Adapazarı'nda 60'lı yıllarda ticaret!..

Bu haberi yazdırmak için tıklayın..
Bu haberi arkadaşınızda göndermek için tıklayın..
Bu haber hakkında yorum yazmak için tıklayın..


Mazlum Tarık Pekerken'le üç asırlık Adapazarı Ticaret Kültürü üzerine... Fahri TUNA YAZIYOR...

Aynalıkavak Yazıları / Fahri Tuna


Mazlum Tarık Pekerken'le
ÜÇ ASIRLIK ADAPAZARI TİCARET KÜLTÜRÜ
Üzerine&;


Sayın Mazlum Tarık Pekerken, siz yaklaşık yüz yıldır Adapazarı'nda ticaret yapan bir ailenin çocuğusunuz. Sizinle SATSO'nun kuruluşunun 85. Yıldönümü nedeniyle "Adapazarı ticaret kültürü" üzerine söyleşmek istiyorum. Önce Mazlum (Pekerken) Ailesini tanıyabilir miyiz?
Dedem Mazlum Efendi, Debre'den Vodina'ya yerleşen Murat Efendinin büyük oğlu olarak 1888 yılında Selanik Sancağına bağlı Vodina ilçesinde doğar. Murat Efendi muhtemelen çiftçi. Babaannem Melek hanım ise 1895 Selanik doğumlu, Vodina'da çiftliği olan, Selanik'te ikâmet eden Hüseyin Efendi'nin kızı. Dedem 21, babaannem 14 yaşındayken Selanik'te evleniyorlar. Yıl 1909. Üç yıl sonra meşhur Balkan Harbi patlayınca, bütün Rumeli olduğu gibi, Selanik de yaşanmaz hale geliyor ve Adapazarı'na göçüyorlar.

DEDEM MAZLUM EFENDİ 1912'DE
SELANİK'TEN ADAPAZARI'NA GÖÇ EDİYOR

Göç ederken yanlarında kimler var?
Dedemin Adapazarı'na göçü sırasında yanında, kayınpederi Hüseyin Efendi var, kayınvalidesi Ramize hanım var. Eşi Melek hanım yani babaannem var. Oradaki çocukları yaşamamış; Buraya 4 kişi vapurla gelmişler, muhtemelen İzmit'e kadar. Adapazarı'na geliyorlar, Kurtuluş mahallesinde bugün hâlâ adı Subaşı Sokak olan yere yerleşiyorlar. Oradaki çiftliklerine karşılık, Adapazarı'nın muhtemelen kaymakamı olabilir, onlara subaşı sokakta bir konak veriyorlar. O günler Selanik'ten Anadolu'ya binlerce ailenin muhaceret ettiği günler; dedem "bu konak bize büyük, daha kalabalık bir aileye verin, bize daha küçük bir ev yeter" deyip iade ediyor. Onun yerine de bugün hâlâ aile mülkümüz olarak devam eden İstiklâl Mahallesi Aydın sokaktaki, benim de doğduğum evi tahsis ediyorlar. Mübadele Kanunu çıkınca, ailemizin oradaki çiftliğine karşılık, 1924'de resmen de o ev tapusuyla ailemize veriliyor.
Aileden Adapazarı'na başka göçenler var mı?
Dedem Mazlum Efendinin kardeşi Şükrü Efendi ve diğer kardeşi Sefer Efendi, Vodina'dan 1924 Mübadelesi sırasında Adapazarı'na ağbilerinin yanına göçüyorlar. Şükrü Efendi daha sonra "Oba" soyadını tercih ediyor. Gültekin, Bülent, Levent Oba'nın dedesidir Şükrü Efendi.

PİRİNÇ PAZARINDA HELVACILIĞA BAŞLIYOR

Mazlum Ailesinin ticarete atılması nasıl oluyor?
Mazlum dedem, helvacılığı Selanik'ten biliyor, muhtemelen orada da helvacı. Buraya gelince, kayınpederi de yaşlıca olduğundan, Yazlık'ta devletin kendilerine tahsis ettiği oldukça geniş – büyüklerimiz üç yüz beş yüz dönümden bahsederlerdi –arazileri ekip biçmek yerine, imâlatı tercih ediyor. Ve kuvvetle muhtemel 1912 yılında Adapazarı'nın ilk helvacısı olarak – bugünün Tozlu Camii kıblesindeki – Pirinç Pazarı'nda helva imalatına başlıyor.
O günkü helva hammeddesi ve teknolojisi nasıl acaba?
Adapazarı'nın eski ailelerinden Avukat Salih Sipahier'in babası, 1940'larda şehre ilk kelle şekerini getiren kişidir. Şeker Rusya'dan vapurla Karasu'ya geliyor, oradan da kağnı arabalarıyla Adapazarı'na getiriliyor. Dedemin imalata başlaması kelle şekerinden otuz sene kadar evvel. Dedemler 1910'larda, henüz rafine şekeri icat edilmediğinden, şeker kamışı veya üzümden önce bir tatlı bir eriyik elde ediyorlar, sonra bunu tahinle işliyorlar. Helvanın yapımı o zamanlar bu şekilde. Tahminlerime göre o günkü tahin helva, bizim bugün yediğimiz gibi sarı değil, karamel rengine yakın daha kahve rengi olabilir.
MAZLUM ASIRLIK BİR MARKA

O yılların Adapazarı'nda helva ilgi görüyor mu acaba?
Rahmetli babaannemden dinledim; o yıllarda dedem günde bir nöbet helva yaparmış. Bir nöbet helva, tahminen 80-90 kilogram bir büyüklük. Helva için sabahları çıraklar ocağı yakarlarmış. Kuşluk vakti dedem iş yerine gelir, havlusunu tutan çırağı ayrı, terini silen çırağı ayrı, helvayı yapmaya başlarmış. Aynı anda da satın almak için ahali kuyruk olmaya başlarmış. Kuyruğun ucu dükkândan Aynalıkavak Çarşısına kadar uzanırmış. Neresinden baksan mübalağasız 50-60 metre kuyruk, yüz, yüz yirmi beş kişi. Helva öğle vaktinde çıkar, kuyruktakilerden alabilen alır, alamayan da ertesi günü almak hayaliyle dağılırmış. Helvamız öylesine büyük alaka görürmüş o zamanlar.
"Mazlum" adı ne zaman marka olarak kullanılmaya başlar?
Dedem Mazlum Efendi, imalata başladığı 1912'den, vefat ettiği 1939 yılına kadar, günde bir nöbet helva yapıp satmaya devam etmiş. Helvamız o yıllarda ahali tarafından "Mazlum Efendinin Helvası" olarak tanınmış ve tercih edilmiş. Babam Hüseyin Pekerken, 1930 doğumluydu. Babam, babasının vefatından sonra mesleği, aynı titizlik ve azimle sürdürmüş. Babam 1953'de "Mazlum" markasını resmi olarak kullanmaya başlamış. Patent Yasası 1980'lerde çıkması üzerine aile olarak "Mazlum" adıyla marka tescilimiz de yaptırıldı. Özetle Mazlum şöyle böyle yüz yıllık, yani asırlık bir marka.

BÖLGE İNSANININ GENLERİNDE TİCARİ KAABİLİYET VAR

Tarık bey, büyüklerinden dinlediğinize göre; yüz yılın başlarındaki Adapazarı ticareti ne durumdaymış?
Bugüne kadar Adapazarı ticareti üzerine dinlediğim bütün kıssaların, rivayetlerin bende bıraktığı ortak hüküm şudur: Adapazarı halkı, çok az yere nasip olacak bir yeteneklilikle "ekmeğini taştan çıkartmayı sağlayabilmiş" bir topluluktur. Bu hükme nereden varıyorum? Yüzyılın başlarından biraz önce ismini andığımız Salih bey amcanın babası gibi bölgesel tüccarlar, yaptıkları girişimlerle bölgeye bir çok ürünü ilk defa olarak getirtmekle kalmamışlar, buradan civar illere de satmayı başarmışlardır. Bu girişimcilik, Adapazarı tüccarında sermaye temerküzüne de (birikimine de) sebep olmuş, bunun sonucunda da bölgenin ticaret yapmasını da sağlamıştır. Adeta bölge insanının genlerinde var olduğunu zannedebileceğimiz bu ticari kabiliyetin sebeplerinden birisinin de bölgedeki değişik etnik yapıların birbirlerini dışlamadan (dışlayamadan) yaşamak ve gelişmek zorunda olduklarından, yani empati duygusunun çok gelişmiş olmasından kaynaklanabileceğini düşünüyorum.

