Adapazarlı Sabri Uğan anlatıyor!

Sabri Uğan'ı tanımayanız yoktur. Sakarya Medyasından yetişen spor spikeri Uğan bir röportajında mesleğinin zorluklarını anlattı..

Maçlara kattığı heyecanla bizi de coşkulandıran, en "bize ne" dediğimiz maçlarda bile işine saygısından ve futbola sevgisinden dolayı kendine has tarzıyla bizi de maçın içine sokan sayın Sabri Ugan'la söyleştik...

Keyifle okumanız dileğiyle...



-Sabri Ugan'ı bilmeyen yok ama işin aslı mikrofonun öte yakasında durumlar nedir, çoğumuz bilmiyoruz. "Bilinmeyen yönleriyle" Sabri Ugan kimdir, nasıl biridir, 90 dakikadan taşan hayatı nasıldır kısaca bir anlatır mısınız?

Bilmeyen vardır elbette. Aslına bakarsanız bilinirlik ya da bilinmezlik benim çok ilgi alanımda değil… Bir mühendis, doktor, öğretmen ya da ne biliyim, boyacı gibi sadece işini yapan bir adamım. :) Trump Towers'ı hangi mimar – mühendisin yaptığı çoğumuzun ilgi alanında değil ama gönül verdiğiniz takımın maçını hangi sunucunun anlattığını "önemli" bulanların sayısı azımsanmayacak kadar… Bana dönecek olursak… Bilinmeyen yönüm konusunu inanın düşünmedim. Nasıl anlatabilirim? Mümkün olduğunca sinemaya giden, hergün spor yapan, hafta sonları her dakikasını oğluyla geçiren, arada sırada eski arkadaşlarıyla buluşan, Beyoğlu'nu seven, herkes gibi biriyim…

- Talihsizliğiniz de pek bir meşhurdur. Misal 1-0 önde götürdüğümüz İsveç maçında sık sık "Bekle bizi dünya" demenize rağmen maç 2-1 yenilgimizle sonlandı... Keza 1-0 geride olduğumuz Finlandiya maçında da "Beraberlik her an gelebilir" dediğiniz an ikinci golü yemiştik... Keza, Galatasaray'ın Brugge ile oynadığı maçta da rakip takımın bir atağındaki pası alaycı bir yaklaşımla değerlendirmenize rağmen o pasın devamı gol oldu... Ne hissediyorsunuz o anlarda?

O kadar meşhur mudur yahu ? :) İsveç... Ali Sami Yen Stadı ve yaklaşık 9 yıl önce… Finlandiya maçı.. Yanılmıyorsam, 3-0 yenilmiştik… Hemen hemen aynı tarihler. Bu biraz da üniversiteyi bitirdikten sonra master yapmış ve hayat yolunun sonbaharında yürüyen birine okul zamanındaki bir sınavdan aldığı düşük notu hatırlatmak gibi…Saymadım ama, yerinden 500 civarında maç anlatmışımdır. Çeşitli zamanlarda değişik ruh halleriyle anlatılmış maçlar. Hata olmaması mümkün mü? Sunucunun sonuçla ilgili kesin kehanetlerde bulunması, tahminin tutmadığı durumlarda o kehaneti ön plana atıyor. Haklısınız, "Bekle bizi Avrupa" dedim ama futbol şansı yaver gitmedi… Yıkıldık, yıkıldım… Doğru "Beraberlik her an gelebilir" dedim, oyuna baktığınızda bu mümkünkü ama o da olmadı… Bunlar ders. Önemli olan aynı hatayı mümkün olduğu kadar tekrarlamamak. Şimdi benden öyle cümleler duyuyor musunuz? Brugges maçına gelince. O pozisyonu hatırlıyorum. Sol köşe gönderine yakın amaçsız bomboş bir toptu…. Amaçsız pozisyon girişimine alaycılık tonu yüklemiş olabilirim ama, Emre Aşık'ın hareketlendiği anda, dikkat edilmezse tehlikenin büyüyebileceğine de dikkat çekmiştim. O anlarda ne hissedildiğine gelince? Kalbinizi buruşmuş kese kağıdı gibi hissediyorsunuz. Kendim için en yakın tanımı bu… Ama uzun zamandır hissetmediğim bir duygu. İlk zamanlar hata yapabiliyor insan. Önemli olan hatalardan ders alıp, izleyenleri rahatsız etmeden, onlara yardımcı olacak tarzı yakalayıp, maçın çok önüne geçmemeyi öğrenmek.

Yıllar önce Star'ın İkitelli'deki binasına tencere pazarlamak için geldiğiniz falan heyecanlı konuşmanız çok beğenilince spiker olmanızın önerildiği söyleniyor. Ancak yanılmıyorsam 90'lı yıllarda da bir ART kariyeriniz mevcut... Nedir keşfediliş hikayenizin aslı?

Orada bir yanlış anlaşılma var. :) Tencere değil, bir kamyonette domates soğan, patates satmak için megafonla bağırıyordum…(!) "Domateeesss, patateeeessss" :) Rumeli Plaza'nın ön tarafından geçerken ses tonumu ve heyecanımı çok beğenen yöneticiler, benim spor spikeri olmam gerektiğini söylediler. "Tamam" dedim başladım. Ama çok pişmanım. Keşke İMÇ'nin oradan geçerken açsaymışım megafonun sesini… Belki o zaman; şimdi altın plakları olan ve bir de talk show yapan bir yıldız olabilirdim. :)

Söylentileri gerçekle (!) örttükten sonra, şunu söylemek gerek…
Benim çocukluğumda ilk öğrendiğimiz büyüklere saygıydı. Ama şimdi 18-20 yaşında genç bir delikanlı, babası yaşında bir adamın arkasından dilediğini söyleme özgürlüğünü saygısızca kullanabiliyor…
Eleştiri, espri ve gerektiğinde argonun bile bir zekası, bir kalitesi olmalı… Gelelim keşfedilme hikayesine…
Paul Newman'ın bir liman işçisi, Elvis Presley'in kamyon şöförü, İbrahim tatlıses'in inşaat işçisi olduğunu biliyoruz. Müthiş yetenekleri vardı ve bu yetenekli adamlar keşfedildi bu doğru…
Ama benim öyle bir keşfedilme öyküm yok. Adapazarı'nda 1984 yılında gazeteci oldum, 1992 yılında Belediye Radyo Televizyonu'nda (ART) sunucu ve spikerlik yaptım.
1994'de Kanal 6'ya editör olarak geldim. Zaman içinde sunucu oldum ve Özlem Dinçer'le birlikte sunduğumuz FİNAL programındaki performansım beğenilince (Domates ve patatesler :) tazeydi demek ki ) Star'dan teklif geldi… 1996 eylülünden bu yana da Star'dayım.. Öykü budur.

Bir dönem Telegol'ü sunuyordunuz. Dürüst olayım, bir futbolsever olarak futbolun güzelliklerini bir kenara bırakıp sürekli kötü yönleri tartışmak bana doğru gelmiyor. Sizin o programa dair görüşleriniz nelerdir? Bazen gerçekten insanları kandırmaya yönelik işler yapılıyor ve bu çok çirkin bir şey değil mi sizce?


Kesinlikle aynı fikirdeyim. Futbolun güzellikleri asla gözardı edilmemeli… Gelin görün ki,. Ülke futbolumuzun ne kadar kaliteli olduğu gerçeğini ilk sıraya alalım… O'nun ardından futbolu teknik anlamda doğru kelimelerle anlamlandırıp, söylediğini dinletebilecek özelliklere sahip kaç futbol adamı olduğunu da ikinci sıraya koyalım. Raiting denen canavarın "gürültüyü" çok sevdiğini ekleyelim… Çoğunluğun olumsuzluklardan, tartışmalardan hatta kavgalardan hoşlandığını da itiraf edelim. Üstüne üstlük, maliyetler nedeniyle bir çok programın görüntüden yoksun olduğunu da unutmayalım. Bütün bunlar birleşince ortaya sizin sözünü ettiğiniz o gürültülü programlar ortaya çıkabiliyor. Ama futbolun konuşulduğu, futbolun teknik anlamda tartışıldığı programlar da yok değil ki… Kısaca, ne ararsanız var memleketimin ekranlarında. Siz neyi isterseniz onu tercih ediyorsunuz. İnsanları kandırmak ancak insan kanmak istiyorsa mümkündür. TELEGOL'de biz belki konuları abartmış olabiliriz ama en azından bilerek- kimseyi kandırmadık. TELEGOL günlerimi güzel anılar olarak nitelendiriyorum. Sunarken en küçük bir gerilim hissetmedim ama seyrederken olmuyor. Şunu itiraf etmeliyim. Ruh halimi gerecek bütün unsurlardan uzak tutmaya çalışıyorum kendimi… Benim televizyonum sporla ilgili (Naklen yayınlar – maç özetleri) bir şeyler seyretmediğim zamanlar Dizimax ve FX'e rezervasyonludur.

Bir röportajınızda "Futbolu izlemeyi sevmem, anlatmayı severim" demiştiniz. Kaldı ki, anlattığınız maçlara kattığınız heyecan da ortada... Ancak sizce bu bir tezat değil mi?

Hiç böyle bir şey söz konusu olabilir mi? Tamamıyla yanlış anlama.. Söylediğim şuydu: "Televizyondan futbol seyretmeyi sevmiyorum, sadece anlatmayı seviyorum"
İşi futbol ağırlıklı bir spor adamının futbol izlemeyi sevmemesi mümkün mü? Oynamaya da, izlemeye de bayılırım. Ama ne yazık ki topluluk arasında izlerken, hareketlerimi çok kontrol altında tutuyorum. Mesleki deformasyon sanırım. Çünkü öyle insanlar var ki, kravat rengimden yola çıkarak olmadık sonuçlara varabiliyor. Hayatta en çok yanlış anlaşılmaktan ve beni hiç tanımayan insanların üzerime yapıştırdıkları bana ait olmayan etiketlerden mutsuz oluyorum. Anlattığım maçlara heyecan kattığım vurgulanıyor soruda… Bunu iltifat olarak kabul ediyor ve teşekkür ediyorum 

Bank Asya Birinci Lig maçlarında spikerlik yapıyorsunuz bir süredir. Ne düşünüyorsunuz Bank Asya Birinci Ligi'ne dair, gözünüze çarpan futbolcular ve takımlar hangileri/ neden?

Bank Asya Ligi'ne bayılıyorum… Ülkemde maç anlatmayı çok seviyorum. Ama genelde Avrupa Ligi ve Şampiyonlar Ligi ağırlığı olduğu için anlatma şansını çok bulamıyorum. Bank Asya Birinci Lig'de bu sezon şu anda da ilk iki sırada bulunan Konyaspor ve Altay'ı diğerlerine oranla biraz daha şanslı buluyorum. Ekonomik anlamda mütevazı bütçelerle kurulmuş takımların kapasitelerini zorlamalarından müthiş heyecan duyuyorum. Bu anlamda Kartalspor, Karabükspor, Dardanelspor, Bucaspor ve hatta Mersin İdmanyurdu'nu daha yakından izliyorum. Giresunspor başta olmak üzere Boluspor ve Çaykur Rizespor'dan daha fazla puan beklentim vardı… Adanaspor sahasında seyircisiz oynama cezasına, kayıp puanlar ekledi... Ama sezon sonuna kadar ilk 2 mücadelesini bırakmayacaklardır. Ayrıca Adana'daki maçlarda çok güzel sosyol projeler hayata geçiriliyor. Mesela son anlattığım Altay maçında açık cezaevinde yatan mahkumlar, gardiyanlarla birlikte tribündeydi... Bunlar çok güzel gelişmeler. Elbette Kocaelispor'un durumuna üzülüyorum… Dikkatimi çeken futbolculara gelince… Erciyesporlu Bikoko ve Adanasporlu Etame M'Billa geçen sene ilk anlattığım maçlar sonrasında "İyi" yorumu yaptığım isimlerdi… Çok bilinen yıldızların dışında benim "bu sezon anlattığım maçlarda" Adanaspor'dan Rahman Oğuz, Altay'dan Cenk, Karşıyaka'dan Taha, Giresunspor'dan Fırat iyi hamura sahip genç futbolcular olarak değerlendirdiğim isimler.

İnternete giren ünlüler furyasına siz de kapıldınız ve blog açtınız. Diğer blogları takip ediyor musunuz? En çok ilginizi ne tarz bloglar çekiyor?

Bir konuda anlaşalım. Ben ünlü değil olsa olsa "Tanınmış" olarak nitelendirilebilecek bir ekran adamıyım. Hani soruda "Furyaya siz de kapıldınız ve blog açtınız" diyor ya.. Vallahi öyle değil. Bizim Murat (DESPORTİVO) öyle iştahlı hazırlıyordu ki blog sayfasını imrendim. Başlama nedenim bu… Blogları daha önceden de takip ederdim. Kendi egolarını tatmin etme hevesindekileri bir yana bırakarak, genç neslin futbola ilgisi, bilgisi ve bunu ifade edişine hayranım. Bloglar kesinlikle hem gündemi takip etmeme neden oluyor hem de bilgilendiriyor. Öğrenmenin yaşı yok. Ben kendi blogumda çok fazla spordan sözetmiyorum. Bunu yapan bir dolu kaliteli blog var. Günüm zaten sporla dolu ve söyleyecek bir şeyim olduğu zaman doğal olarak sayfama düşüyor. Ama ben daha çok hayatı sorgulayan cümleleri arıyorum. Arayış bitmez :)

Avrupa'da maçını anlattığınız (yerli/ yabancı hiç fark etmez) takımlar arasından bir favori 11 yapsanız, hangi oyuncuları koyarsınız?

Yerinden anlattığım ilk maç Barcelona ile Paris St. Germain arasında oynanan 1997 Avrupa Kupa Galipleri Kupası Finali'ydi… Son maçım da –16.11.09 itibarıyla- Rubin Kazan – Barcelona… Aşağıdaki 11'im işte bu aralıkta anlattığım takımların futbolcularından 4-3-2-1 dizilişiyle oluşuyor.


Kalede Buffon…

Savunmanın sağında Daniel Alvez, solunda Roberto Carlos var Stoperlerim 2 İtalyan, Nesta ve Cannavaro…

Ortada Gerard, Hagi ve Xavi…

İleride Messi, Cristiano Ronaldo, Ronaldo…

Yedeklerim: Van Der Saar, Lahm, Puyol, Ronaldinho, Berkamp, İbrahimoviç…

Süper Lig hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce kalitesini git gide kaybettiği söylentileri son Ankaragücü olayıyla ayyuka mı çıktı?

Futbol kalitesinin tatmin edici olduğunu söylemek mümkün değil. Ayrıca Ankaraspor – Ankaragücü birlikteliği süreci ciddi anlamda tadımızı kaçırdı. Futbolun bu kadar çok sevildiği ülkemde genç neslin futbola ilgisi umudumu hep diri tutmama neden oluyor. Ama şiddeti kontrol etmemiz şart. Adli tedbirlerin vakit geçirmeden tavizsiz şekilde uygulanması gerektiğini düşünüyorum. Elbette adil bir şekilde.. Futbolumuzun geleceğinden çok umutsuz değilim ama, aslına bakarsanız, İngiltere'de bir Premier Lig maçı izledikten sonra, bir başka maçtan tad almak konusunda ciddi şüphelerim var. Biraz da Bundesliga o heyecanı veriyor. Doğrusunu isterseniz bu iki lig ve anlattığım maçlar dışında Roma, Milano, Madrid, Glaskow derbyleri ile birlikte El Clasico'yu mimliyorum.

Kısıtlı zamanınızdan sorularıma cevap vermek için vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim, başarılar...

Öfkemizin kontrol edilmez boyuta gelmemesi ve birbirimize olan saygımızı yitirmememiz dileklerimle… Sevgiler.

www.hertelden.gunduztarifesi.org



Haber Tarihi : 26 Ağustos 2010 Perşembe
Bu haber 375 kere okudu
UYARI: Kullanıcıların sitede beyan edeceği her türlü fikir ve düşünce tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişinin görüşleridir ve yorum yapan kişi yasal sorumludur. Medyabar Multi medya haber hizmetleri yapılan yorumlardan yasal sorumlu değildir. Suç teşkil edecek, hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu habere yapılan yorumlar

sabri ugan ile yaptığınız röportaj birkaç senelik ve yeni gibi yayınlıyorsunuz üstelik bu hatanızı gösteren yorum yapıyorum ama işinize gelmedi yayınlamıyorsunuz sayın medyabar yöneticileri bırakın bu işleri güncel haberleri takip etmek istiyoruz [b][Sayın okuyucumuz Sabri Uğun'ın bu repörtajı 2009 yılında yayınlandı. Bu röportajı yayınlarken bu belirtilmiştir.[/b]
kerem güzel @ 27.08.2010 17:10:51
Neden Sakaryalılar olarak bir arada olamadıgımızın sebebide bu yorumlar olsa gerek adam birde demişki bir Sakaryalı olarak,sende Sakaryalılık bilinci olsa böyle konuşmassın sevgili vefalı Zafer kardeşim
ayhan gedikli @ 27.08.2010 16:08:30
Ben bir sakaryali olarak bu beyefendinin anlattigi her mactan inanin nefret ettim,sahsimin gorusudur fakat birlikte izledigimiz arkadaslarin geneli ALLAH askina maci gene bumu anlatiyor yorumu olmustur aramizda.
Zafer Vefali @ 26.08.2010 23:58:38
Online Ziyaretçiler
-
Silkroad Silk, Silkroad Online, Silkroad ESN, Silk