 |
Fahri Tuna
|
SÜPÜRGECİLİK
Aynalıkavak Yazıları / Fahri Tuna
SÜPÜRGECİLİK Bilindiği gibi; Adapazarı geç dönem bir Osmanlı şehridir; Orhan, Ağa, Tozlu ve Orta Camilerin arasındaki çarşılar ve onların etrafındaki mahallelerden oluşur.
Birinci Adapazarı dediğimiz bu "dört camii ve etrafındaki çarşılarda" kaybolmaya yüz tutmuş, bir kısmı de Rahmet-i rahmana kavuşmuş geleneksel meslekler, geleneksel zanaatlarımız yer alır; bakırcılık, gümüşçülük, abacılık, mutaflık, kalaycılık vs. vs… Abacılar, Mutaflar, Bakırcılar, Tenekeciler, Ayakkabıcılar çarşıları, bugünün Adapazarı'nda artık sadece birer sokak adı ise de, tek tük de olsa varlıklarını sürdürebiliyorlar.
AİLE BOYU ZANAAT: SÜPÜRGECİLİK Adapazarı'mıza özgü geleneksel zanaatlardan birisi de Süpürgeciliktir.
Neredeyse son bir asır boyunca, bütün bir Anadolu'nun süpürge ihtiyacınım karşılayan meslek, 1950 ve 1960'larda altın devrini yaşamış bulunuyor.
Ailece üretilen; süpürge kamışından borsasına dikicisinden tepecisine binlerce hemşerimizin geçim kapısı olan süpürgecilik, - benzeri meslekler gibi - bugün için can çekişse de, çok şükür ki henüz devam ediyor.
Bir zaman Adapazarı için "hayat" olan Süpürgecilik, "elektrikli süpürge"nin icadından bu yana gözden düşse de
anılardaki güzelliğini ve tazeliğini koruyor.
SÜPÜRGECİLİK BİR RUMELİ MESLEĞİ Rumeli Türkmenleri yoğun olarak 1912 Balkan Harbiyle birlikte göçmeye başlıyorlar Adapazarı'mıza. Önce Makedonya'dan yani Üsküp'ten, Kalkandelen'den, Gostivar'dan, Manastır'dan, Debre'den, Kırçovadan… Kınalı'dan Mecitli'den, Kanatlar'dan, Budaklar'dan. Sonra Yunanistan yani Selanik Sancağından; Serez'den, Vodina'dan, Kavala'dan, Drama'dan, İskeçe'den. 1950'lerden itibaren de Bulgaristan'dan; Şumnu'dan, Kırcaali'den, filibe'den, Pazarcık'tan… Şöyle alıcı gözle bir göz attığımızda görüyoruz ki, Süpürgeci zanaatkârların neredeyse tamamı Rumeli göçmeni. Uzun lafın kısası; bu zanaat Adapazarı'na Balkanlardan geliyor ve süpürgecilik aslen bir Rumeli mesleği.
DERNEKKIRI VE KAYNARCA'DA EKİLİYOR Süpürge Sakarya'mızda daha çok ovada ve kuzeydeki hafif engebeli arazilerde ekiliyor; zaman zaman iyi para etmese de, Dernekkırı Ovası yahut Kaynarca'nın çiftçisi genel olarak memnun süpürge yetiştirmekten. Zanaatkara hammadde olana kadar çiftçiyi bayağı da yoran süpürge, önce kesiliyor, kurutuluyor, tohumu çırpılıyor, geriye kalan saplar kalitelerine göre bağ bağ istifleniyor ve Adapazarı'ndaki Süpürge Borsasına doğru yokla çıkıyor. Bu arada geçimini "Süpürge" alıp satarak sağlayan "Süpürge Cambazları" da yok değil; onlar köylünün ayağına kadar giderek "atın alıyorlar" ve istikamet mâlum; Süpürge Borsası… Semerciler, Hasırcılar, Çıracılar, Pabuççular gibi semt isimleri olan Adapazarı'mızın tanınmış semtlerinden birisi de böylece "Süpürge Borsası" oluyor. Borsa, süpürge kamışlarının tellal marifetiyle "açık arttırma" usulüyle alınıp satıldığı yerin adı olmuş oluyor.
YAĞCILAR, YAHYALAR, CUMA PAZARI, YEĞENLER, YILDIRIM:
SÜPÜRGECİLİĞİN BAŞKENTİ Süpürgecilik 2009 yılı sonu itibarıyla Adapazarı'nda hâlâ zamana meydan okuyor. Bu mesleği zanaat edinenler, ya borsadan ediniyorlar kamışları ya da köylere gidip satın alıyorlar. Teli uzun olanlara "tepelik", kısalara "hurda", teli ince kamışlara "çiğnek" deniyor. Süpürge zanaatı aslında dört dörtlük bir besteye benziyor: Sözüyle sazıyla öyle uyum, öyle vezin, öyle ahenk gerektiriyor: Her şeyi yerli yerinde olmalı.
Anlatılanlara göre; 1960'ların Adapazarı'nda Yeğenler Caddesi'nde, Cuma Pazarında, Yıldırım Camii'nde, Yağcılarda, Yahyalarda her mahalle, her sokak kükürt kokarmış; çünkü her evin bir odası süpürge atölyesiymiş adeta. Kız kızan iş başındaymış: "Evlâdım, hadi koş git, Keçeci Hanife'nin Hasan'dan üç deste süpürge getir de dikelim…" Keten ipiyle dikmek lâzımmış zahir, en iyisi, en sağlamı oymuş. Zamanla naylon ip de çıkmış çıkmasına ya, keten ipten vazgeçmemek gerekmiş, ucuz etin yahnisi pek ucuz olurmuş zira… Adapazarı'nda ikindi vakti; vakit gelinlik kızların dikiş vaktiymiş o zamanlar, gece yarısına kadar sürecek olan süpürge dikim vakti…
"SÜPÜRGE HAYAT DEMEKTİ BİR ZAMANLAR" 1947 Adapazarı doğumlu, gazetecilikten emekli Hüseyin Komite, o günlerin hikâyesini şu sözlerle anlatıyor: "Süpürge hayat demekti o zamanlar: Mahallemizde günün on sekiz saati süpürgecilikle geçerdi. Süpürge para demekti, ekmek demekti, alın teri, geçim demekti. Günde yirmi- otuz kamyon süpürge yüklenirdi Anadolu'da satılmak üzere. Biz çocuklar 6–7 yaşlarımızdan itibaren süpürge yapardık. Ben meselâ iyi dikiciyimdir; özel siparişler için, tanesine bir lira fazla verip bana diktirirlerdi. ‘Tepeci', ‘taslakçı', ‘zahireci', ‘dikici' diye ayrı ayrı meslek içi meslekleri vardı. Süpürge ‘kamış'ın en kıymetlisi ‘altın sarısı' olanıdır. Bu da havuzda ıslatılan kamışların kükürtlenmesiyle elde edilirdi. Zaten bizim çocukluğumuzda ve gençliğimizde süpürgecilik altın devrini yaşıyordu. O zamanlar kız istemeye gidildiğinde kız babası ‘damat ne iş yapıyor?' diye sorar; ‘süpürgeci' cevabını alınca da ‘hayırlı olsun' der, kızını verirdi. Ben 1987'de emekli oldum, emekliliğimin ilk dört ayında 250 deste süpürge yaptım; hayatımın en tatlı ve büyük parasını o zaman kazanmıştım."
KAPAK, CİNEK, TEPELİK; TASLAKÇI, ZAHİRECİ, DİKİCİ1955 Adapazarı doğumlu, 35 yıllık süpürge ustası ve ticarethane sahibi Salim Öztürk süpürge yapımını kısaca anlatıyor bize: "Kumları ve yaprakları ayıklandıktan sonra demetlenerek, süpürge teli borsasında satışa sunulan süpürge otunun süpürge haline gelebilmesi için beş aşamadan geçmesi gerekir. Üretici tarafından alınan süpürge telleri, atölyelerdeki havuzda ıslandıktan sonra kapalı odalara konularak kükürtle tütsülenir. Bir gece boyunca penceresiz kükürt odalarında bırakılan süpürge tellerinin böylece sararması sağlanır. Süpürgenin limon sarısı rengi onun değerini arttırır. Ayıklanan süpürge telleri, ‘zahireci' tarafından bıçakla ayrıştırılır. Kalın, dolgun etli olanlar" tepelik', ince cılız teller de kalınlığına göre ‘kapak' ve ‘cinek' olarak ayrılır. Kısa, kırık, düzgün olmayan teller hurda denilip ayıklanarak, küçük el süpürgeleri yapımında kullanılır. Zahire'den sonra sıra ‘taslakçı' ya gelir."
FALAKAYA YATIR, TEPECİYE TEPELET GİTSİN"Taslakçılar tel süpürge tellerini bir araya getirerek, yavru demetler yapar. Bunlardan ikisi birleştirilir, pamuk ipliğiyle bağlanarak süpürge taslağı oluşturulur. Süpürge taslaklarının saplarına 4-5 tel yerleştirilerek tepelik yapılır. Bu işlemi yapanlara ‘ tepeci' denir. Tepelikli taslaklar ‘ayancık' denilen ayak mengenesinden yararlanılarak sap bölümü üç veya daha fazla telle bağlanır. Süpürge taslağına daha sonra ‘falaka' denilen el mengenesi yardımıyla biçim verilir. Tokmaklanarak biçim pekiştirilir. Bu işlemden sonra dikici tarafından çuvaldızla ( günümüzde makine ile ) değişik renklerde ipler yardımı ile dikilerek satışa hazır hale getirilir. Son aşamada ‘Paketçi'lerin gruplandırdığı süpürge demetleri piyasaya verilir. Bütün bu üretim aşamalarında ‘Meydancı' denilen çıraklar, ustalara yardım eder. Ortalama dört ay ömrü olan süpürge, iyi bir ustanın elinden çıkarsa bir yıl kadar kullanılır. 500–900 gram aralığında süpürge otundan bir süpürge yapılır."
