Mehmet Yumak, son yazısında eğitim/yönetim biçimi ilişkisini kritik etmişti. Bu kez de eğitimin ekonomik değerlerle ilişkisini incelemiş. Paylaşalım;
"Önce bir durum tespiti yapmaya çalışalım.
Seksenli yıllar boyunca geliştirilen yalancı refah modeli ile olmayan parayı harcamaya alıştırılmamız gelecek yıllarımızın ipotek altına alınmasına sebep olmuştur. Üretim ile orantılı olmayan tüketime dayalı bu sistem devletimizin dış kurumlardan ve ülkelerden borç almasına yol açmıştır.
Taksitli hayat teknoloji sayesinde hayatımızı kolaylaştırırken dışarıya olan bağımlılığımızı her geçen gün artırmaktaydı. Sebep olduğu yüksek enflasyonla paramızın ve kaynaklarımızın değerini düşürürken aynı zamanda milli gelirimizde de ciddi kayıplar meydana getiriyordu. (Bu arada altmışlı yılların hayaline de ulaşmış ve hatta aşmıştık hani. Hepimiz milyonerdik.) (!)
Milli gelir düştüğü gibi nüfusun azımsanmayacak bir bölümünün geliri bu oranında altına inmişti. Devam eden yıllar yaraları saracağına daha da derinleştirmişti.
Bugün geldiğimiz noktada işsizlik ürkütücü boyuttadır. Kişisel borçlarımız, şirketlerimizin borçları ve devletimizin borcu her geçen gün artmakta ve eğer ciddi tedbirler alınmazsa korkarız çevrilemeyecek hale doğru ilerlemektedir.
Gerek işsizlik ve gerekse çalışarak/üreterek elde edilen gelirin azlığı dolayısıyla büyük bir çoğunluk şans oyunları gibi hayali yollarla zengin olmayı umar hale gelmiştir.
Gençlerimiz ise çok kolay para harcayan ve gösterişli bir hayat sürdüren futbolculara, şarkıcılara, mankenlere vb. meslek gruplarına özenmektedirler.
Bozuk ekonomi hem iç dengelerimizi hem de dış dengelerimizi alt üst edecektir. İçerde artan toplumsal huzursuzluğun bir yönüyle de ekonomiyle ilişkisi unutulmamalıdır. Uluslar arası arenada gücümüz ise üretimimize ve dolayısıyla da zenginliğimize bağlı olarak ortaya çıkacaktır.
Öyleyse öncelikle siyasi ve bürokratik irade -günü kurtaracak, her modelden bir parça alınmış kolaj/kesyap bir ekonomik model yerine- ayakları yere basan bizim ihtiyaçlarımızdan doğmuş ve içinde yaşadığımız zamanın değerlerine uygun bir ekonomik model oluşturmalı. Bir üretim aracı etrafında da bu ekonomik modeli biçimlendirilmelidir.
Bizim gibi geniş bir coğrafyaya ve büyük bir nüfus potansiyeline sahip ülkeler tek bir ekonomik enstrümanla hayatiyetlerini sürdüremezler. Kalkınmamızda öncelik taşıyacak üretim aracının etrafında diğer geleneksel ve çağdaş üretim araçları işe koşulmalıdır.
Söylemeye çalıştığımız şudur: gayri safi milli hâsılamızı artıracak üretim aracımızın merkezde olduğu ve diğer üretim araçları ile desteklenmiş ya da güçlendirilmiş bir ekonomi politikası uygulamaya konulmalıdır.
Bir önceki yazımızda; "Bir diğer önemli belirleyici unsur da ekonomik yapıdır. Sonuç olarak aldığımız/almadığımız eğitim bizim ekonomik hayatta hangi rolleri oynayabileceğimizi belirlemektedir. Eğitim politikalarımızı belirleyenlerde; devletimizin ekonomik öngörülerini de hesaba katarak eğitimi yönlendirmelidirler. Böylece eğitim kurumları da bu çerçevede şekillenecektir." demiştik.
Anasınıfından itibaren öğrencilerimizi ekonomik hayatın bir parçası haline getirecek tedbirleri almalıyız. Onlara hem üretmenin zevkini tattıracak hem de tasarruf etmeyi davranış haline getirtecek etkinlikler yaptırtmalıyız.
Ara eleman ihtiyacını yetiştirecek mesleki ve teknik eğitim kurumlarına gereken önemi vermeliyiz. Başta katsayı olmak üzere bu okullara ilgiyi azaltacak sebepleri ortadan kaldırmalıyız. (Siyasi hesaplaşmalarımızı gençlerimizin mağduriyeti üzerinden yapmamalıyız.) Bu kurumlarımızı hiçbir okula gidemeyen öğrencilerimizin devam ettiği okullar imajından kurtarmalıyız.
Yüksek öğretim kurumlarımızı da ekonomik modelin ihtiyaçlarına göre yapılandırmalıyız.
Hayatımızın önemli bir bölümü ekonomik faaliyetlerle geçer. Her insan –asalak değilse- geçimini temin etmek yaşamını sürdürmek için ekonomik değer üretmek zorundadır. Eğitim öğretim sistemine katılan her bireyi aldığı eğitimin seviyesi ne olursa olsun ekonomik değer üretir hale getirmeliyiz. Hükümetlerimiz de her vatandaşımızı ekonomik sisteminin içine üretici olarak dâhil edecek tedbirleri mutlaka almalıdır.
İnsanların üretime katılmasının ve ekonomik değer üretmesinin psikolojik bir boyutu olduğunu da unutmamalıyız. Milli gelirin dağılımındaki adaletsizlikler, bir tarafta temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan insanlar (çöpten ekmek toplayan çocuklar vb.) öbür tarafta israfa dayalı gösterişli hayat sürdürenler. Devlet yöneticilerimizin kaynak yetersizliğinden ve tasarruf tedbirlerinden bahsederken içinde bulunulan durumla orantısız biçimde beş yüz bin liralık süper lüks makam araçları kullanmaları gibi uygulamalar insanların ekonomik kalkınmaya inanmalarını ve desteklemelerini zorlaştırmaktadır."
Yazı Tarihi : 12 Ocak 2010 Salı
Bu yazı 158 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar