Sakarya'dan Fırat'a

Fahri Tuna

Fahri Tuna
Bir Gezginin Not Defterinden / Fahri Tuna*
Sakarya'dan Fırat'a
Güneydoğu'da Beş Gün



Kendimi bildim bileli "Batı"nın biz Türklere bakışından rahatsız olurum; çünkü Avrupalının şuur altında bizleri ilkel, çağdışı, insanlık dışı yaratıklar görme özelliği hissedilir her değerlendirmelerinde. "Sakarya'dan Fırat'a Selam" götürmeyi amaçlayan 47 kişilik beş gün süreli Güneydoğu gezimizin sonucunda itiraf edeyim ki, Batıda bize karşı olduğunu söylediğimiz "önyargı"nın belki beş katını bizler "Güneydoğulu kardeşlerimiz"e gösteriyormuşuz… Ne acı, ne ayıp, ne çirkin; vah bize, vahlar bize…
Hele biz Marmaralılar için Mardin, Urfa, Birecik demek sanki "Kafdağı'nın ötesi" gibi değil midir; ya bir yakınınız oralara askere gittiğinde, yada bir terör veya aşiret cinayetiyle hatırlarız…
Mardin "tarih", Urfa "Peygamberler Vadisi", Birecik de nesli azalmış "kelaynak kuşları" demektir bizler için. Sadece bunlar. Belki de birer ikişer türkü kırıntısı: "Mardin kapı şen olur", "Urfa'nın etrafı dumanlı dağlar", "Zalim Fırat nettin neyledin" vs.. biraz da televizyon şovlarında ara sıra baş gösteren ve git gide suyu çıkarılan "çiğ köfteli sıra geceleri" demek değil midir.


GÜNEYDOĞU'DA HAYAT VAR,
İNSANLIK VAR, GÜLEN YÜZLER VAR


Aralarında Türkiye Yazarlar Birliği Sakarya Şubesi üyeleri (Şube Başkanı Fahri Tuna eşi ve kızı, Karikatürist Osamn Suroğlu ve eşi, Gezgin Tıp Hasan Sağlam ve eşi, Şair Nursel Camcı), Sakarya Mali Müşavirler ve Serbest Muhasebeciler Odası Başkanı Selahattin Çakırsoy ve eşi, yönetim kurul üyelerinden Rahmi Cantimur ve eşi, Abdullah Karaman ve eşi, tanınmış mali müşavirlerden İmdat Akgünler iel ortağı Fuat Totrakan ve eşleri, Genel Müdür Yakup Kuray ve eşi, bir dönem iktidar partisi olan Fazilet Partisinin Adapazarı Merkez İlçe Başkanlığını da sürdüren tanınmış simalardan Alaattin Yıldırım'la eşi, iki amcası ve eşleri, Üst düzey yönetici Mühendis Veysel Karafilik ve öğretmen eşi Fatma Karafilik, tüccar Cemalaettin Yazar ve eşi, Söğütlü Belediyesinin belkemiği Talat İr ve eşi, ABB Yazı İşleri ve Kararlar Dairesi Eski Başkanı Seher Yıldırım ve üç arkadaşı, Sakarya basınının atom karıncası ve ablası Müjgan Zaman ve kardeşi Meral Zaman, ABB'nin hanımefendi personellerinden Fatma Şemen, Aynur Vodina ve ablası Zehra Vodina, ev hanımı Saadet Aktaş'ın da bulunduğu 47 Adapazarılı, Mardin'den başlayıp Kızıltepe, Viranşehir, Urfa, Halfeti'yi kapsayan ve Birecik'te sona eren "Güneydoğu'da Beş Gün"de gördükleri ve yaşadıklarının sonunda, söz birliği etmişçesine kafilece şu ortak bildiriye imza atıyordu adeta: "Biz Güneydoğu hakkında hiçbir şey bilmiyor muşuz; bildiklerimizin de hepsi de yanlışmış… Yazıklar olsun televizyonlara, gazetelere… Her taraf huzur yuvasıyken bize "terör bölgesi" olarak gösteriyorlar, herkes olağanüstü misafirperverken bize "çağdışı mahluklar" olarak gösteriyorlar, her yan yemyeşil ovalar, nehirler, hububatla doluyken bize "yoksulluk edebiyatı" yapıyorlar. Türk, Kürt, Arap kardeşçe yaşarlarken, sanki herkes bölünme peşinde gibi gösteriyorlar… Ezberimizi bozduk da öyle dönüyoruz. Güneydoğuda meğer hayat varmış, insanlık varmış, saygı varmış, vefa varmış, gülen yüzler varmış…"


Vali Hasan Duruer bizi restore ettirdiği Mardin sokaklarında gezdiriyor.

