Beslenme zuhuratı

Hayrullah Şanzumi

Hayrullah Şanzumi
Başta insanoğlunun, bilahare bütün ziyruhun yaşayabilme şansı beslenmesiyle mütenasiptir. Her can sahibinin yemeden belli bir süre ve yine içmeden de belirli bir süre yaşama şansı mevzuubahistir.
Filhakika beslenme zuhuratı binlerce mekulat ve de meşrubatla mukayyet olup bunların gerek versiyon ve de gerekse kullanım üsluplarıyla müzeyyen kılınmış tezyin edilmiştir. Dünyanın farklı farklı bölgelerinde yaşayan ziyruhun gerek bulabildikleri ve gerek de tahayyül edebildikleri nimetler uzun yıllar istimal edile, edile bir nevi alışkanlıklar kesbedilip damak zevkleri oluşturmuştur.
Binaenaleyh medeniyet, kültür bazında olduğu veçhesiyle bu gibi moral değerlere temayül kazandıran inanç ve de dinlerde her konuda olduğu gibi beslenme konusunda da ciddi bir şekilde ayarlar vermişlerdir. Örneğin bir uzak doğulu zevkle köpek eti yerken, bir hıristiyan afiyetle domuzu istimal ederken bir Müslüman veya Yahudi'ye bu gibi etleri bilerek yedirilmesi kabil değildir. Hassaten Müslümanlık veya Yahudilikte helal et kavramı mevzuubahistir. Çünkü beslenme vesilesiyle alınan gıdalar ilgili şahıs üzerinde ciddi boyutlarda önem ve de ehemmiyet arz etmektedir. Onun içindir ki bir tavuğun kesilmesi, kesilmeden önceki beslenmesi bile kayıt altına alınmıştır. Çeşitli inanç, din ve de mezheplere kendi görüşleri doğrultusunda helaliyet veya haramlık yaftası yapıştırılarak bu ideallere mensubiyet duyan tarafların aidiyet kesbetmeleri veya bu kurallara lakayt kalınarak hal ve de ahvallerine düzen verilmektedir. Ziyruh beslenmesiyle mütenasip olarak hırçınlaşıp saldırganlaşırken keza ehlileşe de bilmektedirler. Ama tefrik edici belirgin özelliğin etçil hayvanatın yırtıcı olması meyanında, otçulların daha mutedil ve de uyumlu oldukları bir gerçektir. Ama insanlara gelince kendi istek ve de arzuları dairesinde insanoğlunun hem etobur ve hem de otobur olduklarını ancak esas problemin bu tüketimin dengeli olarak ayarlanmaması hadisesidir.
Hayvanlar aleminin et veya otla münasebetleri muvacehesinde takındıkları ahval ve oynadıkları rolleri hemen hemen takdir etmeyenimiz olmasa gerektir. Ancak yiyecek ve içeceklerimizin evvelemirde helaliyeti meyanında helal dahi olsalar ölçüyü kaçırıp fazlaca alındıkları takdirde fıtratı ifsad ettikleri kaçınılmazdır. Onun için bazı tasavvufi çevrelerin ete ve de hassaten balıkla beslenmeye oldukça mesafeli olduklarını tabakat kitaplarında fazlasıyla şahit olmak mümkündür. Gıdaların fazlasıyla alındıkları takdirde insanoğlunun bazen kendisini tanrılaştırdığı, şu üç mahvedici özelliğe esir olduğu tespit edilmiş olup bu vesileyle bizim klasik sohbet geleneğimizde, hey oğul şu üç felaketten uzak dur. Biri şehvet, biri şöhret, biri de sermaye. Zaten bu üç kabartı da şeytandan müteharrik olunup önce sahibini, bilahare mensubiyet duyduğu milletini ve de itikadını mahvü perişan etmeye yeter de artar da. Sırasıyla bu üç tespiti açmadan önce bu kabartı bekraundunun temelinde de beslenme felaketinin yattığını nefis şeytan üçgenindeki değerlendirme ışığında nefsin tekebbüriyetine binaen Yüce Çalaba ben benim sen sensin ifadesinin ancak ve ancak açlıkla törpülenip ayar verildiğine kutsal söylentilerimizin hemen hemen hepsi mesnet teşkil etmektedir.
Benzetmekte hata olmasın ama haritayı tersten okuyarak mukayese edecek olursak nasıl ki Hz. Ali'nin tevhit formüllerinde özellikle fark+cem= tevhit olarak telakki ediliyorsa süfli alemden de ulviyetin karşıtını reziletin ifadesi ve de yegane formülü olarak beslenme+şehvet+sermaye+şöhret= sekülarizasyon ifade buyurursak yanlış yapmadığımızı zannediyorum. Çünkü tam bir silsile-i meratip muvacehesi ve de çerçevesi olsa gerektir. Bu sıralama hülasa erenlerimizin de bizlere, evladım aman ha bu üç tehlikeden içtinap edin demelerinin de tesadüfi bir tespit olmadığını düşünüyor, dünyevi bütün huzursuzlukların kaynağı olarak ta bu problemlerin gerçek saik olduğu kanaatinde bütün teolojik tespitlere fazlasıyla katılıyorum. Kaldı ki bu tespit sadece İslam diniyle de sınırlı olmayıp dünyanın kuruluşundan bugüne kadar gerek oruç tutmanın bir ibadet olarak kabul görmesinden tutun da bazı gıdaların sınırlı alınması veya tamamen haram olarak telakki edilmesi akıl sahipleri için tesadüfî bir irade olmasa gerektir. Bu inceliği sırasıyla biraz irdeleyecek olursak zaruri ve de beşeri ihtiyaç kadar alınan gıdaların insanları ve de bütün canlıların adeta yakıtı mesabesinde olup onları taşıdığını ancak lüzumundan fazlasının alındığı ahvallerde zamanla bu gıdaların vücudun müsait yerlerinde yağ v.s. şeklinde mekan tutup devasa kilolar olarak sahibine birer yük olup bir taraftan onun manevra kabiliyetini engellerken öbür taraftan da enva-i çeşit emraza davetiyeler çıkardığı hepimizin malumudur.
Beslenme, beslenme marazıyla da kalmayıp beraberinde maddeten ve de manen problemler iktiza eder ki bunların en önemlilerinden birisi de şehevi arzuların kamçılanarak haddini hududunu bilmeden sahibini zıvanadan çıkarıp zaman zaman çevremizdeki şöhretlilerin bu azgınlığın esaretinden kurtulamayıp cümle aleme rezili rüsvay olmalarına vesile olurlar. Saniyen beslenme ve de şehvet ikmalinde bulunan zevatın bununla da tatmin olmayıp bu gibi zevklerden mahrum olmayı garanti altına alabilmek için de büyük ölçüde sermayeye hükmetmesi ihtiyacı hasıl olmaktadır. Tam bu aşamada da bütün şeytanlar yardıma koşarak adeta olup bitenleri alkışa tutarak destek ve de takdirlerini eksik etmezler. Aday her zaman helal servet edinme şansına sahip olamaz. Tam bu esnada gözünü kan bürür. O artık hedefine kilitlenmiştir. Tek istek ve de arzusu olan sermayeye tam tahakkümiyet kuruyorum zannederken bir de bakar ki birazcık sermaye edinmek için bütün hukuki ve de ahlaki kurallar hiçe sayılıp tam hakimiyet kesbedecekken o artık kendisinden daha büyükleri tasmaladığı bir it mesabesinde bütün özgürlüğünü ve de bütün haysiyetini artık kaybetmiştir. Belki görünürde ipek çullara bezenip kırmızı tomofillerle malikanelere gidip geliyorsa da o artık tam bir ehven köleden öteye gidememiştir. Peki ya mabadehusu ne olacak derseniz artık her şey besbellidir. Melanetin alt yapısı temerküz olunup bunun üzerinde ayı oynatılma faslı kalmıştır. Ama ne yazık ki ayının burnundan demir halkaya ulanmış, tasması çingenenin elinde misali ayı artık bir maskara olup artık düğün, dernek, seyran demeden her gün her an oynatılmaya devam edilecektir. O beş yüz kiloluk ayıya ormanda karşılaşınca korkunuzdan altınıza kaçırırken tasmalanmış ayıyı bir çocuk bile istediği gibi oynatabilmektedir. Şimdi bu ayının geriye kalan bir şeyi eksiktir; o da şöhret sahibi olmasıdır. Tabiidir ki onun da çeşitli şartları vardır. Sana beslenme imkanı verip zurna öttürme fırsatı veren biraz yeşil dolar, biraz da liyakat gözetilmeksizin bahsedilen unvan. Oh be gel keyfim gel zanneder bütün ahali. Halbuki git biraz da bu zavallılarla dostluk kesbedip derunlarına in ki bir söyleyip bin ah işiteceğin şüphesizdir. Bu zevat terine, milletine, geçmişine adeta bütün moral değerlerine karşı büyük bir mahcubiyet içinde olup zevahiri kurtarma gayretinden başka çaresiz olup kendisine bir daha dünyaya gelecek olursan ne yapmak veya ne imkanlara sahip olmak isterdin diye soracak olursanız kesinlikle ah keşke öyle bir fırsat doğsaydı bir dağ köyünde bir inek bir eşek bir de sevimli bir eş ve de çocuk sahibi olup şehirle hiç ama hiç tanışmayıp bu melanet çukuruna belenmeseydim diyeceğine kesinlikle hiçbir şüphem yoktur.
Velhasılıkelam bizler artık bir tercih imkanına sahip olmamıza karşın zamanımızı ve de aklımızı iyi kullanıp şimdiye kadar yaptıklarımızdan içtinap edip bundan böyle ki hayat dilimini bir fırsat kabul ederek fazla bir şeyler yapabileceğimizi de zannedip gözümüzde de büyütmeden sadece şu küçücük kuralı yerine getirirsek çok ama çok mutlu olacağımızı düşünüyorum. Bir defa her şeyin boğazımızdan geçtiğini ve bu yediklerimizin özelliklerini aynıyla bize yansıttığını kabul ederek ölçülü olduğumuz takdirde gerek maddi ve de gerekse manevi marazlardan bertaraf olacağımızı, binaenaleyh şehvetin, sermayenin ve de şöhretin kıskacından kurtulacağımızın bu vesileyle kalbimizin, beynimizin ve de gönlümüzün felaha kavuşacağını unutmayalım.
Neticeten haydi aslanım itim, kedim, bilvesile beslenmenin en büyük zuhurat olduğunu bir daha tahattur edelim. Etrafımızdaki vakaları incelediğimizde aslında bu makalenin reçeteyle mündemiç olmadığını anlamamak namümkündür. Vesselam.



Yazı Tarihi : 01 Ocak 2010 Cuma
Bu yazı 42 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.
Online Ziyaretçiler
-
Silkroad Silk, Silkroad Online, Silkroad ESN, Silk