Gerçek hayaller dükkanı

Fahri Tuna

Fahri Tuna
Aynalıkavak Yazıları / Fahri Tuna


Ulusal Sait Faik 100 Yaşında Lise Öğrencileri Arası Öykü Yarışması Ödül Töreni – 11.05.2007

ULUSAL SAİT FAİK ÖYKÜ YARIŞMASI

YA DA GERÇEK HAYALLER DÜKKÂNI


Yıl 2006. Bir Kurban Bayramının ilk günü 18 Kasım 1906 tarihinde doğan Sait Faik'in 100. Doğum Yılı yaklaşıyor. Mâlum Sait Faik'in lakabı "Adalı Sait". Adalı da hangi Adalı? Rivayet muhtelif. İstanbul sanat çevreleri "Burgaz Adalı" anlıyor, bizler ise "Ada Pazarlı".

Sait Faik'in doğup çocukluğunun geçtiği şehir, Adapazarı'nın yerel yönetimi olan Adapazarı Büyükşehir Belediyesi, ünlü yazarın 100. doğum yılını "şanına yaraşır" bir dizi etkinliklerle kutlamak istiyor.
Bunun için de Başkan Aziz Duran'ın talimatı ile beş kişilik bir kurul oluşturuluyor;
"Sait Faik Yüz Yaşında Etkinlikleri Kurulu"na Genel Sekreter Osman Kaya başkanlık ediyor. Kurulun diğer üyeleri Genel Sekreter Yardımcısı Rıdvan Duran, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı Fahri Tuna, şair Fatma Çolak ve Şair Ercan Yılmaz. Şair-yayıncı Ahmet Kot da etkinliğin danışmanlığını yapıyor.


"SAİT FAİK 100 YAŞINDA"

Kurulun aldığı ilk karar Sait Faik'in doğduğu şehir Adapazarı'nda bir haftalık süreyle anılması. Yeni Sait Faik'ler yetişmesi için buna ihtiyaç olduğu kanaati hakim. İkincisi ise farklı mekanlarda farklı etkinlikler düzenlemek; nitekim fotoğraf sergisinden panellere, tiyatral öykü okumalarından söyleşilere, tiyatrolardan film gösterimlerine, Sait Faik müzesine gezilere kadar…
14-16 Kasım 2006 tarihlerinde 5 gün süreyle 20 ayrı mekanda 26 ayrı etkinlik planlanıyor.
Üçüncüsü; Sait Faik'in 118 hikâyesi arasından konuları Adapazarı ve çevresinde geçen 26 hikâyesi belirlenip "Adapazarı Hikâyeleri – Sait Faik" adıyla ayrı bir kitap olarak yayımlanacak.
Dördüncüsü ise; Sait Faik ilk eserini Bursa Erkek Lisesi öğrencisiyken yazdığına göre, günümüzün Sait Faiklerini tespit ve geliştirmek için tüm Türkiye genelindeki lise öğrencileri arasında ödüllü bir öykü yarışması düzenlemek…
Beşincisi; Burgazada'daki Sait Faik Müzesi ziyaret edilecek. Gerçekten de beş günlük sürede, sunumunu bir başka Adapazarılı yazar-sunucu Cihat Zafer'in başarıyla üsteleneceği "Sait Faik Yüz Yaşında" etkinliklerinde Mustafa Şerif Onaran, Mustafa Miyasoğlu, Doç.Dr. Engin Yılmaz, Ayşe Sevim, A.Ali Ural, Zihni Göktay, Perihan Savaş, Salih Kalyon, Bora Seçkin, Süeda Çil, Nejat Birecik, Sevim Arslan, İhsan Devrim, Zeki Alasya, Cahit Tanyol, Nilüfer Abasıyanık Dizer, Abdullah Çelik, Abdullah Şahin, Ulvi Alacakaptan, Bora Seçkin, Mete Dönmezer, Mehmet Tahir İkiler, Seçkin Bayramoğlu kâh öykü okuyacak, kâh anı anlatacak, kâh tahlil yapacak, kâh tiyatro sahneleyecekti.

"YENİ SAİT FAİK'LER YETİŞTİRMEK…"

Söz konusu öykü yarışmasının afiş ve broşürü şu ifadelerle başlıyordu: "Sevgili gençler! Haydi kalem başına! Adapazarı Büyükşehir Belediyesi, ünlü öykü yazarımız Sait Faik'in 100. doğum Yıldönümü kutlama etkinlikleri çerçevesinde, yeni yazarlarımızı ortaya çıkarmak, yeni Sait Faik'ler yetiştirmek amacıyla ödüllü bir öykü yarışması açtı. Türkiye'nin hangi köşesinde olursanız olun, lise öğrencisi iseniz, katılım serbest. Konu da serbest. Sadece zaman sınırlı. 15 Mart 2007 gününe kadar yazacağınız, 4 sayfayı aşmayan bir öykünüzü jürimizin değerlendirmesine almak üzere bekliyoruz. Mükemmel bilgisayarlar ve para ödülleri sizi bekliyor. (…) yazıp belirtilen adrese posta ile veya elektronik ortamda e-posta adresimize göndermek yetecektir. (…) Geleceğin yazarlarından eserlerini hasretle bekliyoruz!"

YARIŞMAYI MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI DA DESTEKLEDİ

Sekreterliğini Şair Fatma Çolak'ın üstlendiği, Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığının yürüttüğü yarışma, Milli Eğitim Bakanlığı'nca da destekleniyordu. Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim ve Geliştirme Dairesi Başkanlığı'nın 8.12.2006 tarih ve 5173 sayılı onayı ile desteklenen yarışmada 5.000 adet afiş ve 5.000 adet broşür, 81 ilin valilikleri aracılığıyla 81 ilin milli eğitim müdürlerine gönderiliyor, özellikle edebiyat alanında iyi olan okul ve öğrencilere ulaşılmaya çalışılıyordu. Ödüller ise şöyleydi: Birinci, ikinci ve üçüncüye diz üstü bilgisayar (laptop). 5 adet mansiyona masaüstü bilgisayar. ABB, Irmak Dergisi, Değirmen Dergisi, Ada Okulu, Değişim Kitabevi ve Seçici Kurul'dan özel ödüller. 32 kişiye 100 tl ödül. İlk 40'a giren bütün eserlerin toplandığı bir kitap yayımlama sözü.

SEÇİCİ KURUL: ILGAZ, MİYASOLU, FÜRUZAN, ÇELİK

14 Kasım 2006 tarihinde duyurusu yapılan yarışmada son eser katılımı 15 Mart 2007, Ön eleme 20 Mart, Eserlerin Jüriye teslimi 01 Nisan, Nihai jüri toplantısı ve sonuçların basına açıklanması 30 Nisan, Ödül töreni ise Sait Faik'in ölüm tarihi olan 11 Mayıs 2007'de Adapazarı AKM'de yapılacaktı. Yarışmanın seçici kurul üyeliklerini ise ünlü hikâyeci-romancılar Afet Ilgaz, Mustafa Miyasoğlu, Füruzan ve İbrahim Çelik'in yanı sıra şairler A. Ali Ural, Ahmet Kot, Ercan Yılmaz'la birlikte Edebiyat öğretmeni Sevim Arslan ve ABB Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı Fahri Tuna üstleniyordu. Başlangıçta seçici kurul üyeliğini kabul eden Füruzan, yarışma sürecinde "işlerinin yoğunluğu nedeniyle" affını isteyecek, onun yerine ise Şair Fatma Çolak görev yapacaktı.

Öykü Yarışması Seçici Kurulu Nihai Toplantıda – İstanbul – 30.4.2007

TÜRKİYE'NİN DÖRT BİR YANINDAN ESER YAĞIYOR



Milli Eğitim Bakanlığının, 81 İl Valisinin, 81 İl Milli Eğitim Müdürünün, lise müdürlerinin, en çok da Sait Faik'e ve öyküye duyarlı lise edebiyat öğretmenlerinin etkileri görülecek, 500 kadarı posta yoluyla geri kalanı e-posta yoluyla olmak üzere Adapazarı Büyükşehir Belediyesi "Sait Faik 100 Yaşında Ödüllü – Ulusal Lise Öğrencileri arası Öykü Yarışması"na Türkiye'nin dört bir yanındaki lise öğrencilerinin 3.284 eseri katılacaktı. Ön elemelerini Şair Ercan Yılmaz, Şair Fatma Çolak, Edebiyat Öğretmeni Sedat Akçakoyunluoğlu ve Fahri Tuna'nın yaptığı yarışmada 126 eser finale kalmayı başaracaktı. Üzerlerinde sadece katılım sıra numaralarının (örneğin Katılım No: 1.959 gibi) yazılı olduğu 125 eserin fotokopilerinden ve eser fihristinden oluşan dosyalar, 01 Nisan itibarıyla jüri üyelerine teslim edilmişti. Bir aylık sürede değerlendirmelerini tamamlayan seçici kurul üyeleri, 30 Nisan itibarıyla İstanbul Piyerloti Tepesinde, "nihai değerlendirmeyi yapmak" üzere bir araya geleceklerdi. Ercan Yılmaz Trabzon'da, İbrahim Çelik Ankara'da olduklarından, Afet Ilgaz ise rahatsızlığı nedeniyle şahsen katılamayıp değerlendirme notlarını göndermişlerdi. 9 üyenin notların birleştirilmesi sonucunda 3.284 öykü arasından Aydın Fen Lisesi öğrencisi Tutku Ünver "Gerçek Hayaller Dükkânı" adlı öyküsüyle birinciliği kazanmayı başaracaktı. Diğer ödüllere değer bulunan öykü ve sahipleri ise şöyleydi.


Yarışmada ilk 3'e girenler ödüllerini ABB Genel Sekreteri Osman Kaya'dan aldılar-AKM-2007

(Soldan) 3.Hatice Akkanat, 2.Gizem Bilkay, Osman Kaya, 1.Tutku Ünver.



3.284 ESER ARASINDAN 14 ÖDÜL




Ödülü : Öykünün Adı : Sıra/ Öğrencinin Adı : İli / Lisesi : Birinci "Gerçek Hayaller Dükkanı" 1. Tutku Ünver Aydın Fen Lisesi

İkinci "İris'in Aynaları" 2. Gizem Bilkay Mersin – İçel Anadolu Lisesi

Üçüncü "Gâlip Gece" 3. Hatice Akkanat Bursa Nilüfer M.P. An. Lisesi

Mansiyon-1 "Tarhana Kokulu Evler" 4. Elçin Muslu Sinop Anadolu Öğretmen Lisesi

Mansiyon-2 "Kırmızı Bir Sabah" 5. Çisem Boyacıoğlu Edine Lisesi

Mansiyon-3 "Rehin Zamanlar" 6. Uygar Yılmaz Giresun Aksu Anadolu Lisesi

Mansiyon-4 "Karanfil Dedenin Evi" 7. Mehmet Başat Tepe Ordu Özel Seçkin Fen Lisesi

Mansiyon-5 "Mezarköy" 8. Fatmanur Akpınar Giresun Keşap An. Öğretmen L.

ABB Özel Öd. "Yakamoz" 9. Bilgesu Yaprak Edirne Lisesi

Seçici Kr.Ö.Öd. "Mor Menekşe" 10.Betül Kondu İstanbul M.T.Sosyal Blmlr Lisesi

Irmak Drg.Ö.Öd. "Gölge/De Kahraman" 11.Gamze İlaslan Trabzon Sürmene YDA Lisesi

Değirmen Ö.Öd. "Denizi Özleyenlerin Türküsü" 12.Gülsüm Özcan Adıyaman Fatih Anadolu Lisesi AdaOkulu Ö.Öd "Refik Bey" 13.Pelin İspir Ankara Mamak Anadolu Lisesi

Değişim Ö.Öd. "Hüznün Sılasında Yeşeren 14.Kübra Açık Adapazarı Anadolu İ.H.Lisesi

Düşler"




İLK 40 ESERDEN OLUŞAN YARIŞMA KİTABI:

"GERÇEK HAYALLER DÜKKÂNI"




11 Mayıs 2007 tarihinde Adapazarı AKM Sahnesinde gerçekleştirilen ödül töreninde dağıtılmak üzere, söz konusu yarışmada ilk 50'ye giren öyküler, yarışmada birinci olan eserin adı "Gerçek Hayaller Dükkânı"nın adıyla kitaplaşacaktı. Aldıkları puan sırasında göre kitapta yer alan, ödül alan il 14'ten sonraki yarışmacı adı, ili ve eser adı şu şekilde sıralanıyordu: 15. Merve Salgıç (Çorum) "Bayramlık Kaban", 16. Buse Aksu (Trabzon) "Feden", 17. Tuğçe Sönmezer (İstanbul) "Madam", 18. Enfal Öksüz (Sakarya) "İki Satır Ömür", 19. Sümeyye

Özpilavcı (Sakarya) "Kısacık Bir Zamandan", 20. Murat Çelik (Düzce) "Uyumak Mevzusu", 21. Dilek Çakmak (Sivas) "İsminin Sanatı", 22. Gökhan Kılıç (Adana) "Şarkılar ve Dualar", 23. Seda Şule Ersin (Sivas) "Ömür Sığınağı", 24. Emre Temelcan (Sakarya) "Kırmızı", 25. Bihter Melike Mekereci (Karabük) "Kayın Gölgesi", 26. Didem Gülçin Erdem (İzmir) "Kadifeden Yalnızlık", 27. Evser Bülbül (Uşak) "Portakal", 28. Muazzez Adıgüzel (Eskişehir) "Murteza", 29. Tuğçe Alıççı (Malatya) "Uçurtmalar Yanıyor", 30. M. Hasan Tırpan (İzmir) "Unutkanlık", 31. Eylem Çakar (Zonguldak) "Genç Tionnus'un Güncesi", 32. Ö.Faruk Toksöz (Sakarya) "Şahin Operasyonu", 33. E. Miray Şahin (Sakarya) "İlham Perim", 34. Safa Kutlu (Balıkesir) "Hamiline Öğüt", 35. Oğuzhan Tekin (Sakarya) "Berberdeki Telaş", 36. Fatma Afra Muslu (Sakarya) "Denizin Hikmeti", 37. Elif Tahtacı (Sinop) "Emektar Küfeyle Atiye", 38. Gökçenaz Gözene (Malatya) "Siyah Bir Bavul ve Eylül Hatırası", 39. Kübra Yaşar (Gümüşhane) "Turuncu Yapraklar", 40. M. İkbal Küçükkösen (Ankara) "Bedel". İlk 40'a giremediği ve 100 tllik para ödülü kazanamadığı halde yayımlanmaya değer bulunan 10 eser ve sahipleri: 41. Özlem Sezer (Sakarya) "Bir Ustaya Özlem", 42. Nurgül Karaaslan (Malatya) "Körebe", 43. Filiz Fırat (İzmit) "Yıkın Evimi", 44. Gizem Gülpınar (İstanbul) "Evcil Cinayet", 45. Bengi Nar (Antalya) "Tesadüfler Senaristi", 46. İlknur Turgut (Sakarya) "Çerçeveye Gizlenen Özlem", 47. Ayla Altındağ (Sakarya) "Bir Küçük Yürek", 48. Sedef Kurt (Sakarya) "Sessiz Çığlık", 49. Rıdvan Varol (Batman) "Kimsesiz", 50. Emine Korkut (Gümüşhane) "Sır".






GERÇEK HAYALLER DÜKKÂNI

Tutku ÜNVER (Aydın Fen Lisesi)

Ulusal Sait Faik Öykü Yarışması

Birincilik Ödülü



"Ne var ne yoksa ortalığa saçılmış, etraf karmakarışık. Her şey, kenarları yırtılmış, üstünden bantlar sarkan kolilerden, kutulardan, hasır sepetlerden dışarı taşıyor. Sağlı sollu istiflenmiş eşyalar yüzünden, daracık kalmış girişin içeriye uzanan tarafında, eşyalar içinde kaybolmuş bir adamcağız görüyorum. Kapıyı kapatan bir dergi yığınının üstünden atlayıp içeri giriyorum; kronik sakarlığım sayesinde yere düşürdüğüm plastik bir kalemlik adama geldiğimi haber veriyor; kumaş pantolonu toz içinde kalmış, dükkan sahibi olduğunu tahmin ettiğim bu adamla göz göze geliyorum, selam veriyorum.

Kalimera diyorum ağız dolusu, Kalimera! "Çünkü beni bu dükkanda bekleyen bir şeyler var ve ben onları kokusundan, buğusundan, havadaki hafif sisli görüntüden hissediyorum." Doğal olarak bu son söylediklerimi sadece ben söylüyorum ve kimse duymuyor.

Bu, her şeyden uzak görünümlü, ünlem gibi uzun boylu ve zayıf dükkan sahibi, hafifçe eğilerek karşılık veriyor ve işine devam ediyor. Arkadaşım ona yöneliyor, aradığı şeyleri soracak herhalde. Ben de bu sayede yeni açılacak bu ikinci el dükkanını rahatça dolaşabileceğimi düşünerek sola dönüyorum.

Vitrin henüz düzenlenmemiş, ortada, bel hizasında tahta bir masa ve üstünde içinden rengarenk yün yumakları taşan örgü sepetler ve yanlarında incecik şeffaf plastikten giysileriyle bol bol şiş var, arkalarında da irice mutfak kapları içinde, kapağın altında durmakta zorlanıyormuş gibi görünen her çeşit kalem. Masanın altına doğru eğildiğimde iki kocaman palyaço maskesiyle göz göze geliyoruz, irkilerek kafamı kaldırıyorum, çocukluğumdan beri sevemedim palyaçoları. Şu plastik şeylerden hala korktuğum için kendime kızarak birkaç adım atıyorum, başımı biraz hızlı çarptığım rüzgar çanı tuhaf sesler çıkararak peşimden gelmeye çalışıyor.

Önümde boyaları yer yer dökülmüş, kimisinin kulpu kırık birkaç kupa var şimdi; bir zamanlar kenarlarında becerikli parmakların hızla sildiği uçuk renkli ruj lekelerinin olduğu, içinden meyve çaylarının buharı yükselen kupalar… ve içlerinde inceciğinden en kalınına kadar suluboya ve yağlıboya fırçası. Bazısının üstünde hala damlacıklar halinde boya var, nasıl ki hayatın değdiği her şey değişir; bu fırçalar da öyle; hepsi kendinden başka bir şey olmuş; ama sanki dokunduğu, hayal verdiği her tablonun renklerini alan, değişen, yıpranan kendileri değilmiş gibi, sakin sakin birbirlerine dayanmışlar: bir zamanlar bir ilkokul öğrencisinin aceleyle tuttuğu, suya soktuğu, sonra bir süngere bastırdığı veya büyük bir hevesle resim yapmaya merak saran orta yaşlı bir ev hanımının masadaki dantel örtüleri ütülerini bozmadan aldıktan sonra yerleştirdiği tuvale bakıp, birazdan orada göreceklerini düşünüp gözlerini kısarak sımsıkı tuttuğu ve hayata değdirdiği bu cins cins fırça çok umursamaz duruyor o kocaman kupanın içinde. Sol taraflarında, üstü ve yanları yumuşacık bordo kadifeyle kaplı açık krem renkli o eski kutulardan var, genç kızların birkaç çift küpeyle birlikte duygularını da içine kilitlediği. Tam önümdeki kocaman ahşap gazeteliğin içindeki rengi solmuş, sayfaları sararmış eski dergilerden de sanki dalga dalga küf kokusu yükseliyor; duvarlarının bembeyaz boyasının soba isi yüzünden karardığı, mutfağı hep kekik suyu, banyosu hep amonyak, koridorları da hep sandıklardaki dantel çeyizlerin üstünden damlayan hayaller gibi küf kokan eski evimiz gibi, önce genzimi yakıyor, sonra ciğerlerime doluyor yavaş yavaş. Geçmişimin varlığını hatırlıyorum o an, kaybetmekten korktuğumuz onca şeyin içinde belki de çok istediğimiz halde kurtulamayacağımız tek şey odur. Her şey değişirken o, kimseye kendini göstermeden ayaklarınızın dibinde başkalarının varlığını keşfedeceği anı bekler; kitap okurken, bacaklarınıza sürtündüğünü fark etmediğiniz, herhangi bir zihin boşluğunda içgüdüsel olarak sizi kaşındıran tüylerini okşadığınız; ama kitaba tamamen gömülüyken bile var olduğunu, küçücük bir boşlukta yine bacaklarınızı kaşındıracağını, yanlışlıkla ayağınızı oynattığınızda hafifçe tırmalayacağını, olur da biraz sert çarparsanız ısıracağını bildiğiniz yabani bir yavru kedi gibidir. Hatırlamadığınız vakit geçmişiniz, hayal kurmadığınız vakit geleceğiniz yoktur ve geçmişiniz aslında tıpkı o kedi gibi mutluluktan gözlerini kısabilen, sinirlenince tırnaklarını çıkarıp sizi yaralayabilen, en önemlisi de bu iki durumun birinden diğerine tahmin edilemeyecek bir hızla geçen, hatırlandıkça nefes alan bir ölüdür.

Kutunun yanında cildi dağılmış kitaplardan birini açıyorum, incecik uçlu dolmakalemle yazılmış bir beyit çıkıyor karşıma:

‘Gerd-i siyehde şu'le-i şemşir-i tab-dar

Guya sehab-ı tirede berk-i cehan olur"

Son basamakları çatırdayan ahşap merdivenleri hatırlatıyor bana, uzun püsküllü halıları, doya doya yememize izin vermedikleri için kendi dolaplarımızdan aşırdığımız nane şekerlerini, aklım kim bilir neredeyken bana aruz vezinlerini ezberletmeye çalışan dedemi, onun ütülü keten mendillerini… Bazen geçmişimizden bir parçayı hatırlatır size bazı şeyler, nende olduğunu bilmezsiniz. Sadece ‘Bak!' demek istersiniz, ‘Bak! Hatırlıyor musun?'. Kaybolmuş bir zamanı paylaşmaya çalışmaktır bu, bazen etrafınızda geçmişimizi paylaşan, tekrarlayıp duran bir ritim duyduğunuzda, burnunuza gelen tuğla kokusunu alacak kimse olmadığını fark edip, o kadar heyecanlıyken dudaklarınızı ısırıp susarsınız; bazen de hayatınızda kim varsa o an, onu geçmişinize çekmeye çalışırsınız, ona niye heyecanlandığınızı anlatırsını, sanki o oradaymış, tüm bunları zaten biliyormuş da siz ona sadece hatırlatacakmışsınız gibi telaşla… Halbuki geçmişiniz, hem ‘Yasak koymayı yasaklıyorum' diyebilecek kadar küstah, hem sırf bu sözle onu didik didik incelemenize ses çıkarmayacak kadar aciz ve uysal, hem de sizi hür olduğunu sanan köleler gibi içinde dolaşırken bırakıp size fark ettirmeden örtünecek, bazı anıların üstünde açık mavi bir buğu bırakacak kadar utangaç ve kırılgandır, bir yolculuğa çıkmışsınızdır. Gördüklerinizi, duyduklarınızı kimseye aktaramazsınız, anlattıklarınızı anlamazlar çünkü. Ve bunu, birisini bu yolculuğa ortak etmeye çabalarken anlamak, tam ‘Bak!..' diyecekken dönüp kimseyi bulamamaktan daha kötüdür.

Elimdeki kitabı yere bırakırken nereden geldiklerini, niye şimdi ve burada ortaya çıktığını anlamadığım anılar üşüşüyor başıma, sabah odanın kapısını açık unuttuğumda babamın kaşlarını nasıl çattığı… Annemin işlemeli gümüş tepside getirdiği ve ancak misafir geldiğinde ortaya çıkardığı ince belli kristal bardaklardaki çay… Ve yanındaki küçücük bir dilim limon…

Arkadaşım elini omzuma koyuyor, gülümseyerek dönüyorum. Sorar gözlerle bakıyor yüzümdeki ifadeye, ben de başımı sallıyorum bir şey olmadığını söylemek için. Onun o renklerin işitildiği, seslerin şekillendiği mucize evreni anlamasının imkansız olduğunu biliyorum. İçimden; ‘Belki bir gün…' diyorum, ‘Belki bir gün anlarsın…' O zamana kadar bırakıyorum sadece sözcükler konuşsun."



Yazı Tarihi : 17 Kasım 2009 Salı
Bu yazı 244 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu köşe yazısına yapılan yorumlar

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.
Online Ziyaretçiler
-
Silkroad Silk, Silkroad Online, Silkroad ESN, Silk