Ruh sağlığı merkezini anlattı!

Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Şefi Prof. Dr. Atila Erol, Serdivan'da kurulacak merkezle ilgili şunları söyledi..

Röportaj: İbrahim ÖZKAHYA

Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Şefi Prof. Dr. Atila Erol, Serdivan'da iki ay sonra tamamlanarak açılması planlanan Toplum ve Ruh Sağlığı Merkezi'nin Avrupa'da yaygın olan bir sistemle hizmet vereceğini söyledi: "Hastaların ilaç tedavisi dışında, eğitim ve terapiyle rehabilitasyonuna da önem veren sistemle, hasta yatış oranı yüzde elli azalıyor"

Serdivan'da açılacak Toplum ve Ruh Sağlığı Merkezi'nde nasıl bir sistem olacak?

Öncelikle şunu belirteyim; Serdivan'da açacağımız Toplum ve Ruh Sağlığı Merkezi, Bolu'nun ardından Türkiye'de ikinci olarak Sakarya'da açılıyor. Avrupa'ya baktığımızda bu tip ruh sağlığı merkezlerinin giderek yaygınlaştığını görüyoruz. Daha çok ağır ruhsal rahatsızlığı bulunan hastalara hizmet vereceğiz. Fakat ruh sağlığı merkezleri sadece hastalarla değil aynı zamanda aileleriyle de yakından ilgileniyor. Asıl amacı, İstanbul ve Ankara'da bulunan hastanelerin dışında, hastayı klinikte yatırmak yerine, ilaç tedavisinin dışında, hastaların topluma kazandırılmasına yönelik çalışmaların yürütüldüğü bir merkez olacak. Yani sadece ilaç verilerek tedavi etmek yerine, hastaları topluma kazandırmak adına, psikoeğitim, iş ve uğraş terapi yöntemleriyle yaşam becerisi kazandıracak bir merkez olarak hizmet verecek.

Serdivan'daki bina bütün bunların yapılması için elverişli mi?

Sağlık Bakanlığı, Toplum ve Ruh Sağlığı Merkezleri'nin hizmet vereceği kriterleri belirlemiş. Biz öncelikle burada (Korucuk'ta) bu hizmeti verebilir miyiz, diye baktığımızda, kriterlere uymadığını gördük. Müstakil olacak, en az 300 metrekarelik alanı bulunacak, bahçesi, spor alanı olacak şeklinde kriterler var. Yazlık'taki binanın önünde genişçe bir alan var. Park alanı olarak kullanılan yerin, spor alanı olarak kullanımını sağlayacağız. Binayı da, psikolog, hemşire, sosyal hizmet uzmanı ve rehabilitasyon yapılacak terapi odaları şeklinde düzenleyeceğiz. Böyle olduğunda, her katta en az iki terapi odası, hekim, hemşire, sosyal hizmet odaları bulunacak. Halka yönelik kısmında ise, gezici ekipler kuracağız.

Gezici ekiplerin görevi ne?

Bu ekipler, hastalarımızın takibini yapacaklar. Hastaların Toplum ve Ruh Sağlığı Merkezimize ulaşmasını, ilaçlarının takibini yürütecek gezici ekipler. Yani gezici ekiplerle, hem evde hem de toplum içerisinde tedavinin optimum düzeyde sürdürülmesini sağlayacağız.
Böylece, kapalı servislere daha az hastanın yatmasını sağlayacağız. Bunu çok önemsiyoruz. Bu uygulamalar, hastanın da toplumun da lehinedir. Çünkü bizim nihai hedefimiz, hastayı günlük işlerini yapabilir, toplum içerisinde bulunabilir ve hatta çalışabilir bir konuma getirmek.

Aslında bir rehabilitasyon merkezi sistemi kuruluyor..

Evet, aslında rehabilitasyon denince, mesela felçli bir kişinin çalışmayan organını fizik tedaviyle iyileştirmek olarak algılanıyor ama psikiyatrik hastalar bu konuda hep ihmal edilmiştir. Biz kurulma çalışmalarını yürüttüğümüz bu merkezimizde, hastalarımızın tedavisinin yanı sıra rehabilitasyonuna da önem vereceğiz. Buradaki asıl amaçlarımızdan biri de, hastalarımızın topluma kayıpsız kazandırılması ve hayatına devam etmesidir. Bu hedefle yola çıktık. Bunun avantajlarını biz Bolu örneğinde çok net bir şekilde görebiliyoruz.

Bolu'daki merkezle ilgili ne düşünüyorlar? Nasıl sonuçlar veriyor?

Biz Bolu'da bulunan merkezi ziyaret ettik. Bizim için de iyi bir deneyim oldu. Bu merkezde takip edilen hastaların, hastaneye yatış oranları yüzde elli azalmış. Bu bizim doğru bir yolda olduğumuzu gösteren çok önemli bir bilgi. Dediğim gibi bu proje, Avrupa'da yaygınlaştırılmaya çalışılan, Avrupa Birliği'nin de desteklediği bir projedir.

Kaç personel çalışacak bu merkezde?

Toplum ve Ruh Sağlığı merkezimizde üç hemşire, iki psikolog, iki sosyal hizmet uzmanı ve gizici ekibimiz olacak. Ayrıca rehabilistasyon merkezimiz için de ekip oluşturulacak. Bu konuda Sosyal Hizmetler'den de destek isteyeceğiz. Özellikle, terapide, hastanın yanı sıra, hasta yakınlarının da eğitimine yönelik çalışmalar yürüteceğiz.

Sakarya'da kayıtlı 5 bin hasta olduğu açıklandı…

Biz, toplum ve Ruh Sağlığı Merkezi projesinin ilk aşamasında, kayıtlarımızı kontrol ettik. Evet, Sakarya'da 5 bin hasta olduğu ortaya çıktı. Elbette, bu rakamın net bir rakam olduğunu söyleyemeyiz. Bazı ilaçları yazmak için bu teşhis de konmuş olabilir.

Çok mu hasta sayısı?

Dünya genelinde ortalamalar alındığında da, nüfusa göre ortalama bu rakamın çıktığını görüyoruz. Dolayısıyla, Korucuk'taki polikliniklerde biz neredeyse hastaların büyük bir kısmına ulaştığımızı söyleyebiliriz. Bu, sistemimizin isi işlediğini gösteriyor. Serdivan'da kurulacak merkezimiz, bölgesel olarak da hizmet verecek. Biz psiko ve şizofren tanılı hastalara hizmet vereceğiz. Ben bu rakamın ortalama bir rakam olduğunu düşünüyorum ve yüksek bulmuyorum.

Kurulacak merkezinizde şizofren hastalara daha çok hizmet vereceksiniz. Biraz hastalıktan bahsedebilir miyiz?

Şizofren, psikatrik rahatsızlıklardan içinde, psikotik bozukluk dediğimiz, ağır rahatsızlıklardandır. Genelde, gerçeği değerlendirme yeteneğinin bozulması şeklinde tarif edilir. Bu hastalar, hayalleri ve düşüncelerinin gerçekliğe uyup uymadığını çok iyi ayırt edemez. Aynı zamanda halüsinasyon görmekte ama bunu gerçek sanmaktadır. Bu durum onu, yanlış ve olmayan şeylere inanan bir kişi haline sokar.

Nasıl?

Mesela, panaroya dediğimiz türden, aslında böyle bir tehdit olmadığı halde, onun hayatına kastedecek bir tehdit varmış gibi davranmaya başlar. Sürekli saklanıyor, kaçıyor. Mesela birileri tarafından öldürüleceğini düşünüyor. Bunlar, temel belirtiler olarak sayılabilir. Aslında bu hastalar, psikotik ilaçları kullandığında bastırılabiliyor. Kriz dönemi dediğimiz zamanlarda, bu hastalar, bu belirtileri geçiyor. Ama bir de, normalde yaptığı işleri yapamaz hale geliyor. Sosyal ilişkileri yürütemiyor, insanlar iletişim kuramıyor. Eş ve sevgili olarak görevini yapamaz hale geliyor. Bütün bunlar, sosyal izolasyon dediğimiz, toplumdan geri çekilme durumunu ortaya çıkarıyor. Kendi içine kapanma, dünyayla irtibatını kesme şeklinde görebildiğimiz davranışlara giriyor. Biz işte, Serdivan'da kurulacak Rehabilistasyon merkezimizde aslında, hastaları yeniden sosyal hayata kazandırma çalışmaları yürüteceğiz.

Peki hocam, bu hastalığın ortaya çıkması nasıl oluyor?

Hastalığın nasıl ortaya çıktığı tam olarak bilinmiyor. 20 yıl kadar önce, Nükleer Savaş korkusunun yaşandığı dönemde, ünlü şizofreni doktorlarından biri, "Şizofreninin nedenini anlamak, yeni bir savaş başlarsa onu durdurmaktan daha zordur" demiştir. Böyle bir metafor kullanmıştır. Bu hastalık, bilinmeyeni hala çok, genetiğin, zor doğumun katkısının, zor dönemlerde yaşananların yol açtığı konusunda ufak ipuçları veren bir hastalıktır.

Yani insanların yaşadıklarının da etkisi var bu hastalığın oluşmasında?

Bunun için, daha çok ‘taşıran damla' ifadesi kullanılıyor. Genetik yatkınlığı varsa bir kişinin, zor bir yaşantı mevcut durumu şizofreniye dönüştürebiliyor. Mesela, askerlik, silahlı çatışma veya boşanma, kişiyi şizofrene çevirebilir. Ama yatkınlığı olmayan bir kişiyi, bu tip olaylar şizofreniye çeviremez. Her şizofreni vakası için böyle bir tetikleyici olay vardır. elbette, herhangi bir olay yaşanmadan da şizofreni oluşabilir. Bu durum hala bilinmeyenler arasında.

Şizofren olup, hasta olduğunu bilmeyen olur mu?

Çoğu hasta zaten başlangıç döneminde hastalığının farkında değildir. Çünkü hasta, bütün bunları gerçek olarak algılıyor, gerçek olduğunu düşünüyor. Genelde onu, yakınları fark ediyor.

Daha çok hangi yaşlar arasında görülüyor?

Erkekler için, biraz daha erken başlangıçlı, 17-20 yaşlar arasında; kadınlar için 25-30 yaş arasında görülüyor.

Şizofreniden kurtulma diye bir şey var mı?

Şizofrenide, her hasta için farklı bir durum söz konusudur. % 20-30 oranında kısmının tamamen iyileştiğini, % 30-40'ının dalgalanarak seyrettiğini, % 20'lik kısmın ise giderek kötüleştiğini söyleyebiliriz. Rehabilitasyon gerektiren grup da, kötüleyen gruptur.

Geçenlerde, maneviyat eksikliği dolayısıyla şizofrenin arttığını söyleyen bir yazı okudum…

Bunu söyleyenler var. Neden olan faktörlere baktığımızda bunu göremiyoruz. Hayatla ilgili belli sorun ve belirsizlikler karşısında, kişi için maneviyat bir destek kaynağıdır. Psikotik yaşantılardan sonra, kişilerde dinle ilgili uğraşlar artar. Dolayısıyla, inançlı kimselerin, dini ritüelleri yerine getiren kimselerin, dirençli olduğunu biliyoruz. Mesela, intihar vakalarında bunu görebiliyoruz. İnançlı kimselerin intihar oranları daha düşük. Ama şizofreni vakalarında böyle genelleme yapamayız. Çünkü bu biyolojik bir hastalık olarak değerlendiriliyor.

Şizofreni hastaları toplum içinde tehlikeli midir?

Kriz dönemlerinde, psikotik dönemler, gerçeği değerlendiremedikleri için tehlikelidir. Zaten bu dönemlerde kliniğe yatırılır.




Haber Tarihi : 20 Temmuz 2010 Salı
Bu haber 444 kere okudu
UYARI: Kullanıcıların sitede beyan edeceği her türlü fikir ve düşünce tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişinin görüşleridir ve yorum yapan kişi yasal sorumludur. Medyabar Multi medya haber hizmetleri yapılan yorumlardan yasal sorumlu değildir. Suç teşkil edecek, hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Bu habere yapılan yorumlar

Bu habere hiç yorum yapılmamış.
Online Ziyaretçiler
-
Silkroad Silk, Silkroad Online, Silkroad ESN, Silk