Şu anda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde ve Sakarya'mızda da hızla yayılan ve adına "Domuz Gribi" denilen, aslında bildiğimiz gripten pek de farklı seyretmediği ifade edilen bir salgın hastalık var.
Bazı şehirlerimizde ilköğretim okulları tatil ediliyor.
Hatta bu tatil sürelerinin uzayacağı dahi konuşuluyor.
Çok güvendiğim bir doktor arkadaşım bana hasta sayısının açıklanandan daha fazla olduğunu fakat endişe edilmemesi gerektiğini söyledi, çünkü bu evrede hastalığa yakalanmanın, ileride virüsün mutasyona uğrama ihtimali nedeniyle olumlu dahi görülebileceğini ifade etti.
Alınacak tedbirler konusunda, televizyondan iki büyük ilimizin valilerinin canlı yayında yapmış oldukları açıklamaları dinledim.
Dediler ki; "Okullar tatil edilecektir.
Tatil süresi bir avantaj olarak kullanılacak ve okul idareleri kendi temizlik personelleri ve kendi imkânlarıyla okullarının temizliğini yaptıracaklardır. Bu zaten onlara verilmiş bir görevdir.
Okulların temizlik malzemesi bulunmaktadır. Sorun değildir. Okul aile birlikleri de okullara destek olacaklardır.
Bazı yerlerde belediyelerimiz temizlik malzeme ihtiyacını karşılayacaklarını memnuniyetle bildirmişlerdir"
Ben seçimler döneminde her sabah olmak üzere toplam 90 ilköğretim okulunu ve idaresini ziyaret ettim. O dönemde öğrendiklerimi "müdürlerimiz ne yapsınlar" başlıklı yazımda sizlerle paylaşmıştım.
Sayın Valilerimizin yaptıkları açıklamalar üzerine, acaba sadece ilimizde mi bu böyle diye bir de Ağrı'ya telefon açıp oradan da bilgi almak istedim. Öğrendim ki durum her yerde aynı.
Müdürlerin resmi olarak, cüzi bir kantin geliri dışında kendi inisiyatifinde kullanabileceği sürekli bir ödeneği (bazı ilköğretim okulları hariç) yok. Elinde, deposunda temizlik malzeme stoku yok.
Temizlik personeli yok.
Bazı şanslı okul müdürleri, okul aile birliklerinin imkanı olduğundan bu kanalı kullanarak ya da kantin gelirlerine mahsuben bu işi temizlik şirketlerine yaptırabiliyorlar.
Bu arada ortalama 2000 kişilik çift tedrisatlı bir okulun aylık temizlik şirketi giderinin 4000 TL.yı bulduğunu söylemeliyim.
Bazıları bu kadar şanslı da değil ve imkanlarıyla ancak sigortasız olarak hizmetli çalıştırarak temizlik hizmetlerini gördürebiliyorlar.
Yine, öğrenci kayıtlarında yapılan bağışlardan, okulun öğrenci gönderdiği özel dershanelerden ve yardımcı kaynak kitap satışından gelen bağışlardan elde edilen gelirlerle, ancak tamamen okul idarelerinin aldığı riskle, başta temizlik olmak üzere okulların hizmetleri görülmeye çalışıyor.
Hakkını yemeyeyim, şimdi bir de işsiz kalıp İşkurdan 4 aylık sürelerle okullara gönderilen hizmetliler var.
Aslında bunlar teferruat.
Benim burada vurgulamak istediğim konu şu:
çocuklarımızın her gün gittiği ve toplu halde bulunup etkileştiği okullarımızda nedense temizlik için kalıcı bir politika düşünülmemiş durumda. Yükün büyük kısmını okul idarelerinin sırtına yükleyerek mış gibi yaptığımız konulardan birisi de bu.
Bu gün domuz gribi olur, Allah korusun yarın kuş gribi, öbür gün sarılık, başka bir gün başka bir illet hastalık.
Halbuki hepimiz öğrenci olduk. Temizlik sorunu sadece bu güne mahsus değil. Mesela okulların en sorunlu yerinin tuvaletler olduğunu pekiyi biliriz. Titizlik gösterilmediği takdirde her türlü hastalığın kuluçkalaşması, beslenmesi ve yayılması için çok müsait koşullar oluşabilir.
Dediğim gibi devletin okulların temizliği konusunda oturmuş, devamlı bir politikası bulunmadığından bu sefere mahsus olmak üzere Milli Eğitim temizlik malzemelerini verecektir, ancak okullar yine kendi imkanlarıyla temizliği yapacaklardır.
Bu imkanların da neler olduğunu yukarıda açıklamaya çalıştım. Bunlara ilave olarak belki yine bu sefere mahsus olmak üzere bazı okullarda okul aile birlikleri gündelikle 5-6 kişi tutarak bu işi yaptıracaklar veya bazı gönüllü veliler gelip bizzat kendileri çalışarak katkı sunacaklardır.
Peki ya sonrası?
Halk sağlığından, hele hele çocuklarımızın sağlığından tasarruf edilmemelidir.
Sadece bir tehlike belirdiğinde günü kurtaracak tedbirlerle sorunlar ötelenmemelidir.
O nedenle başta temizlik personelinin atanması dahil, okullarımızda sağlıkla ilgili göstermelik olmayan, kalıcı tedbirlerin bir an önce alınması gerekir.
Bu konuda çözüm sunabilmek, bir milletvekili için, seçimlerin 4 senede bir yapılması için kanun teklifi vermekten çok daha öncelikli ve önemli olmalıdır. Belki bu konuda Sakarya örnek olur ve öncülük yapar!
ÖNEMLİ NOT:
Bir önceki "Peynir deyip geçmeyin" başlıklı yazımda, ilimizin çıkarlarını korumanın bir yolu olarak, belli başlı kurum ve kuruluşlarımızın dikkatlerini, ilgili oldukları alanlarda, Türk Patent enstitüsüne "Coğrafi İşaret" başvurusunda bulunma konusuna çekmek istemiştim.
Bu konuda SATSO Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Akgün ALTUĞ'dan bir mektup aldım. Kendileri, yöremize özgü dört ürün olan "Adapazarı Islama Köftesi, Adapazarı Kabağı, Adapazarı Kabak Tatlısı ve Adapazarı Keşkeği"nin ilimiz adına tescili için tüm başvuru işlemlerini tamamlamış olduklarını, söz konusu ürünlerin tüm denetim ve haklarını ilimiz adına SATSO'nun üstlendiğini bildiriyorlardı. Bu güzel haberi sizlere duyurma ve bu son derece duyarlı ve inisiyatif alan davranışlarından dolayı SATSO ile gurur duyduğumu buradan bildirme sorumluluğu da bana aittir.
Yazı Tarihi : 28 Ekim 2009 Çarşamba
Bu yazı 164 kere okudu
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. Medyabar Multi Medya Haber Hizmetleri sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve Medyabar Multi Medya Haber hizmetleri sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.
Bu köşe yazısına yapılan yorumlar