TÜRK HASAN, ARAP SABAHATTİN,
KÜRT FEVZİ EL ELE



Evet; bir otobüs dolusu insan, Mardin'de Yörük Hasan (Duruer, vali) Arap Sabahattin (Evrensel, Artuklu Oteli'nin sahibi), Kürt Fevzi'nin (Şimdi, bir yerel tv, iki yerel radyo, bir yerel gazete sahibi) el ele vererek nasıl gece gündüz şehri ve insanını geliştirmeye çalıştıklarına şahit olunca "Allah nazardan saklasın, böyle uyumlu bir gayretin sonucunda elbette başarı ve huzur gelir, darısı diğer illerin başına" demekten kendilerini alamıyorlardı.
Altı buçuk senelik Urfa vali yardımcılığı döneminde "Balıklı Göl Vadisi"ni adeta yeniden inşa eden "restorasyon profesörü" Hasan Duruer'in, Hükümetin en doğru atamalarından birisi olarak yılbaşından bu yana Mardin Valisi göreviyle on bir ayda yaptıkları, on trilyonluk keşif bedelli işi Anadolu insanına has "pratik yöntemlerle" iki trilyona bir çok tarihi sokağı yeniden gün yüzüne çıkartmış olması, daha şimdiden "efsane vali" unvanına kavuşturmuş durumda onu. Elinde feneri, ayağında kot pantolonu sırtında montuyla gece yarılarında Mardin'in abbaralı (tünel geçişli) sokaklarından eksik olmayan Vali Duruer, "Yaradılanı severiz Yaradan'dan ötürü" ve "İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın" ilkelerini ruhuna işlemiş davranışlarıyla Güneydoğu insanıyla "gönülden kaynaşmayı sağlamış" örnek bir yönetici olup da çıkıvermiş çoktan… Bırakın ay-yıldızlı bayrağımızın kırmızısında payı olan Türk'ü, Kürt'ü, Arap'ı, Mardin'de yaşayan Hıristiyan Süryani ve Yezidîlerle de kısa sürede kaylaşmayı sağlamış bir kahraman yönetici Hasan Vali; yortularında birlikte yumurta tokuşturuyorlar, bayramlarını birlikte kutluyorlar… Mardin'de o gece en az üç asırlık taş konak "Artuklu Kervansarayı"nda Güneydoğunun o büyülü gecelerinden birini geçirmenin inanın tadına doyum olmadı; akşam yemeğinde sayıları onu aşan Mardin'e has özel yemelerden özellikle de "Bahar çorbası, kaburga dolması, bahar salatası, Mardin kebabı, pekmezli irmek helvası"na bayıldık demek doğru olacak.



RODİ KEBABI ISMARLAYAN FEVZİ ŞİMDİ

Sıkı bir gurme olan ve balık yemek için atlayıp Ohri'ye gidecek kadar lezzet tutkunu dostum Doç.Dr. Hakan Kırımlı, daha yol çıkmadan uyarmıştı: "Mardin'e gidip de Rodi Kebabı yemeden dönersen eğer, seni hiç gitmemiş sayarım". Hasan Dururer bizi gezdirirken kafilemize katılan Televizyoncu Fevzi Şimdi, Güneydoğunun o büyülü misafirperverliğiyle tutturmaz mı "Sakarya Kafilesine yarın restorandan yer ayırttım, size Rod Kebabı ikram etmek isterim". İkram reddedilmez ama biz ise 47 kişiyle yük olmak istemiyoruz, mazeretler filan sunuyoruz ama; Fevzi bey o kadar cömert ve o kadar ikram da ısrarlı ki, sonunda bizi 14.30'da Urfa'ya doğru uğurlarken ayranla yufka türü bir dürüme sarılı ünlü Rodi Kebabını ikram ediyor kafilemize, ekibimizden büyük teşekkür, alkış ve takdir hisleri alıyor.
1199 tarihinde bina edilen Ulucamii, Kasimiye, Zinciriye ve Hatuniye Medreseleri, Süryani Kilisesi, Kent Müzesi, Sabancı Müzesi, Dayr'ul - Zaferan Kilisesi gibi onlarca tarihi yapı ve birbirinden güzel taş evlerinden oluşan kent görünümü ile Mardin adeta "bir rüya kent" görüntüsü bırakıyordu gönüllerimizde. "On bin yıllık maziyi bünyesinde barındıran Mardin'den buram buram "hoşgörü", "saygı" ve "kardeşlik" dumanları yükseliyor, izlenimiyle ayrılıyoruz.

G
ezi boyunca gezimizin rehberliğini üstlenen gazeteci Talat Akay, Balıklıgölü anlatıyor

BİR TARAFTA BALIKLI GÖL, BİR TARAFTA SIRA GECESİ



Gözünüzün alabildiğine her taraf mısır, fıstık tarlalarıyla dolu yemyeşil Mezopotamya ve Harran ovalarından geçerek Urfa'ya ulaştık ki, orada da bizi eski bir Sakarya dostu, şimdinin Urfa Valisi Nuri Okutan bey karşıladı. Karşılıklı alınan ve gönderilen "mahsus selamlar"ın ardından bölgenin bugünü ve geleceği üzerine bir saate yakın bir konuşma yapan çiçeği burnunda Urfa Valisi Okutan, "çok değil on yıla kalmaz, Suriye'de yeniden Türk Bayrağını görebilirsiniz" final cümlesiyle biten konuşmasında başta "eğitim" ve "tarım" olmak üzere, yakın bir zaman içerisinde "kültür-sanatta" bölgenin başkenti bir Urfa profili çizdi bizlere.
Çorbası, acı ezmesi, fındık lahmacunu, içli köftesi, çiğ köftesi, bostanası (nar ekşili salata), künefesi ve şıllık tatlısı eşliğinde Geleneksel bir Urfa konağında adeta tadına dayım olmayan bir sıra gecesi ile ağırlandık ki, gecede okunan türküler birer çerez mesabesinde kaldılar. Kafilemiz yöresel yemek ve yerel sanatçılar Mustafa ve Mehmet'in seslendirdiği yöresel türkülerle Güneydoğu'nun büyülü havasında öyle kaptırdı ki kendilerini, Kürtçe ve Arapça türküler isteyerek "beraber, birlikte ve bir olma"yı taçlandırdılar adeta.

HALİL'ÜRMAHMAN'DA CUMA,
HZ. EYYÜP PEYGAMBERİ ZİYARET


Ertesi sabah Hz. İbrahim peygamberin ateşe atıldığı iddia edilen mekân, Balıklı Göl, Halil'ür – Rahman Camii'nde eda edilen Cuma namazı, Hz, Eyyub peygamberin uzun yıllar çile çektiği mağara, insanlık tarihinde on bin bir sene öncesini aydınlattığı söylenen Göbeklitepe Kazı Alanı; ve en önemlisi gizemli, esrarlı Urfa çarşılarında telkâri gümüş işçiliği örnekleri… Bu arada gezimiz boyunca, eşi Tülay hanım ve iki çocuğu ile birlikte, bizleri bir dakika bile yalnız bırakmayan, gönüllü rehberliğimizi üstlenen, zengin bilgisi, sıcak yaklaşımları, samimi değerlendirmeleri ile kafilemizin gönlünü fetheden, örnek bir Urfalı, TYB Urfa Şubesi 2. Başkanı (babası Amasya Türkü ve Kürt karışımı, annesi Arap kökenli, "şimdi ben neyim?" diye bizlere sorup güldüren) gerçek dost Talat Akay'a da, gazeteci gönül adamı Müslüm Abacı'ya da çok çok teşekkürlerimizi sunuyoruz.


Urfa Valisi Nuri Okutan, Sakarya kafilesi ile yakından ilgilendi

BİRECİK'TE KARANFİLLİ KARŞILAMA



"Gönlümüzün yarısını Urfa'da bırakarak" Birecik'e doğru yola koyuluyoruz... Yollar otoban… Yemyeşil ovaya gökten rahmet yağıyor. Birecik'in (iki yıl Taraklı Kaymakamlığı da yapan) çok değerli kaymakamı Ozan Balcı, otoban çıkışına eskort göndermiş, sıkıntı yaşamayalım diye. Birecik Kızılay ve Mali Müşavirler Odası Başkanı Şevket Demir, kafilemizi, her birimize karanfiller dağıtarak otoban çıkışında "hoş geldiniz" diyerek karşılıyor ve ekibimizin gözlerini yaşartıyor. Kaymakam Ozan Balcı ile birlikte, 85 bin nüfuslu Birecik'in en temiz ve leziz lokantasında 47 kişiye, yöresel yemeklerle süslü bir akşam yemeği ikram eden, sıcak sımsıcak insan sevgisi ile dolu yüreği kıpır kıpır eden Şevket Başkan da, öğreniyoruz ki bir Türk hanımla evli, kendisi de Kürt, "Çocuklarım Kürtçe bilmiyorlar, iyi Müslüman olsunlar yeter" diyor.

OZAN BEYDEN BİRECİK BARAJI VE ZEUGMA HEDİYESİ


Sabah gözlerimizi bir açıyoruz ki, karşımızda ünlü Fırat nehri.. Bizler nehir deyince Sakarya gibi bir genişlik/büyüklük düşünüyoruz; yirmi beş otuz, bilemediniz elli metre; hayır, Fırat nehri üzerindeki köprünün 734 metre olduğunu söyleyelim de siz nehrin büyüklüğünü tahmin edin; neredeyse yarım İstanbul Boğazı gibi bir büyüklük… Türkiye'nin tartışmasız en entelektüel ve en dost canlısı kaymakamları arasında ilk beşe girebilecek vasıflardaki kaymakamı Ozan Balcı, günümüzü sürprizlerle donatmış: Şarıl şarıl akan ve ovaya hayat veren Fırat kıyısındaki kahvaltı ikramı sonrasında, artık sayıları yüzlerce ölçülebilen ve devletimiz tarafından koruma altına alınan kelaynak kuşlarının barınağına götürüyor bizleri. Ardından da GAP'ın beş büyük barajından biri olan Birecik Barajı'na. Türkiye'mizin, Anadolu'muzun, nehirleriyle, ovalarıyla, elektrik santralleriyle ne büyük bir bölgesel güç ve bereket olduğuna şahitlik ediyoruz bir kez daha. Ozan bey bizi Birecik Santrali üzerinden tarihi Zeugma Şehri kazılarına götürüyor; Mozaikleri dünyaca ünlü bu şehir, meğer Fırat nehrinin hemen bitişiğinde enfes manzaralı bir yamaca kurulmuş… Kazı çalışmaları hızla devam ediyor.


Birecik Kaymakamı Ozan Balcı, Birecik Barajında elektrik santralini anlatıyor.

HALFETİ MUHTEŞEM BİR YERYÜZÜ CENNETİ



Ozan Balcı bey, kendi çabalarıyla Fırat Vadisinde on beş bin fidan dikerek ağaçlandırdığı Devlet Ormanı kıyısından geçirerek Halfeti'ye götürüyor. Halfeti 10.200 nüfuslu Urfa'nın bir ilçesi. İki Halfeti var; eski ve yeni. Yenisi, eskisinin Birecik Baraj Gölünün sular altında kalması sonucu yakınlarda kurulmuş. Tabii ki bizleri ilgilendiren eskisi. Yarı sular altında taş evlerden kurulu güzel bir Anadolu kasabası ile karşı karşıyayız; ama metruk (terk edilmiş) bir hava var. Kaymakam Balcı'nın bizlere tahsis ettiği yüz kişilik bir tekne ile – onun ısrarı üzerine – Halfeti‘de Fırat nehri üzerinde – diğer bir deyimle Birecik Baraj Gölü üzerinde – geziye çıkıyoruz. Harika bir doğa ziyafeti ile karşı karşıyayız; hafif yağmurla birleşen sam yeli, sadece saçlarımızı değil, gönüllerimizi de okşuyor. Kırk beş elli dakikalık tekne gezisinde sürpriz kaleler koylarla karşılaşıyoruz; meğer Mısır'ın ünlü valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa ile Osmanlı ordusu, şimdi baraj gölü olan, o zaman ki vadide karşılaşmışlar, hemen karşımızdaki Rumkaleyi topa tutmuş Paşa. Tarihte Nizip Savaşı olarak yer alan savaşın geçtiği vadide, şimdi yeşilin bir tununu seyre dalarak sürdürüyoruz gezimizi. Tekrar eski Halfeti'ye dönerken yarı sular altında tarihi bir camii dikkatimizi çekiyor, meğer Gökçek Camiiymiş adı, Melik Gökçek de Halfetiliymiş aslen. Bir başka Halfetili ünlü isim de Nuri Sesigüzel'miş, çiftliği de varmış hatta burada.


TARAKLI'YA BOL SELAM GETİRDİK



Eski Halfeti'den yenisine doğru yükselirken, gölü, nehri, tarihi dokusu, huzuru, yeşili ve rüzgarıyla hafızamıza "güzellikler yurdu" olarak kazınan Halfeti'yle ilgili Kaymakam Ozan Balcı bey kafilemize bir bilgi daha iletiyor: "Abdullah Öcalan da şu gördüğün tepenin arkasındaki Ömerli köyünden. Ama yüreğinize korku düşmesin, beş yıldır Halfeti'de tek olay olmuş değil; çok güvenli ve huzurlu bir vatan toprağımız burası…" Kafilimizden "Allah sizden razı olsun Kaymakam bey, iyi ki bizleri Halfeti'ye getirmişsiniz. Burası meğer bir yeryüzü cennetiymiş" sözleri yükseliyor. Urfa – G.antep Otoyoluna kadar bizleri getiren Birecik'in güler yüzlü, çalışkan, misafirperver kaymakamı, her zamanki tevazusuyla ve sıcakkanlılığıyla bizleri Adapazarı'na uğurlarken, Taraklıdaki dostlarına (başta belediye başkanı Tacettin Özkaraman olmak üzere) bol bol selam gönderiyor ve Taraklı'ya has şu sözlerle veda ediyor: "Bunu saymıyoruz, gene gelin, gene buyurun!"

Halfeti, doğal yapısı ve tarihi dokusuyla muhteşem bir güzelliğe sahip.

EZBERLERİMİZ BOZULDU



Anadolu'nun "saf ve masum çocuğu" Sakarya'nın "Doğunun bereket kraliçesi" Fırat'a "mahsus selamlarını" iletip, Birecik'e "Allah'a ısmarladık" deyip Adapazarı'na doğru yola koyulduğumuzda, bir yandan da düşünüyoruz: Meğer biz Batılılar, ne kadar da cahilmişiz; kendi ülkemiz, kendi topraklarımız, kendi insanlarımız hakkında ne kadar da az ve yanlış bilgilere sahipmişiz.
Teşekkürler Mardin, teşekkürler Urfa, teşekkürler Birecik, Halfeti.
Teşekkürler Hasan Duruer, Nuri Okutan, Ozan Balcı.
Teşekkürler Feyzi Şimdi, Sabahattin Evrensel, Talat Akay, Müslüm Abacı, Şevket Demir.
Bize ezberlerimizi bozdurdunuz. Yobazlığımızı giderdiniz.
Artık, biz de sizleri Adapazarı'na bekliyoruz.
En kısa zamanda lütfen.
Pekiştirelim Sakarya'nın Fırat'la kardeşliğini,
Birliğini, dirliğini.
Anadolu'nun.


Geziye Katılan Sakaryalıların Güneydoğu İzlenimleri:

Osman Suroğlu (Karikatürit)
"DOĞUNUN GÜZEL İNSANLARI… "



"Güneydoğu gezimiz sıra dışı bir gezi oldu diyebilirim. Özellikle Mardin valimiz Hasan Duruer, Şanlıurfa valimiz Nuri Okutan ve Birecik kaymakamımız Ozan Balcı ile bir araya gelmemiz gezimizin çok daha manalı olmasına vesile oldu. Ümitsiz fikirlere katılmasam bile. Medyanın şişirmesiyle az da olsa zihnimi meşgul eden malum doğu problemlerinin sabun köpüğü mesabesinde olduğuna şahit oldum. Sanki bizimle birlikte gezen yağmur rahmetinin etkisiyle bazı gezileri yapamasak da, sıradan olmayan sıra gecesi, Halfeti, Zeugma, Göbektepe, valimizin rehberliğinde gece vakti arşınladığımız Mardin sokakları ve doğunun güzel insanlarının kültür ve manevi dinamikleri herkesi mest etti. Bu geziyle, inşallah gelecekte büyük Türkiye'mizin suni problemlerden silkinmiş samimi duruşuyla dünyanın en ileri devletlerinin başında yer alacağımız inancı hepimizde yer etti diyebilirim. "

TYB Sakarya Şubesi üyeleri Halfeti baraj gölünde - arkada tarihi Rumkale:
Soldan: Gülseren ve Fahri Tuna, Hasan Sağlam, Osman Suroğlu,
Ayşenur Tuna ve Nursel Altay.


İmdat Akgünler (Mali Müşavir):
"BEŞ GÜN BOYUNCA SADECE DOSTLUK GÖRDÜK"



"Oralara gidip görmek lâzım. Oranın insanlarıyla bire bir tanışmak görüşmek lazım. Değişik hislerle ve endişelerle gittik. Ama endişelerin hiç birini görmediğimiz gibi ummadığımız bir misafirperverlikle karşılandık.
Şunu gördük: Oranın insanı Batının insanına hasret, "gelin görün, bizleri tanıyın" diyorlar. Orada beş gün boyunca Kürt - Türk kavgası, Türk – Kürt ayırımı da görmedik. Sadece dostluk gördük,. Oradakiler de milletin zihnindeki kötü imajı silmek istiyorlar. Çünkü hak ettiklerine inanmıyorlar. Gece 11-12'de Mardin'de rahat rahat gezebildik. Ben Apo'nun memleketi olduğunu bilseydim Halfeti'ye gitmek istemezdim, ama görünce dedim ki "Halfeti nefis bir yermiş. İyi ki gelmişiz." Çok da huzurlu bir yermiş meğer; hiçbir olumsuzluk görmedik. Kısaca Güneydoğu'yu gidip görmek lazım… "

Seher Yıldırım (Emekli Daire Başkanı):
"ŞOKE OLDUK; NE YOKSUL NE DE GERİLER"



"Güneydoğuyu umduğumuzdan çok farklı ve çok güzel bulduk. Yerleşim yerlerinin, binalarının özellikle caddelerin ve yolların çok modern olduğunu gördük. Mardin'de de, Urfa'da da, Antep'te de iki farklı eski ve yeni olmak üzere yerleşimler gördük. Özellikle de eski Mardin'i çok nostaljik bulduk; her tarafın tarih kokuyor olması, çok güzeldi. Yöresel yemeklerin sunumu çok güzeldi. İnsanların bizle ilgi ve alakası; valilerin ve kaymakamların bizlere ilgi ve alakası, son derece takdire değerdi. Terör, bölücülük namına bir şey hissetmedik, hissettirmediler. Gayet sıcak bir atmosfer içinde gezimizi tamamladık. Güneydoğu Adapazarı'ndan göründüğü gibi değilmiş, doğrusu şoke olduk. Ne yoksul ne de geri… Çoğu yerini buradaki köylerimizden bile ileri gördük. Her yönüyle güzel ve faydalı bir gezi oldu."


Veysel Karafilik (Üst Düzey Yönetici):
"DOSTLARIMA HARARETLE TAVSİYE EDİYORUM "



"Gerek insanla, gerek kültürel ve sosyal, gerek fiziki altyapı, gerek ekonomik altyapı ile ilgili Güneydoğu önyargımız değişti; gezinin benim için özeti bu: Şöyle; bir defa, oraların da gerçekten bizim olduğunu görerek, yaşayarak müşahede ettik. Osmanlı toprakları olduğunu gördük. Bizim Adapazarı ve Ankara'da Hıristiyan vatandaşlarımıza gösterebileceğimiz hoşgörünün kat be kat fazlasın, Süryani vatandaşlarımızdan bizler gördük. Güneydoğu'da nefretle bakan gözler beklerken, sevgi ile, sempati ile bakan ve ilgi bekleyen yüzler gördük. Dostlarımızın hararetle görmelerini tavsiye ediyorum; ilk fırsatta da daha çok vakit ayırarak ve daha geniş bir coğrafyaya tekrar gitmek arzusundayım."

TYB Sakarya Şubesi üyeleri Urfa Valisi Nuri Okutan'la-
Soldan: Mukaddes Kılınç, Nursel Altay, Fahri Tuna, Nuri Okutan, Hasan Sağlam, Osman Suroğlu
ve Urfa TYB'den Talat Akay.


Hasan Sağlam (Tıp Doktoru):
"GÜNEYDOĞU BENİM İÇİN
DÜNYANIN MERKEZİDİR"


"Doğu ve Güneydoğu coğrafyası insanıyla, bize anlatılan veya anlatılmaya çalışılan, bizim Adapazarı'ndan gördüğümüz insanlar değilmiş. Eğer zamanı ve bütçesi müsaitse herkesin gidip buraları görmesini tavsiye ederim. Beni oradaki insanların masumiyeti üzdü; koparılan fırtına ile oranın insanının bir alakasının olmaması üzdü, aynı zamanda sevindirdi. Çünkü gördüklerim çok olumlu şeylerdi. Üzüldük, bunlara kandık diye; sevindik, iyi ki de duyduklarımız doğru değilmiş diye. Güneydoğu benim için dünyanın merkezidir aslında, biz bunun farkında değiliz. Güneydoğu farkına varmadığımız üzeri küllenmiş bir değerimiz, keşfedilmeyi bekliyor. "


Talat İr (Memur):
" UMUTLA VE MEMNUNİYETLE DÖNDÜM"



"Ben Güneydoğuyu daha çok korkulan, gidilmesi tehlikeli bir yer olarak görüyordum. İlk akşam Mardin Valisi Hasan Duruer yemeğe katılacak denince, ben yarım saat öncesinden sivil polisler gelir; otel girişinde bomba ve güvenlik kontrolü yaparlar, sonra vali bey eskortlarla gelir tahmin ediyordum. Hasan beyi o ana kadar da tanımıyordum; bir araba durdu, içinden spor ayakkabılı, ayağında bizler gibi keten pantolon olan, kravatsız sivil birisi indi. Meğer Vali bey oymuş… Sadece şoförü vardı yanında. Çok şaşırdım; o anda ben Mardin'de huzuru ve güveni hissettim, sonra Vali bey gece bizi bir buçuk saat sokak sokak, müze müze bizzat kendisi gezdirdi. Ondaki tevazuu, halka yakınlığı ve çalışkanlığı görünce, devlet adamlarımızın bu şekilde, bu bölgede olması durumunda problemlerin minimuma ineceğini düşünüyorum. Birecik Kaymakamı 24 saat bizimle ilgilendi, Halkın arasına da girdim; insanları çok çok misafirperver. Güneydoğudan ben umutla, memnuniyetle döndüm. Tüm yetkililere ve sivil toplum liderlerine de bizzat birer teşekkür mektubu yazıp gönderdim."


Aynur Vodina (Memur):
" İNANILMAZ GÜZELLİKTE YERLER "



"Hakikaten Urfa ve Mardin, benim için çok uzakta ve yabancı gibiydi. Ama oralara gidip gördükten sonra,
sanki daha önce oralarda yaşamış gibi hissettim kendimi. Ama bir o kadar da inanılmaz güzellikte yerlermiş; dolu dolu tarih; o kadar güzel yerler. Valiler o kadar sevmişler ki oraları, kırk yıllık Mardinli, Urfalı olmuşlar. Çok özverili çalıştıklarını gördük. O bölgenin insanlarını tanıyınca, bizim Batılılardan daha sıcak olduklarını gördük. Yemekleri, sıra gecesi, hepsi muhteşemdi. Fırat nehrinin bu kadar büyük ve ihtişamlı olabileceğini düşünemezdim. Halfeti'yi videoya çekmiştim; şimdi izliyorum. Halfeti büyüleyici bir yer; bir tarafta tarih, bir tarafta büyük bir nehir; inanılmaz güzel. Birecik Kaymakamı Ozan beyin özverisi ve samimiyeti de göz yaşartıcıydı doğrusu. Açıkçası o bölgeye gidince, önyargılarımız yok oldu; oraya gidince o büyülü hava bizi öylesine büyüledi ki, terörün t'sini bile hissetmedik."


Saadet Aktaş (Ev Hanımı):
" KENDİLERİNDEN BİR CANMIŞIZ GİBİ KARŞILADILAR"



"Gerçekten de Güneydoğuya giderken tedirgindim; açılımlar filan falan… Ama gidip görünce, insanların misafirperverliği, candan karşılamaları,.. bizi kendilerinden bir canmışız gibi karşıladılar. Hakikaten öyle hissettim. Talat Akay'ın, eşinin, çocuklarının fedakarlığı, süper bir şeydi. Yemekler süperdi, sıra gecesi harikaydı, çok duygulandık. Hem kültürel, hem dini yerleri gezdik. Kilise de beni etkiledi. Mardin'de Süryanilerle Müslümanların kardeşçe ve uyumlu yaşıyor olmalarına çok sevimdim. Halfeti'ye bittim bayıldım; gizli güzellik varmış. Sanki cennetten bir parça gibi geldi bana; hem tarihi, hem huzurlu bir yerdi. Çok dinlendirdi Halfeti bizi. Kafamdaki Güneydoğu kalktı; çok farklı düşüncelere ve bilgilere sahip oldum. Çocuklarımız mutlaka gidip görmeli. "


Sakarya kafilesi, Birecik'te koruma altına alınan Kelaynak kuşlarının mekanını ziyarette.


