Nasıl buluyorsunuz Sakarya'yı? Eksiği ne, fazlası ne?
1977 Aralık ayından beri Adapazarı'nda yaşıyorum. Yani ömrümün büyük bir çoğunluğu burada geçti. Akademide en alt kademeden başlayarak, buralara kadar geldik. Şimdi Endüstri Müdendisliği Bölümü'nde öğretim üyeliği yapıyorum. Bu üniversitede doğdum, bu üniversitede öleceğim diyebilirim. Sakarya bence, Allah'ın Türkiye'ye bahşettiği en güzel yerlerden birisi. Neredeyse her alanda kendine ait özellikleri bulunan bir kent burası. Gölü, suyu, doğası, bulunduğu konum itibariyle ulaşılabilirliği, bunlar saymakla bitmez.
Eksiği nedir hocam?
Geçtiğimiz günlerde bir İl Genel Meclisi Toplantısı'nda da söyledim. Adapazarı layık olduğu yerde değil. Bu potansiyele sahip bir çok şehir Adapazarı'nı geçmiştir.
Neden layık olduğu yerde değil?
Çünkü Adapazarı'nın esnafı var, eşrafı yok. Ya da varlar, ama güçlerini ortaya koymuyorlar.
Neden koymuyorlar?
Bir gelenek oluşmuş mu, buna bakmak lazım. Bu şehrin, geleneğe sahip esnafı ya vefvat etmiş ya da İstanbul'a göç etmiş. Mesela, Bursa, Konya, Kayseri ve ya Trabzon, belli bir eşrafı olduğu için, potansiyelini harekete geçirebilmiş. Bir şehir kültürü oluşmuş. Elbette bunun için zaman gerekiyor. Sakarya'ya baktığımızda, bir sanayi geleneği var mı? Yok. Turizm geleneği çok zayıf. Tarım geleneği belki eski ama gelişmiş değil. Üniversite geleneği, 18 yıllık. Burada geleneğin oluşması için zaman ihtiyacı ortaya çıkıyor. Mesela Bolu'dan çok sık örnek verilir. İzzet Baysal, yaşadığı şehrin her şeyiyle ilgilenerek, üniversite, hastane yaptı. Neden Adapazarı'nda yok? İlla bina yapsınlar demiyoruz ama sahip çıkmaları, önderlik yapmaları gerekiyor.
Ne yapılmalı peki harekete geçmek için? Biri gelip düğmeye mi basacak?
Sakarya, üniversitesiyle, belediyesiyle, merkezi yönetimiyle, sanayi ve ticaret odasıyla bir atalet içindedir. Bunu kendimi işin içine katarak söylüyorum. Elbette eleştirmek değil, çözüm üretmek gerekiyor. Üniversitelerin, bulundukları şehirlere önemli katkıları oluyor. Ben bizzat üniversite içerisinde olduğum için, buradan konuşayım. Sakarya'da yapılacak en önemli işlerden biri sağlık sektörünü geliştirmektir. Hükümet'in yatırımlarıyla sağlıkta çalışmalar ve yatırımlar devam ediyor. Biliyorsunuz, Tıp Fakültesi de kuruldu. Fakat bu noktada bir problem ortaya çıkıyor. Genelde, Tıp Fakültesi olan üniversitelerde araştırma geliştirme bu fakülte üzerinde yoğunlaşıyor. Diğer bölümler atıl kalıyor.
İkinci bir üniversite konuşuluyor uzun bir süredir. Sizin de bir projeniz vardı?
Adını da Uluğ Bey Teknoloji Üniversitesi koymuştuk sembolik olarak. Araştırma ve geliştirmeye dayalı lisanüstü eğitime ağırlık verecek yeni bir üniversite projesiydi bu. Yine bilişim, sanal üniversite diyenler de var. Uzaktan eğitim veren ünversiteler olabilir. Artık İstanbul'un metropol alanına dahil olacak Sakarya, bir üniversiteler şehri olabilir. Bizim projemiz de, Sakarya'ya katma değer sağlayacak, araştırma geliştirme konusunda Sakarya'yı bölgesinin ve ülkemizin önemli merkezlerinden biri yapacak bir projedir. Uluğ Bey Teknoloji Üniversitesi'nin projesini Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül'e, YÖK Üyelerine ve Milli Eğitim Komisyonları'na gönderdik.
Biraz bahsedelim üniversitenin yapısından ve projenizden…
Projemizde, 4 fakülte, 15 bölüm, 3 Enstütü, 11Araştırma merkezi ve 11 laboratuardan oluşuyor. Teknoloji, Beşeri Bilimler, Yönetim bilimleri ve Fen Fakültelerinden oluşan, daha çok araştırma ve geliştirme odaklı bir üniversite olacak. % 70'i yüksek lisans öğrencisi bulunan üniversite, proje odaklı çalışacak. Sakarya'nın, Marmara Bölgesi'nin hatta Türkiye'nin projeleri üzerine araştırmalar gerçekleştirecek bir üniversite düşünüyoruz.
Şuan ne aşamada proje?
Sayın Cumhurbaşkanımız, YÖK Üyeleri projemizi biliyor. Milletvekillerimiz ve İl Genel Meclisi de haberdar. Herkese anlatıyoruz. Biz bu projenin, az önce bahsettiğimiz üzere, Sakarya'yı hak ettiği yere taşıyacağına inanıyoruz. Haziran ayı ortasına kadar, Meclis'te yeni kurulacak üniversiteler için tasarılar hazırlanacak. Buradan Sakarya milletvekillerine de seslenmek istiyorum. Sakarya'ya çok büyük katkılar sağlayacak bu projenin, hep birlikte kazandırılması gerekiyor şehrimize.
Ne gibi katkıları olacak?
Marmara Bölgesi, sanayi ve ticaretin Türkiye'deki kalbi durumunda. Metropolitan bölge içerisinde, büyümek, gelişmek isteyen şirketler, araştırma ve geliştirme faaliyetlerine büyük önem veriyorlar. Önümüzdeki dönemlerde, böyle bir ihtiyaç gün yüzüne çıkacaktır. İleriye dönük projelere ihtiyacımız var. Şimdi bir çok yöneticilerimiz, Türkiye'yi uzun vadeli projelerle geleceğe hazırlamak istiyorlar. Bizler de, dünyanın geleceğini bilim ve teknolojinin tayin edeceğini düşünerek böyle bir proje hazırladık.
Rektör değil ekip önemli
SAÜ'de uzun bir süredir çalışıyorsunuz. Rektörlük seçimleri için neler söylersiniz?
Şuan ortada isimler konuşuluyor. Ama ‘Ben adayım' diyen yok. Demokratik bir seçim olacağına inanıyorum. Benim rektörlük konusunda herhangi bir iddiam yok. Ama seçimler konusunda düşüncemi saklı tutmak istiyorum. Burada dikkat çekilmesi gereken başka bir nokta var.
Nedir o nokta?
Mesele, yönetim ve yapı meselesidir. 28 Şubat sürecinde üniversiteler aşırı politize oldu. Rektörler diktatör gibi davrandı. KATÜ'de mahalle arkadaşım var. Doktorası senato tarafından, farklı bir siyasi görüşe sahip olduğu için iki kez reddedildi.
SAÜ'de de benzer şeyler yaşanmıştır herhalde?
Yaşanmıştır ama biz bunları bir kan davası şeklinde görmüyoruz. Yönetmek önemlidir burada. İster üniversite olsun, ister bir futbol takımı, ne olursa olsun, en önemli unsur adalettir. Yönetirken adaletli davranmak zorundasınız. Yönetenler adil olacak, değerler sistemine sahip çıkacak. Önceliğini bilime verecek. Burası bir bilim yuvası. Burada elma, armut satmıyoruz.
Şuan bilim yapılıyor mu SAÜ'de?
Arzu edilen seviyede değil. Bilimin sınırı da yok. Mesela Ulusal Kalite Ödülü alındı. Çok önemli bir gelişme. Bundan sonra araştırma ve geliştirmeye önem verilmelidir. Bana göre başarının en önemli gerekeni iyi bir ekip çalışmasıdır. SAÜ'de kim rektör olacaksa, iyi bir ekip kurmalıdır. Rektöründen genel sekreterine, üniversitede görev almış her kademedeki çalışanlar, önce adaletli, şeffaf, yetkinliğe ve tecrübeye dayalı bir ekip çalışmasıyla başarıyı yakalayabilir. Herkesin sesine kulak vermelidir. Çünkü üniversite güç ve iktidar toplama yeri değildir. Kimsenin malı da değildir.
Süreç nasıl gelişir?
Ben böyle çok konuşulmasını doğru bulmuyorum rektörlük seçimlerinin. Sonuçta burada bir seçim olacak. Rektörlük seçimlerinin de, siyasi propagandalar gibi şekillenmesini istemiyorum. Demokratik ölçülerle herkes çalışmasını yapacaktır. Buradan çıkacak sonuç, önce YÖK'e sonra da Cumhurbaşkanımız sayın Abdullah Gül'e gidecektir. Üç isim arasından biri Rektör olarak atanacaktır.