URFA'YA, ANTEP'E, DİYARBAKIR'A
KAMYON KAMYON SÜPÜRGE Enver İşcaner satıştan sorumlu ve anlatıyor; "Güneydoğu'ya satıyor daha çok, kamyon kamyon… Bir kamyon Mardin'e, iki kamyon Diyarbakır'a, üç kamyon Urfa'ya… Antep'e bu sefer üç kamyon yeter, gelecek ay dört kamyon olsun ama… Konya'daki süpürge tüketimi ayda beş kamyondan aşağıya düşmüyor .. Goca Gonya ne de olsa, yüzölçümü Hollanda'dan büyük. Süpürge kullanımı da Hollanda'dan aşağıya kalmamalı gari…" Abdurrahman İşcaner üretimden sorumlu; on iki kişi çalıştırıyor: Üç tepeci, üç taslakçı, altı da zahireci. Kardeşi İbrahim İşcaner de on iki ırgattan birisi. Bir işçi ortalama üç deste, yani otuz süpürge yapıyor. Keçeci Hanife'nin Hasan ise dört desteden aşağı hiç düşmüyor. Türkiye'nin süpürge satışını neredeyse Konya ve Van sırtlıyor.
HAKAN ŞÜKÜR'ÜN DEDESİ REFİK GÜVENMİŞ
İLK SPÜRGE DİKİŞ MAKİNASINI ALAN ZANAATKÂRTürk futbolunun efsane golcüsü Hakan Şükür de, Rumeli göçmeni bir ailenin çocuğu. Baba tarafı Priştinalı bir Arnavut, anne tarafı Üsküplü bir Türk. Öğreniyoruz ki Hakan Şükür'ün anne tarafından dedesi süpürgeci. Hatta uzun yıllar daha çok genç kızların ve gelinlerin yaptığı "süpürge dikme" işi için Adapazarı'nda ilk "dikiş makinesi"ni satın alan kişi de Hakan Şükür'ün dedesi Refik Güvenmiş. "Kıvırcık Adnan" lakaplı dayısının bir diğer lakabı da "Süpürgeci Adnan". Dikiş makinesi günde 40 gelinin diktiği süpürgeyi diktiği için hem çok faydalı olmuş, hem de kırk bayanı yevmiyesinden ettiği için çok zararlı.
EDİRNE'DE EKİLİYOR, SAKARYA'DA DİKİLİYORGünümüzde süpürge otunun en yoğun ekildiği bölgeler arasında Edirne ilk sırayı, üretimde ise Sakarya ve çevresi ilk sırayı almaktadır. 2009 yılı sonu itibarıyla "Süpürgeci Zanaatkârlar" sayıları yüzlerle ifade ediliyor olsa da, en yoğun Adapazarı'nda Cuma Pazarı semtinde yaşıyorlar. Süpürgecilerin Adapazarı'ndan sonra en yoğun yaşadığı ikinci şehir ise Edirne'dir. Ardından Tokat'ın Niksar ve Samsun'un Çarşamba ilçesi gelmektedir. Kırklareli de bu zanaatın henüz yaşatılmaya çalışıldığı illerimizdendir.
ELEKTRİK SÜPÜRGESİ İCAT OLDU
MERTLİK BOZULDUSüpürgeciliğin "altın devri"nden bugüne elli yıl geçti. Ülkemizin nüfusu elli yılda üç kat artmasına rağmen, süpürge üretimi Adapazarı'nda kırkta bire, hatta elli de bire düşmüş durumda. Sebebi ise açık; süpürgeci zanaatkârlar bunu şöyle özetliyorlar: "Elektrik süpürgesi icat oldu, mertlik bozuldu". Çin malı plastik süpürgeler de işin cabası. Kısacası bir zamanlar "hayatın ta kendisi" olan "süpürgeci zanaatkârlık", Mehmet Amca'nın sözüne karşın bugün kelimenin tam anlamıyla "can çekişiyor". Son sözü yine Mehmet Elmacı söylüyor: "İnsanlık yaşadığı sürece bu meslek ölmeyecek."
İnşallah Mehmet amca, inşallah.
Yazı Tarihi : 16 Aralık 2009 Çarşamba
Bu yazı 139 kere okudu
YASAL UYARI: Bu sayfada yayınlanan yazı, yazarın kendine ait görüşleridir. Yazılan yazıdan ve yorumlardan medyabar.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Haber portalımız 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır. Yayınlanan fotoğrafların yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması, önceden yazılı izin gerektirir. Portalımızda yayınlanan haberler ise, kaynak gösterilmek ve portalımızın ilgili sayfasına link verilmek koşuluyla yeniden yayınlanabilir.