Nursel Camcı (TYB ve ADAFAD Üyesi)
" MÜMKÜN OLSA HALFETİ'YE YERLEŞİRİM"


"Çok farklı bir geziydi benim için. Güneydoğu bölgemizi çok merak ediyordum. Önyargılarım vardı, bu nedenle de biraz da tedirgin gittim. Beş gün boyunca gördüklerim, bütün endişelerimi aldı götürdü. Bölge İnsanı gerçekten çok sıcak, çok yakın, çok misafirperver. Bölücülük, terör adına hiç bir şey görmedik, aksine Türk'ü, Kürt'ü, Arap'ı bize çok sevecen davrandılar. Hemen her gezdiğimiz yer güzeldi ama en çok Halfeti'yi beğendiğimi söyleyebilirim. Mümkün olsa yerleşirim Halfeti'ye. Her Türk vatandaşı mutlaka bu bölgemizi gidip görmeli ve ön yargılarından kurtulmalılar. Ayrıca o bölgenin insanlarını Adapazarı'nda görmek, diyalog içinde olmak isteriz. Böylece birlik beraberlik daha iyi sağlanır ve milli birliğimiz güçlenmiş olur."


----
*: TYB Sakarya Şubesi Başkanı Fahri Tuna'nın, 47 arkadaşıyla beraber 27 Ekim – 01 Kasım 2009 tarihleri arasında Güneydoğu illerine yaptığı 5 günlük gezinin not ve değerlendirmelerinden oluşmaktadır.




Yazı Tarihi : 02 Aralık 2009 Çarşamba
Bu yazı 267 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

VATANDAS_a,
Seyahat masraflarını herkes kendi cebinden karşıladı.
Varsa öyle birilerinin cebinden GEZİ imkanı bize de haber verin.
Sizin yaptığınız sadece, SuiZAN olsa kabul. Vebali sadece sizi bağlar. Sizin ki: "İftira at, izi kalsın." yaklaşımı.
Edeb'e davet ediyorum, sizi.
şemsi yolcu @ 24.12.2009 10:14:53
Yahu bu yazıyı okuyan sanki kanlı bıçaklı oldugumuz birilerinden bahsediyor gibi yazmış.
Kimsenin dogu ile dogulularla bir meselesi yok.
Kürtçüler,PKK lılar ve PKK nin siyasi temsilcisi DTP ile meselemiz var.
Sapla samanı karıştırmışsınız.Doguya gitmek marifetmiş gibi bir anlam çıkıyor bu yazıdan.
Asıl bölücülük bu yanlış yoldasınız.
Belki AKP veya başbakana yagcılık yapmaya çalışıyorsunuz ama tehlikeli bir yol alıyorsunuz.
Bizler yıllardır oradaki vatandaşlarımızla beraberiz.bu ülkede yaşadığımız sürecede bir arada olmaya mecburuz.
Kaş yapayım derken göz çıkarmanın bir anlamı yok.
ben her yıl dogu güneydoguya kendi paramla seyahat ediyorum sıkıntı yok.
Ama sizler birilerinin kesesinden gidip onların düdüğünü çalıyorsunuz.
VATANDAŞ @ 06.12.2009 23:06:49
Tamam ne güzel gezmişsiniz de yazıyı okudum sanki bizler misafirperver doğu insanına durup dururken arkadan saldırmış onları linç etmiş gibi bir psikolojiye kapıldım, doğu zaten binlerce yıldır Türk yurdudur ve batı kadar onurlu ve misafirperverdir. Ama kürtçüleri ırkçıları pkklıları dtplileri böyle değildir. bölücü ve hainlerdir.
Meltem Öztürk @ 06.12.2009 11:29:04
geziye katılanlardan biriyim harika bir geziydi herkezin mutlaka görmesini isterim bir gün yeniden gidecem inşalah gerçekten çok farklı bir medeniyet.bu gezinin düzenlenmesine emeği geçen başta fahri tunaya ve herkeze teşekkür ederim çok güzeldi..
özden meral @ 05.12.2009 21:20:47
Online Ziyaretçiler
-
Silkroad Silk, Silkroad Online, Silkroad ESN, Silk