Münir Kutluata'dan 2009 Değerlendirmesi -2-

Erol Afşar

Erol Afşar
MHP Ekonomik ve Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, Sakarya Milletvekili Münir Kutluata'nın, 2009 yılını değerlendirdiği basın toplantısının ikinci bölümü;
Konu özelleştirme;
Bilindiği gibi özelleştirmeden beklenen temel fayda, günümüzde devlet tarafından yürütülmesinde hiçbir açıdan zorunluluk olmayan sahalardan devletin çekilmesi ve asli fonksiyonlarını daha iyi yerine getirebilmesi, siyasi müdahalelerle verimliliği düşürecek uygulamaların önünü kesilebilmesi, prodüktivite ve rantabilite ilişkilerini göz ardı ederek üretim yapıp pahalı ara malları üreterek bu ara malları kullanan nihai ürünlerin rekabet gücünün engellenmemesidir.
Özelleştirmeyle, devlet, elinden çıkaracağı ve yönetiminden çekileceği kamu kuruluşlarını halkı ortaklığına açarak, sermayenin tabana yayılması gibi önemli maksatlara da hizmet etmek zorundadır.
Şimdi Hükümetin özelleştirmeden ne anladığına ne yaptığına ve özelleştirmeye ne gibi yeni fonksiyonlar yüklediğine bakalım;
Hükümet yetkilileri özelleştirmeden iktidarları döneminde 50 milyar dolar elde ettiklerini her vesileyle vurgulamaktadırlar.
Burada görüldüğü gibi özelleştirme eşittir yabancıya satış anlayışı hüküm sürmektedir. Kamuya ait üretim birimlerinin halka ve özel sektöre arz edilmesi başka şey, yabancılara devredilmesi başka şeydir.
Şimdi, bakalım, bu 50 milyar dolarlık devrin arkasından bir o kadar üretim birimi devreye girmiş midir?
PETKİM satılınca yeni bir PETKİM yapımına öncülük yapılmış mıdır?
Yeni demir çelik kuruluşları gerçekleştirilmiş midir?
İhracata temel teşkil edecek ciddi ve büyük ara malı üretim birimleri oluşturulmuş mudur? Hayır. Ne olmuştur? Döviz lazımdı, en değerli kuruluşlarımız yabancılara devredilmiştir, yani Hükümet özelleştirmeyi bir döviz sağlama yöntemi olarak görmüştür. Özelleştirmeye yüklenen yeni fonksiyonlardan biri budur.
Özelleştirmede sıra köprülere ve Milli Piyango'ya geldiğine göre daha nereye kadar gidilecek?
Bundan sonra su, orman, göl, toprakların kiralanmasına mı gidilecek?
Ortada satılacak bir şey kalmadı ama 'özelleştirmede kararlılığımız sürüyor' diyorlar.
1986-2002 yılları arasında 8 milyar, 2002-2008 yılları arasında 30.2 milyar dolar olmak üzere yaklaşık 40 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı. Bu para Türkiye'nin sorunlu bölgelerine harcanmış olsaydı bugün yaşanan ciddi sorunlar ortadan kalkardı, fakirlik kalmazdı.
Sayın Maliye Bakanı, 25 Kasımda, Plan ve Bütçe Komisyonundaki konuşmasında "Sümer Holding A.Ş.'ye ait Adıyaman, Balıkesir ve Samsun illerinde bulunan taşınmazların özelleştirmelerine ilişkin süreç ise devam etmektedir" dedi.
Gayrimenkullerin özelleştirilmesinin ne olduğunu anlayan varsa, lütfen açıklasın. Bu, özelleştirmenin ne hâle geldiğini, hangi kılıklara büründüğünü, nasıl yeni fonksiyonlar üstlendiğini göstermek bakımından önemli bir örnektir.
Üçüncü nokta, yani döviz temin etmek veya döviz geliri elde etmek noktasıdır. Bir ülkenin ödemeler dengesinin sağlam tutulabilmesi için döviz harcamalarının döviz gelirleriyle sağlanması esastır. Bunun yolu ihracattır. Bu noktada Hükümetin dış ticaret anlayışı dikkat çekiyor. İhracata dayalı ithalat yerine, ithalata dayalı ihracat yolu benimsendiği zaman, önce ithalat için çareler aranmakta, ithalatla ihracat yapınca yerli üretim gelişme fırsatı bulamamakta, yerli üretim artmayınca ihracattaki ithalat oranı daha da artmakta ve katma değeri düşük, döviz kazancı düşük, tatsız tuzsuz, keçiboynuzu kıvamında bir ihracat yapısı ortaya çıkmaktadır.
Nitekim dış ticaret rakamlarının büyüklüğü ifade edilip arkadan bu kadar dış ticaret açığı verilmesinin altında yatan sebep de budur.
Bu dönemde, 50 milyar dolarlık yabancılara satışlarla övünüldüğünü görüyoruz. Aynı dönemde, 150 milyar dolarlık cari açık oluşmuştur. Bu cari açık olmasaydı, 50 milyar dolarla yeni yatırımlar yapılsaydı daha iyi olmaz mıydı? Veya bu açık 100 milyar dolarda tutulup 50 milyar dolarlık varlıklarımız halka ve yerli müteşebbislere gitse nasıl olurdu? Demek ki, 50 milyar dolarlık yabancıya satış, tam tersi, gereksiz bir mecburiyetin sonucudur.
Şimdi, bu mecburiyetin nerelere kadar geldiğine bakalım: Otoyollar, köprülere kadar indi, daha nerelere kadar gideceği belli değil. Demek ki, bu sağlıklı bir yol değildir, sürdürülebilir bir yol değildir. Bunu şunun için söylüyorum: Sayın Maliye Bakanı sık sık "Bunları satmasaydık değerleri düşmüş olacaktı." diyor.
Şimdi, bir an için, bırakın döviz geliri ve diğer özelliklerini, şu halkın psikolojisine bir bakalım: Yabancı marketten gıda alışverişi yapacak, yabancı alışveriş merkezinden ev eşyası satın alacak, yabancı bankalarda işlemler yaptıracak, yabancı sigorta şirketlerinde güvence arayacak, yabancılara devredilmiş otoyollarda seyahat edecek. Böyle bir ekonomik yapıya razı olan ülkelerin halkının zenginleşmesi mümkün mü? Mümkün diyen varsa, hem bu uygulamaları ve arkadan bu zenginliğin nasıl geleceğini açıklaması gerekiyor.



Yazı Tarihi : 01 Ocak 2010 Cuma
Bu yazı 111 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

YETER ARTIK AÇIN ŞU MÜDÜRLÜKLERİ GÖRELİM VEKİL MÜDÜRLERİ. KİMLER GÖREVLENDİRME KİMLER ASİL ÇIKSIN ORTAYA.
OKULLARI BABASININ ÇİFTLİĞİ GİBİ GÖREN VEKİL MÜDÜR, MÜDÜRLÜK GİDİNCE AĞLAYACAKSIN DEĞİL Mİ KİBİRLİ GÖREVLENDİRME İDARECİ.
KADROLU @ 01.01.2010 16:39:15
Online Ziyaretçiler
-
Silkroad Silk, Silkroad Online, Silkroad ESN, Silk