mi?
Şimdi lütfen! Bırakalım bu sendikalar işverenin kucağına oturdu mu oturmadı mı tartışmasını da, sendikal mücadeleye hangi sebeple olursa olsun destek vermeyenler, aslında kimin kucağına oturuyorlar, ona bakalım, bunu tartışalım…
Yazı Tarihi : 13 Ocak 2010 Çarşamba
Bu yazı 169 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar