Okumuş'un son röportajı!

Atilla Okumuş, son röportajında , depremde kaybettiği oğlu Oytun'a olan özlemini böyle anlatmıştı. SON RÖPORTAJ

Atilla Bey, kendinizden bahseder misiniz?

Rizeliyim. Rize-Hemşinliyim. Babamın müteahhit olmasından dolayı Güneydoğu'da büyüdüm. O yüzden şivem biraz doğu şivesidir. Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunuyum. Psikologum yani.. Soysal Hizmet kuruluşlarında 3-4 yıl kadar psikologluk yaptım Daha sonra istifa ederek ticarete atıldım.

Neden istifa ettiniz?

Eşim o zaman yüksek lisansını bitirmişti. Onunla beraber iş yapmamız gerekiyordu. Cihaz malzemeleri ile ilgili bir şirket kurduk. O işi yürüttük. Ondan sonra da yayıncılığa başladık. 16. yıla da girdik.

Basın sektörü ile nasıl tanıştınız?

Osman Bayrak ağabeyim var. Osman Bayrak iteledi beni basın sektörü içerisine. İlk olarak onlardan Radyo Sakarya'yı almıştık. Radyonun vericisi çok düşüktü. Daha sonra radyo vericisini hemen büyüttük. Cihazları yeniledik. Radyo kurulduktan sonra hemen peşinden televizyon projesini hayata geçirdim. Televizyon projesini hayata geçirirken de eğitime başladık. Televizyonda çalışacak olanları 6-7 aylık eğitimden geçirdik. Eğitimi sürecinin bitiminde de televizyonu yani bugün bildiğimiz Sakarya TV'yi, SRT'yi hayata geçirdik. Radyo Sakarya ile SRT TV beraber uzun yıllar devam etti. Daha sonra Nabız Dergisi'ni hayata geçirdik. İnternet sitemiz hayata geçti. En sonda iki yıldır Adapostası Gazetesi'ni yayına soktuk. Böylelikle bir medya kurumunu oluşturan tüm ayakları tamamlamış olduk. Şimdilik diyorum tabi. Yenilikler olabilir ilerde. Bu arada Digiturk bünyesindeki Memleketim Tv'den de bahsetmek istiyorum. Bu sayede Avrupa'dan Asya'ya kadar yayınlarımızı iletebilme imkanımız oldu.

Derginin geçmişi ne kadar?

Derginin geçmişi 3-4 yıl oluyor. O da önemli projelere imza attı Sakarya'da. En son da gazeteydi işte.

Peki gazete kurmak için neden bu kadar beklediniz?

O zaman merhum Necdet Güngörsün vardı. Necdet Güngörsün ile biz aile dostuyduk. Ona biz "baba" derdik kendi aramızda. Baba izin vermiyordu.

Neden?

Rakip olmayalım diye. En son zar zor iznini kopardık. Son iki senede yayına girdik. Babanın sağlığında girdik yayına, izin alarak.

Peki, Necdet Güngörsün izin vermeseydi Adapostası Gazetesi kurmayacak mıydınız?

İzin vermese derken, gönül dostluğu ile yani gönül koymasın diye, onu kırmak da istemiyorduk, o yüzden. Depremde o da çok mağdur olmuştu biliyorsunuz. İzin değil, aç açma diye bir izin yok tabi. Gönül koyacak mısın koymayacak mısın anlamında. En son o şekilde başladık yayın hayatına. Yoksa daha önceden, 6-7 yıl önce depremden hemen sonra geçmek istiyordum gazeteye.

Peki gelecekte nerede olacak SRT?

SRT bir okul gibidir. Sakarya medyasında olanların yüzde 80'i SRT'de çalışmış, buraya emek vermiş, buraya omuz vermiş, bu treni itelemiş, çekmiş yada lokomotif görevi görmüş arkadaşlarımızdır. Yayıncılık zor. Yani 15 yıldır cebine para koymayan tek patron diyebilirim kendimi. Bu sektörde para yok. Bu sektöre kimi nam için giriyor. Nam da yok. Yani bu sıkıntılı bir şey.

Ama siz 15 yıldır devam ediyorsunuz...

Ben dedim ya itelendim. Hani havuza düşmüş adam da beni kim iteledi diye bir fıkra vardır. Onun gibi.

Ama bırakmayı da hiçbir zaman düşünmediniz?

Bu iş bırakılacak bir iş değil. Biz öyle bir sistemle büyüdük ki… Bir gazete olsa kapatırsın hadi iş biter. Bu televizyonculuk öyle kapatmayla olmuyor. Kapattığın anda bütün değerler yok oluyor. Kapatmamak için de bir sürü neden var. Halkın teveccühü var, halkın sevgisi var, çalışma arkadaşlarının azmi var. Onun için de kapatamıyorsun. Benim siyasetle de bir işim yok. Benim ticaretime de yaramaz. Siyasetle zaten iş yapmaz.
Görüntüye çıkmayı sevmem. Televizyona çıkmayı sevmem. Bana getirdiği bir artı yok. Hava atmayı sevmem. Gidip de milletin içinde falan da demem. Ben toplantılara binde bir katılırım. Çarşının içine zaten zor çıkıyorum. Benim işim odamda kitap okuyayım, personelimle konuşayım. Öyle bir hayat felsefem var. Aslında bana göre bir meslek de değil bu iş ama işte başladık gidiyoruz yani.

SRT'nin dününe gelirsek...

SRT'nin dünü çok büyük zorluklarla geçmiştir. Ama SRT bu şehre gerçekten önemli katkıları olmuş bir kuruluştur. Bunu iddia ile söylüyorum. Bugüne kadar tek leke atılmamıştır SRT'nin üstüne. Belden aşağıya vurma gibi bir durumu yoktur. Yani SRT medya grubu gazetede dahil, dergi de dahil, radyoda da dahil asla kimseye şantaj yapmadık, asla kimsenin belden aşağısına vurmadık, asla iftira atmadık. Hatalar yapmamış mıyızdır? Çok cüzi hatalar mutlaka yapmışızdır ama gönlünü almışızdır insanların.
Korkusuzuz. Hiç kimseden korkumuz yok. Hiç kimseye bağımlılığımız yok hiç kimseye eyvallahımız yok. Öyle bir medya kuruluşuz. Türkiye'de böyle bir medya kuruluşu bulmak da çok zordur. Siz de yaşıyorsunuz Türkiye'de olanları yerel medyayı genel medyayı. Bizim gibi medyayı bulmak da çok zor bir şeydir.

SRT medya grubunun planları nedir?

Biz televizyonu oluşturduk. 13 Büyükşehir Belediyesi'nde dijital yayıncılık başlayacak. 2009'un içerisinde. Evlerde 2004'ten sonra üretilen televizyonların içinde var. Diğerlerine de 20-30 YTL'lik bir modül takılıyor. Anten, çanak, uydu derdi bitecek. Yani herkes evinde pırıl pırıl bir SRT'yi ve 40-50 kanalı izleyecek. Artı, yayın sayısal olduğu için çok güzel ve kaliteli bir yayın izleyecek. Çanak kirliğini antendi, çekiyordu, çekmiyordu derdi bitecek.
SRT'nin geleceği çok parlak bu anlamda. Gazetemiz yeniliklerle devam edecek. Dergiyi daha aktif hale getireceğiz 2009'da. Yeni bir proje var kafamda geliştirdiğim. Bunun etütlerini yaptırıyorum. Onlarda bittiği zaman SRT medya kurumu ömrünü sürdürecek. Ben iddia ediyorum kıyamet kopmadığı sürece SRT medya grubu ilkelerinden, etik kurlarından taviz vermeden uzun yıllar, on yıllar, yüz yıllar inşallah yürüsün. Sakarya'nın gururu olarak, yüz akı olarak devam etsin diyorum.

Böyle bir plaza fikri nasıl oluştu?

Bizim üçüncü yerimiz bu, SRT kurulduğundan beri. İlk olarak İzmit Caddesi'nde kiralık bir yerdeydik. Çok masraf ettik orayı düzeltelim diye; ama düzeltilebilecek kadar düzeltildi. Sonra oradan Garajlarda bir yere taşındık. Deprem dönemi de orada geçti. Daha sonra oraya da yetmiyorduk. Orası da bizim 350 metre kare bir yerdi. Arkadaşlarda dedik bir proje geliştirelim. Güzel bir yer yapalım. Önce Biz 500-600 metrelik bir yer düşünürken sonra öyle böyle derken kendiliğinden işte bugünkü Türkiye'de parmakla gösterilecek bir medya plazayı oluşturduk.
Bu bizim yüz akımız. Buraya gelen bu işlerle ilgili ilgisiz siyasetçi ticaretçisi yayıncısı geldiği zaman Sakarya adına gurur verici bir şey. Bence Sakarya'nın bu yüz akı bu medya plaza. Herhalde uzun yıllarda bu rekor kırılmaz. Türkiye'de böyle bir bina bulmak, sıfırdan planlı bina da bulmak zor. 14 bin metre kablo döşendi buraya binanın ve iki dönüm bahçesinin içerisinde her noktasından canlı yayın yapılabilir. Konferans salonundan canlı yayın yapılabilir, stüdyolarından canlı yayın yapılabilir.
Bence mükemmel bir bina. Bahçesinde de mandalina ağaçlarımız var, portakal ağaçlarımız var. Limon ağaçlarımız var. Hepsi de veriyor. İki ay boyunca mandalina ve portakal yiyoruz bahçemizden. Arka bahçemiz nefis. Açılışlarımızı ve yıldönümü kutlamalarımızı orada yapıyoruz. Yani bahçe düzenlemesiyle bina düzenlemesiyle gerçekten Sakarya için bir gurur kaynağı. Türkiye'de örnek gösterilen bir plaza.

Bir de benim şu dikkatimi çekti; bahçede, şahısların ismine ağaçlar var. Bildik tanıdık isimler de var. Kimler var, biraz bahseder misiniz?

