Vaktinde, zamanında ihya edilmeyip tersine işleyen ya da yerini bulsa da geç kalan adalet azaptır. Adaletin azap olup olmaması da ilgili toplumun içinde bulunduğu haleti haletiruhiyeden tutun da genetik, karakter, irsiyet, çevre, inanç, ahlak, edep, terbiye ve de kaliteli objektif eğitimin belirleyici olduğu göz ardı edilemezken yalnız terbiye ile eğitimin birbiriyle örtüşmeyip mütenasip düşmeyen sacayaklarını ayrı ayrı mütalaa edemezsek eksik kalmış olur. Şüphesiz ki adalet kavramı kendi yapısı içerisinde disipliner ifade ve de bilimsel terminolojinin değerlendirmeleri muvacehesinde işgal ettikleri tahtlarında oturmaya devam edeceklerdir. İşin bu tarafı tamamen hukukçuları ilgilendirdiğinden bize sadece durum tespitiyle adaletin sosyal yansımaları mesabesinde kalan bir nevi hukuk sosyolojisine ayna tutma çabamızda görülen ve de zapturapt altına alınan odur ki bir defa hukukun diğer kurumlardan bigane kalamayacağı esasının yani herhangi sıradanmış gibi kabul edilen en basit bir kurumumuzda bir eksiklik veyahut da müşarünileyh bir sekülat mevzuubahis ise bu ahvalin aynının adalete yansımasını tahmin etmek bile mümkün değildir. Bu olsa olsa tamamen safdillik olabilir kanaatindeyim. Öyleyse işin elifbasından başlayarak en ilkel dönemlerden bugüne kadar gerek hukukların dogmatik veçhesinden turun da gerekse işim tamamen kültür ve de medeniyet veçhesinden bugüne kadar geçirilen serencamda laik hukukun bile istifade ettiği kaynaklardan yukarıdaki rükünleri tamamen ayrıştırmanın na mümküniyetine kadar bugün gelinen noktada eğer bir hukuk varsa bu hukukun beslendiği ana kaynaklar olarak başta dominant kültür, medeniyet, ahlak çevre, iklim mahza kültürün mevcudiyeti söz konusu hukukun ayrıştırılarak sadece tek veçhelileştirilebilmesinin imkan ve de ihtimali mevzuubahis bile olamaz. Çünkü tarihten bugüne kadar inanç bazında süregelen mücadelelerin temelinde nasıl ki inanmakla inanmama varsayımından yani bu nokta-i nazardan hareketle başlayan karşılıklı dehşetengiz mücadelelerin bir tarafında müminlerin oluşturduğu saf söz konusuysa öbür tarafta olup da kendilerini münkir diye tavsif eden zevatı mezburenin hali pürmelaline acımamak na mümkündür. Binaenaleyh cephenin bu tarafındakilerin koyduğu akidenin bir alternatifini varsayarak bu minval üzere kendilerini konuşlandırmaları gerekirken ortaya bir şey koyamamanın verdiği acziyetin yegane ifadesi ve de kamuflaj olarak ortaya konulan esasatı inkar yani münkirliğin yeni bir görüş olabileceği zehabıyla hareket noktasının inanmak üzerinden tesis edilenin aksine işe aynı noktadan hareketle ortaya konulanı inkarı bir yöntem ve de usül seçerek sürekli inkar ve de itiraz üzerine kurulan bir davranış biçimi. Hakikaten çevremizde de az da olsa bu tip insanlarla karşılaşmamak mümkün değildir. Herhangi bir vesileyle en basitinden bir çay içme münasebetiyle oturulmuş iken ağzın fermuarı yok ya eften püften, havadan civadan günün önem veya ehemmiyetine kadar taraflardan birisi ortaya gayet masumane bir dille bir şey atar da bu söz aslında hiçbir kimseyle alakalı olmayıp hiçbir kimseyi hedef almadığı halde bir de bakıyorsunuz ki hazirundan bir tanesinin sert bir şekilde söylenilenleri eleştirip tamamen zıddını iddia etmesi hem ortamın nehafetini bozarken hem de tarafların birbirilerine karşı ileriki oturumlarda kin ve de buğz sahibi olmalarını hazırlamaktadır. Mesela içimizden birileri bugün çok sıcak diyor, öteki ise sırf onu bozmak maksadıyla hayır, hayır sana öyle geliyor, sen hem iyi besleniyor ve hem de kalın kışlıklarını giymişsin demesi ortamı gerip cemaatin dağılması ve de ifsat olmasını sağladığından haberimiz bile olamayabiliyor. Halbuki hiç gerekmeyen ve de başkasını rencide edebilecek davranışlardan imtina edip lüzumsuz yere aklımıza gelen her şeyi sarf etmeyebilsek zamanla bunların biriktirilerek bize avdet etmesine set çekmiş olabileceğimizden hiçde haberimiz olmayabiliyor. Çünkü şaka yollu bile olsa karşınızdaki nedense kendisinin sarf ettiklerini unuttuğu halde sizin mukabelatınızı ölene kadar unutamayabiliyor. On küsur yıldan beridir bize her türlü yanlış hitabı kendisinin tabii hakkı olarak telakki eden Osman adında çoban kılıklı birisinin etrafındaki şeytanların onu gammazlamalarına inanmaya sayügayret ederek nasıl da etrafını iftira ve de hakaret bombardımanına tuttuğunu yaşadıkça hayret etmemek mümkün değildir. Sonuçta yazılı da olsa sözlü de olsa her toplumun en ilkel seviyeden tutun da en mütekamil seviyesine kadar ki her safhasında bir adaletin olduğu gibi bu söz konusu adaletin birde kendi yapısı içerisinde eğitiminin olmaması na mümkündür. Eskiden bu usta çırak maharetiyle olurken şimdilerde üniversite maharetiyle olabilmektedir. Hasılı hangi adalet olursa olsun mutlak surette hazırlayıcı eğitimlerinin kaçınılmaz olduğu tartışılamaz. Çünkü ortada adaleti koyan bir irade olacak ki neticede taraflara hükmedebilsin. Tam bu nokta-i nazardan kendim açısından meseleye pertav tutacak olursak adaletin mülkün temeli olması ve de Hz. Ömer'in bizim medeniyetimizde adaleti temsil etmesinin beraberinde getirdiği önem ve de ehemmiyetine binaen çocukluğumda hep adalet erbabı olmayı düşlemişimdir. Ama şimdilerde başımdan geçenlerin bana en büyük kazanımı olarak adaletin işleyişini yakından takip etme fırsatını yakinen yaşamamın hukuku sadece hukukçuların değil bütün toplumun ve de alt yapının oluşturduğunu, hele, hele vicdanını bir yarım ekmek arası dönerle trampa edebilen hem de koca koca görünümlü içi boş ve de kof yalancı şahitlerin etkileyecekleri adaletin başlı başına bir adalet azabı olmaktan öteye gidemeyeceğini hemen, hemen her vakada yaşayabilmekteyiz. Velhasılıkelam bugün için çeşitli olanaksızlıkların davaları yıllarca sürüklemesi ve de tarafların haklı olsun haksız olsun sırf kendilerinin haklı çıkıp ötekinin mağduriyetinden tezavvuk duyması, akil insanların olmayışı, diğer insanların da ya meselelere göz yummaması ya da korkusundan mütevellit güçlüden yana takılması adaleti kısmen de olsa bir azap mesabesine getirmiştir dersem herhalde en azından bu gibi işlerde canı yananların aklı selim ile hareket edecekleri varsayımıyla rahmetli İmam-ı Şafi'nin şu sözüyle makalemizi nihayetlendirelim:
Dünya tam dört direk üzerinde durmaktadır,
1) Alimlerin hikmeti,
2) Kadınların iffeti,
3) Yiğitlerin kuvveti,
4) Hakimlerin adaleti
Vesselam.
Yazı Tarihi : 04 Ocak 2010 Pazartesi
Bu yazı 166 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar