Yeni bir "Ötekileştirme" talihsizliği mi? Bizden farklı olan "Ötekiler" artık ilçemizdeki, semtimizdeki, mahallemizdeki "Eczacılar" mı oluyor? Kötü olma sırası Eczacılarımıza mı geldi?
Sayın Başbakan katıldığı bir toplantıda yaptığı konuşmada, "Amerika'da" olduğu gibi ilaçların marketlerde satışına olanak sağlayacak düzenlemeleri hazırlamakta olduklarını belirterek, eczacılık alanındaki "tekel"i kaldırıp ilaç alanında da "rekabet"i geliştirileceklerini söyledi.
Ama tabi, İngiltere hariç diğer AB ülkelerinde yani, Almanya'da, Fransa'da, Belçika'da, İtalya'da nasıl olduğundan bahsetmedi.
Halbuki bu ülkelerin sistemi bizimki ile aynı.
Demek ki tek doğru Amerika değil ve biz Amerika Birleşik Devletleri'nin değil Avrupa Birliğinin bir üyesi olma sürecindeyiz.
Tabi bir de şu gerçek var. Kendimize olan özgüvenimiz o kadar azalmış ve kendimize dahi o kadar yabancılaşmışız ki, sanki her hangi bir konuda kendi sistemimizin batılılardan daha iyi olabileceğine inanmak bile istemiyoruz.
Ayrıca, neyin tekeli? İlaç eczanede satılır, mücevher kuyumcuda, ekmek fırında, pasta pastanede, sayısal loto bayide.
Tekelin önlenmesinden bahsediliyor.
Tekel olmak farklı bir şeydir. Araştırınca gördüm ki; Türk Eczacıları Birliği (TEB) Türkiye'de bugüne kadar ilaçta reklâm yasa ve yönetmeliklerini iptal ettirmiş. Yani hem halkın ve hem de eczacının lehine olarak, ilacı bir ticari rekabet konusu yapmamaya özen göstermiş.
Tekel ve haksız rekabet olmasın diye; bir eczacının birden fazla eczane açmasını, ya da birden fazla eczacının birleşip bir eczane açmasını engellemiş.
Tekel olmak nedir biliyor musunuz? Bakın örnek alınan Amerika'da ne olmuş anlatayım. Tekeli önleyeceğim diye yola çıkmışlar.
Önce tezgah üstü (OTC) ilaçlar marketlerde satılır olmuş.
Sonra bunu Eczaneler Zinciri takip etmiş, yani çok parası olan birkaç güçlü kişi fakülteden mezun eczacıları yanında çalıştırarak eczane üstüne eczane açmış. Bu birkaç güçlü kişi gücüne güç katmış, bireysel açılan eczaneler onların devletle yaptığı ıskonto pazarlığına dayanamamış, tek tek kapanmışlar.
Tıpkı bugün esnafımızın Migros, Carfour, Bim, Şok vb. dev market zincirleri karşısında dayanamayışı ve mesleklerin yavaş yavaş ölmesi, sonra da kaybolup gitmesi gibi… Sonunda o çok örnek aldığımız Amerika'da bugün iki üç zengin kişi tüm eczane zincirlerinin sahibi olmuş.
İşte tekel budur. Bir gün bakmışsınız, sizler de çocuklarınızı bu ekonomik koşullarda bin bir zahmet ve emek ile okutup, sonunda bu zincirlere hazır yetişmiş eleman olarak teslim eder olmuşsunuz.
Onlar da sistemin yeni bir kölesi haline gelirler. Hadi o zaman bir eczaneye gidip, paranız çıkışmadığında deftere yazdırın da göreyim. Sanırım bu konuda Sayın Başbakanı yanlış bilgilendirmişler.
Yoksa kasıtlı ve art niyetli olarak birilerinin kayrıldığını, yeni zenginler yaratılması, mevcut zenginlerin daha da zenginleşmesi, eczacılar gibi hak aramaktan çekinmeyecek kişilikli zümrelerin ezilmesi için altyapı oluşturulduğunu düşüneceğim.
İlaçların marketlerde satılmasının bir adım sonrası, ilaçta reklâmın serbest bırakılmasıdır. Bu da gereksiz ilaç tüketimini teşvik eden, dolayısıyla buna bağlı sağlık zararlarına neden olan bir stratejidir. İzlenen bu Amerikan modelinde en son adım, reçeteli ilaçların da marketlerden, markette çalışan eczacılar tarafından satılmasıdır.
Halbuki tüm dünyada olduğu gibi Avrupa'da da güçlenen eğilim bunun tam tersidir. Dünyada artık gerek tezgâh üstü ilaçların (OTC) eczane dışında satılmasına, gerekse de eczanelerin şirketleşmesinden ciddi bir geri dönüş yaşanmaktadır. "Ticari Eczane Modeli" terk edilmektedir. Mesela geçtiğimiz Nisan ayında Avrupa Adalet Divanı "Eczanenin Sahibi Eczacıdır" yönünde "Etik Eczane Modelini" destekleyen bir karar almıştır.
Çünkü "Ticari Eczane Modeli", hem ilaç tüketimini körüklemekte, hem de hastalıkların kamuya maliyetini artırmaktadır. Yani tıpkı bir süre önce Özel Hastane, Tıp Merkezi ve Polikliniklerle başlanan furyanın sonunda sistemin maliyeti kaldıramayıp, Sağlık Ocaklarında bile muayenenin paralı olması gibi bir sonuçla karşı karşıya kalınması kuvvetle muhtemeldir. İlaçta tasarruf hedefiyle yola çıkan bir hükümet politikası ile ilaçların marketlerden satışına izin verilmesi ile başlayan bu süreç aslında ciddi bir çelişkidir.
Şimdi de eczacılarımıza dönelim. Eczacılarımız uzaydan gelmediler. Onlar bu memleketin evlatlarından bir kesim. Onlar vergi veren, oy kullanan, askere giden, sizin ve benim gibi bir meslek erbabı. Toplumun her türlü kesiminden okumaya azmetmiş, bu mesleği ideal edinmiş, ailesinin bin bir güçlükle yetiştirip kurslara gönderdiği, yüksek bir puanla üniversiteyi kazanmış, 5 yıllık ağır bir fakülte bitirme başarısını göstermiş bizden kişiler. Eczacı; birisinin kızı veya annesi, birisinin oğlu veya babası, birisinin komşusu, birisinin torunu, birisinin arkadaşı... Bu insanlar bizim sağlık sırdaşımız ve danışmanımız. Bazen tansiyon ölçtürmek bahanesiyle oturup, konuşmak ihtiyacı duyduğumuz dostlarımız. İşlerini de gayet iyi yapıyorlar. Halkımız onlardan memnun.
Aslında bilinenin aksine Eczacılarımız bu hükümetle birlikle çok zor günler yaşıyorlar. Bakmayın siz, çok merkezi yerlerde iş yeri sahibi olma şansına sahip olan sınırlı sayıdaki eczaneye.
Bu ülkede 26.000 eczane var. Ulusal medyada çıkan haberlere yapılan yorumlara bakınca anlayabiliyorum: Bazı vatandaşlar eczanelerin yüzde 600 kar ettiğini ancak karların yüzde 500'e düşmesinden memnun olmadıklarını; bir eczanenin en kötü ayda 20.000-30.000 TL kar ettiğini, yani tam bir saltanat yaşadıklarını düşünüyorlar. Halbuki işin iç yüzü de öyle değil.
Bunların bir kısmı fakülteden yeni mezun olup, borç harç büyük umutlarla açılan eczaneler. Yani yatırım yapıp, ciddi bir ticari risk alıyorlar.
Bir kısmı, mevcut koşullar altında sistemi döndüremediklerinden bir süredir borçlarını ödeyemiyorlar. Sizin bizim gibi kredi borçları var. Borcu borçla, krediyi kredi ile ödüyorlar.
Bir kısmı da ancak kendini döndürüyor.
Çok kazanıyorlarmış!
Bu ülkede devletin tüm kanunlarını alaya alırcasına işini görüp, hak etmediği halde çok kazanan o kadar çok kişi vardır ki…
Şimdi bunlara yenileri eklenecek. Hiçbir mesleki emek harcamadan, önce market zincirlerinde, sonra da Zincir Eczanelerde ilaç satma avantasına sahip olup, zenginliklerine zenginlik ekleyecek düzenin adamları artacak. Olan Eczacılarımıza ve onların sıcaklığından mahrum kalacak bizlere olacak.
Yılın bu son yazısını Sakarya Eczacı Odamızın İnternet Sayfasından bir alıntıyla noktalamak istiyorum.
"Bütün bu sorunlar sağduyulu ve adaletli bir biçimde kolaylıkla çözülebilir. Yeter ki siyasi irade eczacıların birlikteliğini ve Birliğini hedef almak yerine çözüm için adım atsın…
Bu adım atılmadığında hepimizi zor bir kış bekliyor…"
Hepinize Sağlıklı, mutlu, başarılı ve şans dolu bir yıl dilerim.
Yazı Tarihi : 30 Aralık 2009 Çarşamba
Bu yazı 223 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar
Sayın Hatunoğlu,halkın ilaç satışındaki tekelden ötürü nasıl TEB tarafından kündeye getirildiğini yalnız halk değil devleti de ezdiğinin farkında olmanızı dilerdim.gazete54.com da ibrahim erol un yazısını da okudum o eczacıyı değil halkı ve SGK yı koruyan bir anlayış ortaya koymuş.Oysa ikinizde yelpazenin solundaydınız.
fuat demir @ 04.01.2010 22:29:09
Aslında ilaçların marketlerde falan satılacagı yok.Sadece başbakan,sosyal güvenlik kurumu ile anlaşma yenilemeye yanaşmayan eczacılara aba altından sopa gösterdi.Bu arada şu ezacıların halinin harap oldugu bana lofentenden masallar gibi geliyor.Tamam bir kısım sorunları olabilir bu dogru.Ama hiç kozmetik ürünlerden ne kadar kar etiklerini söylemiyorlar,depolardan 1 1 mal fazlasıyla aldıkları ürünleride söylemiyorlar.
Bu arada anlamadıgım,köşe yazarı gümdemdeki bir konuya değinmiş,bunu seçim yatırımı olarak görmek düpedüz at gözlüğü takmak.Ne yani adam köşe yazarı hiç bir şey yazmayacakmı.Hava durumunu falan yazsa,sen bulutlara seçim yatırımı yapıyorsun diyecekler.
hakan karlı @ 04.01.2010 00:39:29
Sayın Hatunoğlu, anlaşılan seçimlere kadar bütün meslek grupları, bütün etnik grupları tek tek ele alacaksınız. Popülist yaklaşımınız sizin iyi bir siyatsetçi olduğunuzu gösteriyor. Sırayla taksiciler, dolmuşçular, fırıncılar, berberler vs. ne kadar meslek grubu varsa ele alın, aynı şekilde etnik grupları da lazlar, manavlar, gürcüler, abazalar sorunları ve çözümleri gibi hepsini kafalayın. Bence evhanımlarıyla ilgili de birşeyler yazın en fazla oy potansiyeli onlarda. Keşke gerçekten bu insanları düşünerek yazsanız. Ama o kadar sırıtıyor ki bunları siyaset adına yaptığınız. Neyse siz denemeye devam edin YERSEK...
Adnan @ 30.12.2009 12:09:00