Evet. Onu da şöyle yaptık. O dönemde bahçeyi oluştururken herkes bir ağaç dikeyim diye söyleyince dedik ki bari bunu isimlendirelim. Bu bina yaşadıkça bu insanların ağaçları da yaşasın. Bir de ben doğaya hayran biriyim. Mesela, Büyükşehir Belediyesi'nin de ağaçlandırma çalışmasını kaç yıldır hep desteklerim sonuna kadar da destekleyeceğim. Yani bu ülkede kim bir ağaç dikerse ben yanındayım. Bu konuda herkese tam desteğim var. Bu kadar ağacı seven bir insanın kendi bahçesinin de güzel olması lazım dedik.
Böyle bir öneri de gelince tamam her dikine bir isim vereceğiz.Giden sayın Valimiz Nuri Okutan var, Büyükşehir Belediye Başkanımız Aziz Duran var, Kenan Sakallıoğlu var, giden paşamız Enver Paşa var, Merkez Komutanımız Ercan Dural var, Ferizli Kaymakamımız Sevda hanım var, Vali yardımcımız Kenan Bey var, Suphi Olcay var, Mustafa Güni var.
İsmini şu anda sayamadığım bir sürü insan var. Hepsi bu medya plazanın içinde emekleri olan insanlar. İşte bu saydığım bütün isimler buradaki her tuğlasında emeği olanlar. Reklam verenlerimiz var. Esnaflarımız var. Bizi bugünlere getiren reklamlarıyla bizi destekleyen insanlar var. Aslında bu bina, bu plaza, bu Türkiye'nin yüz akı bütün Sakarya halkına ait. Yani bir kuruşluk emeği olan insanın bile burada hakkı var. Sahibi de onlardır, gerçek sahibi. Biz sadece aracağız.

Sakarya'daki yerel basını nasıl değerlendiriyoruz?

Sakarya'da yerel basın Türkiye ortalamasının üzerinde. Özellikle baskı kalitesi ve mizanpaj açısından gerçekten Türkiye'de ilk sıralarda; ama tirajlar biraz düşük. Türkiye'nin birçok yerine göre tiraj iyi ama mesela bir İzmit'le karşılaştırdığımız zaman tirajlarımız düşük kalıyor. İşte Adapostası'nın farkını da orada yakalayacağız. Eğer 2009'un sonuna kadar da İzmit'teki tirajları yakalayamazsa arkadaşlarım -Sakarya içindeki hedefimiz 1 ocakta- gene anlaşmamız bozulacak onlarla.

Burada da SRT çalışanlarına bir mesaj var...

Evet mesaj. 2009 sonundaki hedefleri de İzmit'i geçmek. O hedefe de ulaşacağız inşallah. Ama şu anda da Adapostası Gazetesi gerçekten reklam verenlerin gözdesi. Yani A tipi dediğimiz para harcayan grubun en çok okuduğu ve en çok reklam verdiği gazete Adapostası. Bu artık yadsınamaz bir gerçek. Zaten gazeteyi elinize aldığınızda da en çok reklam Adapostası'nda var. Bunu da biz de okuyucularımız da herkes görüyor.

Yerel basına dönersek...

Bu işe gerçekten yıllardır emek verenler var. Bir de modaya uyup girenler var. Basın sektörü insana bir ayrıcalık getirmiyor. Ne kanun önünde getiriyor ne başka bir alanda. Arkadaşlarda buna heves edip giriyorlar, bir takım ayrıcalıklar olacağını sanıyorlar; ama böyle olmadığını zamanla görecekler. Zamanla bu da rayına oturacak. Rekabetten güzellik doğar, rekabetten başarı doğar. Ben ne kadar çok olursa memnunum bu işlerden çünkü kötüyü görmeden iyinin kıymeti anlaşılmaz kötüyü görmeden iyi kendini geliştirmez.
O yüzden bunların olmasında fayda var ama fazla uzun sürmez bir iki yıl içerisinde doğal seleksiyon olur. Bu işe gerçekten emek verenler, bu işi gerçekten emeğiyle, heyecanıyla, beyniyle bu işe girenler, herhangi bir art niyet taşımadan bu işe girenler bu sektördü kalırlar. Geriside heveslerini alırlar köylü köyüne evli evine döner. Herkes kendi işine çekilir. Bunda hiç korkulacak bir şey yoktur bence. Arz talep meselesi kendi dengesini yaratır.

Tirajların düşük olmasından bahsettiniz, okuma oranına bağlı olarak. Sizce önemli olan gazetenin çok satması mı yoksa okunması mıdır?

Birinci hedef okunmasıdır; ama okunması için de satılması gerekiyor. Bizim kültürümüzde kütüphaneye bir tane koyarsınız orada herkes okur gibi bir şey de yok. Berber dükkanında olur, kahvelerde olur, esnafın dükkanların da olur. Orada biraz okuyucu artar. Bugün Sakarya'da en çok okunan Adapostası derken bütün esnaflarda -sayıyı vermeyeceğim- Sakarya tarihinde olmadığı kadar abonemiz var. Bütün esnaflara girmiş vaziyetteyiz. Dolayısıyla en çok okunan gazetede biz oluyoruz.
Bir esnafa girdiği zaman en az 5-10 kişi okuyor akşama kadar. Bu anlamda da bir farkımız var; ama çok okunması için çok satılması gerekiyor. Tirajın mutlaka olması gerekiyor. Geçmişte bir Tan Gazetesi bir milyon satardı ama ben öyle bir tirajdan bahsetmiyorum. Hürriyet'in de tirajı 500 binlerde dolaşıyor ama bugün Türkiye'nin en etkili gazetesi. Posta'da bir milyon yada 700 bin satıyor ama bir Hürriyet olabilir mi? Olamaz tabi. Yani hem etkili olacaksın, hem kaliteli olacaksın hem de tirajın olacak. Bu anlamda söylüyorum. Sadece tirajda bir şey değildir. Gazete de olacak, etkili olacak kalite olacak peşinden de tirajın olacak.

Medya etiğine çok önem veriyorsunuz...

Medya etiğine çok önem veriyorum. Dediğim gibi 16 yıllık yayın hayatımız boyunca kimsenin ahını almamaya çalışıyoruz. Haksızlık etmemeye çalışıyoruz. Bu anlamda da Gürkan'la beraber inşallah ocak ayında SRT medya grubu etik kurallarını da yayınlayacağız. Bu medya grubu içerisinde bulunan patrondan çaycısına kadar herkes bu medya etiğine uymak zorunda olacak. Yani bugüne kadar ki davranışlarımızı yazılı hale de getireceğiz. Sakarya kamuoyunu da duyuracağız. Sakarya kamuoyuna da bir anlamda kendimizi de mecbur bırakacağız. Yani biz bu ilkelere uyacağız diye taahhüt vermiş olacağız.

Bu sizin için her şeyden önemli?

Her şeyden önemli. Medya etiği her şeyden önemli benim için.

Peki bunun akabinde şunu sormak istiyorum; bir yakınınızı dostunuzu, arkadaşınızı da herhangi bir olumsuz olayda da haber yapar mısınız?

Olay şu; kısmi bir şey olur, mesela iki araba ufak bir dokundurmuştur. Yada bir şey olmuştur, 'ya benim arabayı çekmesen, bu kazayı görmesen' dese. Reel olarak konuşuyorum yani gerçekleri konuşuyorum bunu yayınlatmam. Derim ki bunu yayınlamayın arkadaşlar. Kamuoyunun fazla kaybedeceği bir şey değil. Öğrense de olur öğrenmese de olur; ama adam yolsuzluk etmiş, uğursuzluk etmiş, bunu babam da olsa engelleyemem. Bunu engellemeye şansım da yetmez. Yani bunu ben 'yapmayın' dediğim zaman SRT'deki çalışanlar isyan eder.
Böyle bir yetki de hiçbir patronun olamaz. Bunu sende engelleyemezsin. Senin diyelim kardeşin bir hırsızlık yaptı, yakalandı. Bunu sen engelleyebilir misin? Diyelim ki haberden sorumlusun, sen bunu engelleyebilir misin? Engelleyemezsin. Bunun hiçbirimizin şansı yok. Ama kısmi bir şey olursa kamuoyunun gerçekten öğrenmesinde hiçbir yarar yoksa insan burada dostluğunu arkadaşlığını kullanabilir; ama onun dışında zaten hak da bize haksızlık yapma diyor.
Eğer ben hırsızsam yayınla diyor zaten. Buna kimse kızmaz. İşte medya etiği de burada giriyor devreye. Medya etiklerine dört dörtlük uyduğun takdirde kimseden eleştiri almazsın. Bu, bu kadar basit. Benim de bütün derdim o. Medya etiklerini çalıştırdığın zaman sorun olmaz. Adam bir olayla ilgili göz altına alınmış, adamın ismini veremezsin. Hakkı var bir kere. Hukuk açısından da yargılama bitene kadar, mahkeme karar verene kadar suçsuzdur insan. Sen bunu daha ilk günden suçlu diye ilan edersen, onun çoluğunun çocuğunun, karısının, kızının bütün vebalini üstüne almış olursun.
Adam bir de yarın beraat etti. Hiçbir suçu yokmuş. Serbest bırakıldı. Ne diyeceksin pardon mu diyeceksin adama? Böyle bir şey olabilir mi? Bu haksızlık. Bunu ne biz yapabiliriz ne bir arkadaşımın yapmaya hakkı var. Hepimiz bu etik kurallara uymak zorundayız.Yani biz doktordan etik kural beklerken, öğretmenden etik kural beklerken, mühendisten etik kural beklerken, muhtardan etik kural beklerken bir gazeteci olarak bizimde etik kurallara uymamız gerekiyor. Bizim hiçbir ayrıcalığımız yok bu konuda. Bizim de bu konuda dört dörtlük uymamız gerekiyor.


İş adamı olarak Sakarya ekonomisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sakarya'da ekonomi şu; Sakarya'da henüz 21'nci asrın durumu yok. Eskiden babadan oğula geçen bir sermaye yapılanması vardı. Yani baba gelir açar bir manifatura dükkanı büyütür falan filan. Şimdiki durum o değil. Şimdi artık çok ortaklı kültürünün gelişmesi gerekiyor. Globalleşen ekonominin içerisinde dünya devlerinin çıktığı ortamda bireysel olarak mücadele etme imkanları çok azaldı. Bunun için güçlerimizi birleştirmek zorundayız. Sakarya'da mesela bir Denizli'deki Antep'deki ortak kültür, ortak iş adamlarının güç birliği ile çıkan şirketleşmeler yok.

Bunu hayata geçirmediğimiz zamanda Sakarya'daki bir takım sorunları, işsizlik sorununu şudur budur, bunları çözmemiz mümkün değildir. Devlet gelsin fabrika açsın, insanlar işe girsin gibi bir durum yok. Bireysel anlamda da kimsenin o devlerle, dünya devleriyle, Türkiye devreyle uğraşacak hali yok. Mutlaka güçlerimizi birleştirmemiz gerekiyor. 50-100 kişinin ortak olacağı, gerçekten ortaklılık kültürünün anlaşılır bir şekilde yerleştiği, işin profesyoneller tarafından yürütüldüğü ortakların geri planda kalıp, sadece denetleme görev yaptığı şirketleri mutlaka hayata geçirmemiz lazım.

Buna öncülük edecek olanlar da sivil toplum örgütleri yada yarı sivil toplum örgütleridir. Sakarya o yönden de biraz şanssız. Gerçekten bizim sivil ve yarı sivil toplum örgütlerimiz güçlü değil. Bunlar güçlü olsa aslında bu kültür de ortaya çıkmış olur. Çünkü buna birilerinin öncülük etmesi gerekiyor. Sakarya'da önce sivil toplum örgütlerimiz düzelteceğiz, onları güçlendireceğiz, onlar öncülük yapacak, yeni şirketler kuracağız, güç birliği içerisinde hareket edeceğiz. Sakarya ekonomisini hayata geçirmemiz lazım.

Bir de biz milletvekili seçiyoruz her şeyi ondan bekliyoruz. Sen buradan 16 milletvekili de göndersen buradaki sivil toplumuyla halkıyla oradaki milletvekilinin arkasında tam anlamıyla durmadığın zaman onların Ankara'daki gücü sıfıra iniyor. Sen toplum olarak güçlü duracaksın. Toplum olarak birleşsek bir milletvekili göndersek buradan toplumun arkasında durduğu o bir milletvekili 16 milletvekilinden daha güçlü olur.

Biz burada güçlü hareket edemediğimiz için 6-0 da yaptık kaç sefer; ama Sakarya'nın o gücünü Ankara'da yada hükümet içerisinde veya iktidar içerisinde o gücü gösteremedik. Burada da suçlu sadece o milletvekilleri değil, hepimiziz. Burada o güç biriliğini ortaya koyan, onları harekete geçiren, zorlayan bir gücün olmaması, onları çalışmaya sevk eden o sivil toplum örgütlerinin olmamasından halkın örgütlenmesinin olmamasından kaynaklanan bir şey.

Bu güç birliği neden yok ve nasıl olmalı?

Avrupa'da bir insan ortalama 10-15-20 derneğe üye. Bizim Türkiye'de hepimize sorsan en fazla üye olduğumuz 3-4 dernektir. Oda nadirdir. Yüzde 80'imiz hiçbir sivil toplum örgütüne üye değildir. Adam mesela Ticaret Odası üyesidir alakası bile yoktur. SESOB üyesidir ne olduğunu bilmez. Kahveciler Odası'na üyedir ama toplantısına gitmez. Yarı sivil toplum örgütü dediğimiz üyeler de seçimden seçime yüzde 50'si gider, o kadar. Başka da giden olmaz.
Halbuki herkes birbirini denetlese, herkes birbirini teşvik etse, bu güç birlikleri ortaya çıkmış olsa, doğayı koruma derneği çocukları koruma derneği falan olsa, bunlar güçlü olsa güç birliği ile hareket edip siyasetçileri zorlasa siyasetçiler orayı zorlasa bu iş olacak. Başkan aşağıya Sakarya'da yenilenmemiz lazım. Herkesin harekete geçmesi lazım. Herkesin bir yenirden ivme kazanması lazım. Herkesin görevi bu. Basın olarak da en başta bizim görevimiz. Bizim de bu oluşumlara destek vermemiz gerekiyor.
Siyasetle ilgileniyor musunuz?
Bir siyasi düşüncem var tabi kendi içimde; ama bunu bu kuruma yansıtmamaya 16 yıldır özellikle çaba gösteriyorum. Yansıttığımı da sanmıyorum. Çalışanlarımız içinde de her görüşten insan var. Bugüne kadar da ‘görüşün ne' diye hiçbir çalışan arkadaşıma asla sormamışımdır. Zaman içinde belki hareketlerinden anlamışımdır; ama onun dışında ne alırken ne çalışırken ‘senin görüşün nedir' diye sormadım. Sormam da zaten. Öyle bir ihtiyaç hissetmiyorum. Bugün geldiğim nokta siyaset üstü gibi bir şeydir.
Her partinin içinde şereflisi de var şerefsizi de var. Her siyasi görüşün içerisinde şereflisi de var, şerefsizi de var. O zaman ben ne diyorum; benim için önce şerefli olanlar gelir diyorum. Namuslu, dürüst, ilkeli insanlar hangi partide olursa olsun benim dostlarımdır. Şerefsiz her partide olduğuna göre her siyasi görüş de olduğuna göre sırf o partide diye şerefsize şerefli diyecek halim yok. Ben onu aştım.
Benim için ilkeli, namuslu, dürüst olan insanın siyasi görüşü hiç önemli değildir. Benim dostumdur, kardeşimdir, arkadaşımdır, ağabeyimdir. Bu anlamda siyaset üstü gibi bir düşüncem var. Önce insanlar dürüst, namuslu, ilkeli olmalı. Ondan sonrası kolay olur diyorum ama bunu yaparken de siyaset yapılmamalı anlamında söylemiyorum. Her parti kendi içindeki namuslu, dürüst, ilkeli insanları barındırır, öbürlerini kendi içinden tavsiye yoluna giderse bu daha üzücü olur.

Gazetecilik dışında sizin yada ailenizin uğraştığı bir iş var mı?

Hanımının sürdürdüğü, yeğenlerimin, kayınbiraderimin beraber sürdüğü tıbbı cihaz malzeme işi devam ediyor. Bütün bölgeye Kastamonu'ya kadar toptan tıbbi malzeme ticareti yapıyorlar. Zaten biliyorsun SRT'ye kalsaydı aç kalırdık herhalde. Buradan manevi yönümüzü, diğer taraftan karnımızı doyuruyoruz.

Peki biraz özel hayatınızdan bahsedersek, uğurlu sayınız, işaretiniz, hareketiniz var mı? Burçlarla ilgilenir misiniz?

Hiçbir uğurlu sayım, burcum yok. Öyle şeylerden anlamıyorum. Ne uğurlu rengim var. Hayvanları çok severim. Mutlaka evde köpek beslerim. Fotoğrafçılıkla ilgileniyorum. 2 yıl boyunca İstanbul'da kurslara katıldım. Sertifika aldım. Fotoğraf çekiyorum.

Bu merak nasıl başladı?

Bu merak herkeste vardır. Sende de vardır, bende de vardı. Ufak makinelerle şipşaklarla başlarsın. Ondan sonra meslek de bu olunca; kameramanlara kurs verdiriyorsun ben de ara sıra dinliyorum. Öbürüne fotoğraf kursu verdiriyorsun onu dinliyorum. Dedim bu işi madem yapıyorum önce benim bilmem lazım. Yani bir görüntü iyi midir, gazetede çıkan bir fotoğraf güzel midir diye, önce benim öğrenmem lazım dedim. Şu anda da güzel fotoğraflar çektiğime inanıyorum; ama hiçbir yarışmayla ilgim yok. Sadece kendi mutluluğum, kendi beğenim için yapıyorum bu işi.
Önümüzdeki Anneler Günü'nde bir sergi açmayı düşünüyorum. Aynı anda 50 fotoğraf yada resmin sergilenebileceği güzel bir sergi salonu yaptık. Buradan sizin aracılığınızla da tüm sergi açmayı düşünenlere sesleniyorum; isteyen herkes burada sergi açabilir. Tabi günlerini ayarlayarak. Bu da Sakarya'ya bir hizmet. Kapımız, toplantı yapmak isteyen, sergi açmak isteyen, bizden yararlanmak isteyen herkese açıktır. Çünkü bu herkesin malı.

Kaç yıldır yapıyorsunuz?

6 yıldır. Artı bir de çocukluğumdan beri çok kitap okurum ben. Okuyan bir aileden geliyorum. Kardeşlerim öğretmendir. Çok kitap okuruz. Küçüklükten beri sürekli kitap okuruz. Bugünde haftada 1 yada 2 kitap okurum. Güzel de bir kütüphanem var. Her gün de artıyor bu sayı.

Ağırlıklı olarak hangi kitaplar?

Eskiden roman çok okurdum ama şu anda roman en aza inmiş durumda. Daha çok tarihi kitaplar, otobiyografiler, belgeseller falan okuyorum. Bir kitabı tek başına okumam. Farklı konularda dört beş kitap okurum. Bugün 2 saat onu okurum, ondan sonra geçerim öbürüne, onu 1 saat okurum. Sonra diğerini. Bu bana hem hız kazandırıyor hem de bıkkınlık getirmiyor. Konudan bıktığım zaman geçiyorum öbür konuya.
Yani 3-4 kitabı bir arada okuyorum. Zamanım büyük bir kısmını da kitap okumakla geçiyorum. Şehre çok az iniyorum. Sadece arkadaşlarımı ziyarete gidiyorum. Gelen giden oluyor. Arkadaşlarım bana şehir ile ilgili her şeyi bildiriyorlar. İlişkim herkesle iyi. Bu da benim herhalde en büyük gurur kaynağım.

Futbolla ilgileniyor musunuz? Hangi takımlısınız?

Gençliğimde futbol oynadım. İyi de oynardım. İyi masa tenisi oynarım. Galatasaraylıyım. Galatasaraylım derken Sakaryaspor'dan sonra Galatasaraylıyım. Sakaryaspor'u seviyorum; ama son 5-10 yıldır futbolla fazla içli dışlı değilim. Daha başka ilgi alanlarım var. Biraz da geçmişte fazla futbol oynamamdan dolayı bir bıkkınlık var sanırım, pek fazla ilgimi çekmiyor.

Sakaryaspor'un şu andaki durumu için ne dersiniz?

Sakaryaspor'un şu andaki durumu Türkiye'nin durumu gibi bence. Allah sonunu hayır etsin derim. Başka bir şey diyecek halim yok.

Kalem koleksiyonunuz var…

Evet. Oğlumun adına kalem koleksiyonu yapıyorum; ama kalemlerin bir özelliği var. Eşantiyon kalem koleksiyonu yapıyorum. Yani üstünde mutlaka bir firmanın, kurumun yazısı olması lazım.

Neden?

Onu kendimi frenlemek için yaptım. Eğer eşantiyon kalem olmazsa sınır yok. O zaman ben 5 kuruş bulduğunda gidip kaleme para yatırırdım. Bir de emek olsun diye. Parayla alınma olmasın, emek olsun, eşin dostun katkısı olsun diye. Sağ olsun eşim dostum da katkıda bulunuyor. Şu anda 5 binin üzerinde kalem koleksiyonum var.

Kullanmıyorsunuz hiçbir şekilde değil mi?

Hayır kullanmıyorum. Aynı kalemden iki tane olursa kullanıyorum.

Hayatınızda en unutamadığınız an?

99.

Deprem?

Evet.

En çok özlemini duyduğunuz şey nedir?

Oğlum.

Peki Sakarya dışında nerde yaşamak isterdiniz?

Hiçbir yerde. Bunu samimiyetimle söylüyorum. Burada yaşadığım için, burada bulunduğum için değil. Beni tanıyanlar bilir, karşımda kim olursa olsun içimden eğer farklı bir düşünce geçiyorsa mutlaka söylerim. İçimde tutmam hiçbir şeyi. Gerçekten bu şehirden en ufak bir rahatsızlığım olsa, en ufak bir kuşkum olsa, yani zorunluluktan dolayı burada olmuş olsam bunu da açıkça söylerim. Ben bu şehri sevmiyorum, zorunluluktan dolayı buradayım derim; ama bugün dünyanın neresini verirlerse versinler ben Sakarya'dan bir aydan fazla ayrı kalamam. Sakarya'yı o kadar seviyorum.

Hayatınızda en çok istediğiniz şey nedir?
Maddi olarak hayattan istediğim hiçbir şey yok. Zaten benim parayla pulla da fazla bir işim yok. Geçmişte bir kooperatife girmiştim. Bitene kadar, eşim taşınana kadar ben gidip bakmam bile. Hanım der ki taşındık, nerede diye sorarım gider evde otururum. Öyle bir yapım var. Maddi olarak hiçbir beklentim yok. Allah'a şükür bugün aç değilim, açık da değilim. Yürütüyoruz. Yani olmasını istediğim bir şey de yok.
Düşündüğüm zaman öyle olmasını istediğim bir şey de yok. Toplumsal olarak iyi bir ülkede, gerçekten insanlarının can güvenliğinin, gelecek kaygısının yaşanmadığı, hiç bir zaman hiç kimsenin aç kalmayacağı bir ülke olmasını istiyorum. Birbiriyle kavga etmeyen, düşman olmayan, hiçbir tehlikenin olmadığı bağımsız bir ülkede yaşamak istiyorum.

SRT Yönetim Kurulu Başkanı olarak sizi en çok sevindiren, üzen, heyecanlandıran, kızdıran şey nedir?

Beni sevindiren şey, televizyonda olan bir programın çarşıda dolaşırken yoldan geçen birinin bahsetmesi, beni tanıyan birinin ‘izledik' demesi. İzleyicinin olmasına çok seviniyorum. Sağ olsun arkadaşlarda bu konuda başarılı gerçekten. Gazeteyi de gittiğim bir iş yerinde ya da alışveriş yaptığım bir yerde gördüğümde çok seviniyorum. Üzüldüğüm nokta; çalışma arkadaşlarımı kısmen üzgün gördüğümde üzülüyorum.
Diliyorum ki böyle hepimizin ekonomik sıkıntılarının olmadığı, insanların rahat rahat çalıştığı, kafasında herhangi bir düşüncenin olmadığı, yeterli bir ücret aldığı bir ortam oluşsun. İşte bu da o tirajımızda belli bir yere gelmekle alakalı biraz. Bunun suçunu da kendimizde arayacağız, başkalarında değil. Bu halk ne kadar kalite verirsen o kadar sana döner. Bu kaliteye ulaştığımız zamanda bu sorunlar kalmayacak. O zaman hepimiz birden mutlu olacağız.

****************

‘Hayat yarım kaldı'

Depremden bahsettik. Yüksek katlı bir binada depremi yaşamışsınız. Bunun pişmanlığını duyuyor musunuz?

Binlerce kez. Çok ağır kayıpları olanlardan biriyim ben. Rahmetli oğlumu kaybettim. Eşim annesini, kız kardeşini, oğlunu kaybetti. Çok ağır yaşadık biz bu depremin acısını. Hepimiz de suç var. Ben psikologum, kendini depresyonlu anlamında söylemiyorum. İnsana bir şey olduktan sonra kendini suçlar ama mantığını da koyduğun zaman gene suçluyoruz. Bir araba alırken her şeyini inceliyorsun. Deprem bölgesinde gelip 5 katlı binada oturuyorsun. Bunun mantığı falan yok.
Suç bizde de var, bizi yönetenlerde de…Niye? Her depremden sonra inşaat yönetmelikleri değişiyor. Bir deprem yaşıyorsun atıyorum 2 santim kalınlığında demir olsun diyorsun. Bir deprem yaşıyorsun 3 santim olacak diyorsun. Bir deprem daha yaşıyorsun 4 santim olacak diyorsun. Be mübarek yeniden bilim mi yaratıyorsun? Sen 4 santime getirdin, 2 santim olanlar ne olacak? Gelişmiş ülkelerde ölmek tesadüftür, bizim gibi ülkelerde yaşamak tesadüftür. Geçmişten bugüne iyi yönetilmemiş bir ülkede yaşamak bizim için büyük bir talihsizlik.
İkincisi, böyle bir ülke kendini geliştirmeyen insanlarda olduğu için böyle yönetilmiş. Bu da ikinci kendi adımıza bir talihsizlik. Yani benim de suçum var, benim eşimin de suçu var, bizi yönetenlerin de geçmişten bugüne suçu var. Bundan sonra olacak bir depremde yeniden acılar yaşayacak olanların ve halen o evlerin içinde oturanların, halen o evlerin içinde oturtturulanların, hepsinin suçu olacak. Bu suç devamlı gidecek. Olan gidene oluyor işte. Kalan şöyle veya böyle…
Allah insana öyle bir şey vermiş ki, kalbini söküp atsa gene yaşama istediği var insanda. Aklı yerindeyse o yaşama azmini kaybedemiyorsun; ama hep böyle yarım oluyor. 99'dan bu yana uzatmaları oynuyoruz. Bizim gibi bir çok insanın hayatı yarım kaldı. Binlerce insanın, yüz binlerce insanın hayatı yarım kaldı. Yazık günah. Dilerim bundan sonra artık hem bu çok katlı binalarda, güvenliksiz binalarda oturanlara, hem yönetenlere, bu soruna bir an önce çözüm bulurlar. İnsanlarda bence lüksten önce güvenliği düşünsünler. 1 kilometre uzak olsun güvende olsun. 5 kilometre uzak olsun güvende olsun. Gecekonduda olsun güvende olsun. İnsanların bunun kararını vermeleri lazım. Çünkü gerçekten bu acıyı yaşadıktan sonra önce kendini suçluyorsun.

Oğlunuzu kaybettiniz ama aynı zamanda psikologsunuz. Psikolog olmanızın bu acıyı hafifletmeye katkısı oldu mu?

Hiç faydası yok. Hiç bir katkısı olmadı. O acıyı hiçbir şey hafifletmez. Allah düşmanımın başına vermesin böyle bir acıyı. Bu acıyı hafifletecek hiçbir şey yok. Hayat orada yarım kalıyor. Her şey farklı. Anne baba acısı farklıdır, kardeş acısı farklıdır. Ben hepsini yaşadım ama o acı hepsiden farklıdır. Onu kaybedecek, onu azaltacak hiçbir sebep, hiçbir şey yok. Hayat ondan sonra hep yarım gidiyor yani.



Haber Tarihi : 23 Ocak 2011 Pazar
Bu haber 1412 kere okudu
UYARI: Kullanıcıların sitede beyan edeceği her türlü fikir ve düşünce tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişinin görüşleridir ve yorum yapan kişi yasal sorumludur. Medyabar Multi medya haber hizmetleri yapılan yorumlardan yasal sorumlu değildir. Suç teşkil edecek, hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu habere yapılan yorumlar

Her nekadar gönlüm kırık ayrıldıysamda SRT den Atilla Okumuş kardeşime bundan böyle benimde hakkım helal olsun.Keşke,birgün olup beni çağırsaydıda Turgay bizden neden ayrıldın diye sorsaydı,bunu hep bekledim ondan ama bundan böyle bağlarbaşındaki Erollar meazalığında depremde kaybettiğim babacığımın mezar komşusu oldu artık ebediyyen,her cuma,her gidişimde onun mezarınada menekşelerimi koyacağım,rahat uyu Atilla kardeş ben senin TV nunada gene haber atıp,pogramlar yapacağım,değmezmiş bu fani dünya ne kine, nede öfkeye,bak yoksun artık sende aramızda.Ben hiç kimseye kırgın değilim bu şehirde ERDOĞAN ÇAMLIYURTA bile
turgay özbalkan @ 26.01.2011 16:34:13
adapazarlı. @ 24.01.2011 20:35:35
adapazarlı. @ 24.01.2011 20:32:07
Değerli büyüğümüz Atilla Bey'e Allah'tan rahmet yakınlarına sabırlar diliyorum.
mahmut serdar @ 24.01.2011 14:41:01
ASEM VE ESNAF DOSTU ATİLLA OKUMUŞ'A ALLAH'TAN RAHMET DİLİYORUM.TÜM SEVENLERİNE SABIRLAR TEMENNİ EDİYORUM.
ASEM MOBİLYACILAR ÇARŞISI BAŞKANI VEYSEL ÖZTÜRK
VEYSEL ÖZTÜRK @ 24.01.2011 12:44:59
Okumuş ailesine Allahtan sabır diliyorum.Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun.
ülkü odabaş @ 24.01.2011 09:40:29
DEĞERLİ ARKADAŞIM ATİLLA OKUMUŞ'A ALLAH'TAN RAHMET DİLİYORUM.BAŞTA EŞİ OLMAK ÜZERE TÜM AKRABA VE DOSTLARINA SABIRLAR TEMENNİ EDİYORUM.MEKANI CENNET OLSUN.BAŞIMIZ SAĞOLSUN.
ERDAL ERDEM @ 24.01.2011 08:13:07
şok tayım allah rahmet eylesin vay be hayat bukadar işte
y .meşe @ 24.01.2011 00:07:01
Online Ziyaretçiler
-