 |
Zeki Aydıntepe
|
Adnan Yüksel'in dahi serveti yetmez!
Önceki gün nazik bir uslup ve efendi bir tavır ile cevaplamasını beklediğim sorular yöneltmiştim, Ergun Kaftancı'ya, bilgi, belge ve kaynaklara dayanarak...
Yanılmışım...
Onun anladığı dilden yazmam ve sormam gerekirmiş, meğerse...
Geç de olsa öğrendim...
O zaman da Ziya Paşa'nın
"Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir..." vecizesi geldi aklıma...
Kaftancı uslanmak bir yana, uslubunun şirazesini de yitirmiş...
Ayık olmadığı belli, aksi halde yazdıklarının başına ne getireceğini kestirebilirdi...
Sırtından kaftanı alınınca çıplak kalıp üşüten Ergun Efendi önce suçüstü yakalanmanın, bilâhare de nefes alamaz şekilde köşeye sıkışmanın getirdiği necaset ve rezalet ile son bir çam daha devirmiş(!) giderayak...
Bu "cehl-i mürekkep"ten daha iyisini beklemek mümkün mü?
Ne ders alıyor doğrulardan, ne de lûgatların, kaynakların dilinden anlıyor...
Belli ki, aklından zoru var!
Anlama özürlü!
Beyni çürümüş!
Aklı midesine inmiş!
Sürekli karnından konuşuyor!
Dili gibi, ağzı da bozuk!
İnsan, "bedava masalar"da "kadeh kadeh" tüketirse beynini, olacağı budur!
Kerameti kendinden menkul sahte öğretici, okuduğu liseden yola çıkarak, bizim nereden bilgilendiğimizi duymak istemiş!
Giderelim merakını...
Okuduğu lisenin üstüne bir üniversite eklese sorun kalmaz, kulakları tıkalı değilse, kolayca işitebilir...
İhtilaf konusu deyimi kaldırmış rafa...
Belli ki oturmuş gırtlağına, iri bir kılçık gibi...
"Teat-i efkâr" ile "tebayûn-i efkâr" arasındaki farkı nerede, nasıl kullanılacağını onun gibi karnından değil, lûgatların dilinden izaha çalıştım, hâlâ anlayamayışına ne buyrulur?
Benim yazdığım kelimeleri "değiştirme hakkını" kim veriyor ona?
Bilgi, belge ve kaynakları getirip yüzüne mi çarpmak lazım, ille de?
Anladık, "anlama özürlüsün"!
Peki "bakarkörlük" de nereden çıktı...
Doğru olanı eğri göstermek ne kazandırır insana?
Şair, yazar hocan Ahmet Kutsi Tecer, kalksa görse halini, ne der acaba?
Öğretmedi mi sana, "ölçüleri" yanlış olanların tüm "ölçümleri"nin de yanlış olacağını...
Ne zaman vaz geçeceksin bu kör inattan...
Bazen uluyarak, ara sıra "oha" ve nihayet "hoşt" diyerek(!) ait olduğu alemden örnekler vermiş, pervasızca...
Sakarya'nın yüzakı muhabirlerinden, katıksız bir medya sevdalısı Hüseyin Cumalı, layık olduğun "dinazorluk ödülü"nü(!) verirken aylar önce kriter olarak, yaşını değil, "akılsız başını" dikkate almış olmalı...
O zaman sitem etmiştim Cumalı'ya; yaşını, başını almış adama, böyle demenin yanlış olduğunu belirterek...
Şimdi sevgili Cumalı'ya bir özür borcu olduğumu anladım...
En kısa sürede yerine getireceğimi bilmesini isterim...
Çalıştığı "Son Havadis" gazetesinde gece sorumlusu iken reklam işlerindeki olağanüstü becerisiyle mükafatlandırılan çok yönlü ve çok maharetli bu gazetecinin hesabı bizim çarşıya uymaz...
Uymadı da, nitekim...
Bir de "yargı"dan söz ediyor...
Yaptığı edepsizliklerinden yola çıkıp mahkemeye versem, sırtında çulu kalmaz...
O yolu biz tercih etseydik eğer, iğrenç uslubundan dolayı ödenecek tazminatı karşılamaya, Adnan Yüksel'in dahi serveti yetmez...
Yazımızın finalini; Hz Ali'nin Tebük'te öldürmek üzere altına aldığı azılı düşmanına karşı sergilediği esatir-î hal ile bitirelim, istedim...
Salyalarını topla ve düş yakamızdan!
Her şey anlaşıldı, apaçık...
Okuyucuyu daha fazla meşgul etmenin anlamı yok...
Hepsini reddettiğim çirkin sözlerini, sana iade ediyorum...
Yazı Tarihi : 31 Aralık 2009 Perşembe
Bu yazı 161 kere okudu
YASAL UYARI: Bu sayfada yayınlanan yazı, yazarın kendine ait görüşleridir. Yazılan yazıdan ve yorumlardan medyabar.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Haber portalımız 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır. Yayınlanan fotoğrafların yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması, önceden yazılı izin gerektirir. Portalımızda yayınlanan haberler ise, kaynak gösterilmek ve portalımızın ilgili sayfasına link verilmek koşuluyla yeniden yayınlanabilir.
iyikide muhatap almamışsın,iyikide cevap vermemişsin zeki usta ,oysa sen sussan,o yasza,ne olur amma sen zeki aydıntepe tövbeler olsun hiç altında kalırmısın haşa,aman yaz ez,çiz sakın altında kalma,ben sana bu konuda asla katılmıyorum neden ,ergun beyi hiç tanımam ama adam harbiden yazar ve Allahına kadar da çize ve ona bu şehirde hak verenlerin sayısıda çounlukta be ustam,biz seni sakaryaya geldiğin günden beri hep iş başındakiiktidarların ve güçlünün yanında görmeye alışık olduğumuz için ergun bey gibilerine kızmanızı normal karşılayoruz ona anadan babadan kalan pek fazla bir şeyde yok şanssız bir damat o kızmayınzeki bey bırakın dileyen dilediğini yazsın ama sizi biz bir türlü çözemedik kimden yanasınız.halktanmı mevcut iktidardanmı
turkey @ 05.01.2010 21:05:00