ADAPAZARI'NIN EN AZ ÜÇ ASIRLIK BİR TİCARİ GEÇMİŞİ VAR

Adapazarı'na 1912'de başlayan yoğun Rumeli göçlerine kadar şehrimizin ticaret ortamı nasılmış acaba?
Dinlediğim ve anladığım kadarıyla; bölgede yerleşik Müslüman ahali ağırlıklı olarak çiftçilikle iştigal ediyor. Bölgedeki Ermeni ahali ise daha çok tırmık, pulluk, ayakkabıcılık türünden küçük imalathanelere sahipler. Rumlar ise daha esnaflık ve tüccarlık, az sayıdaki Yahudiler daha çok tüccarlıkla iştigal ediyorlar. 1912 yılında bölgemizi ziyaret eden bir seyyahın aktardığına göre; Adapazarı'ndaki 12 ipek-koza fabrikasının 11'inin sahibi Rum, 12'incisinin ise bir Rum'la Cevat Adapazarılı. Bölgemizdeki Boşnak ve Arnavutlar ise daha çok lokantacılık, köftecilik, dondurmacılık ve bozacılıkla meşguller. Mesela Ali Dayı diye birisi var; buzlarını satıyor bunların. O da Selanik'ten gelme Balkan Muhaciri. Yeri de eski "Yeni Sinema"nın karşısı.
Sayın Pekerken; yaklaşık üç yüz yıllık bir geçmişe sahip Uzunçarşı ve çevresindeki çarşılara bakarak; Adapazarı'nda en az üç asırlık bir ticaret geçmişinden/kültüründen söz edebilir miyiz?
Adında "Pazar" olan başka kent bilmiyorum, tanımıyorum. Belde anlamında olabilir ama bu da bizim kentimizi eşsiz kılar. Uzunçarşı'da da, Aynalıkavak'ta da, Pirinç pazarında da, taş binalar, çelik putrellerle geçilen açıklıklar, bize o dönemin Gayrı Müslim ustalarının mimari özelliklerini yansıtıyor diye düşünüyorum. Şehrimizde en azından üç asırlık bir ticaret geçmişi olduğuna inanıyorum.

ADAPAZARI TÜCCARI,
HARAM, FAİZ VE BANKALARDAN UZAK DURMAYA ÇALIŞIR

2010 yılından geriye doğru bakarsak; üç asırlık Adapazarı ticaret kültürünün belirgin özellikleri/vasıfları nelerdir?
Mütedeyyindirler, vatanperverdirler. Haramdan ve faizden, bankalardan uzak durmaya çalışırlar; bunu hem dini inançları, hem de ticari sebeple yapmaya çalışırlar. "Müşteri veli nimetimizdir" anlayışıyla sabahleyin erken saatlerde işyerine gelip, bir cemiyet öncesinde, misafirlerini ağırlayacaklarmışçasına,müşterilerini karşılamaya hazırlanırlar. Dedemin yaptıklarından dinlediğim: Gününü eşit parçaya bölerler, sabahtan öğlene kadar olan bölümde çalışırlar, işlerini geliştirirler, öğlenle ikindi arası müşterilerini ağırlarlar, ikindi ezanıyla beraber kalp ölümü hatırlayıp hüzünlendiğinden ticareti bırakır kapı önlerine sandalyelerini koyar, komşularıyla çok tatlı bir tasavvuf sohbetine dalarlardı. Akşamla yatsı arasını çoluk çocuklarına ayırır, yatsıdan sonraları ise istirahata çekilene kadar kendilerine ayırırlardı. Yani o günün ticaretini Ahîlik (tasavvuftan) ayırmak mümkün değildi; etle tırnak gibiydiler. Yeri geldiğinde de, Anadolu'daki geleneksel ticaret anlayışının aksine, beklenmedik oranda da risk almasını bilirlerdi. Dürüstlük en önemli vasıflarıydı; örneğin şeker çuvallarını dokuz liradan satarken, dükkânına yeni şeker çuvalları on liradan gelir, alıcıya "bu dokuz liradan eski şeker, bu da on liradan yeni şeker" diye söyleyerek satarlardı, isteyen de istediği çuvalları satın alırdı.


ADAPAZARI TÜCCARI
DAİMA HAYIR-HASENAT YAPMA GAYRETİ İÇİNDEDİR


Adapazarı esnafının/tüccarının hayır hasenatla ilgisi nasıldı(r)?
Eskilerden dinlediğim ve gözlemlediğimden çıkarttığım tespit: Az bir miktar ile gelir sahibi olan herhangi bir ticaret erbabı bile, hemen kendi ölçüsünde, karınca kararınca bir hayır-hasenat yapma gayretine girerdi. Çünkü onlar, örnek aldıkları büyük tüccarlardan, hemen hemen hepsi "sağ elin verdiğinden sol elin haberi olmasın" düsturu ,ile yapılmış "fakir gözetmeler", "ara bulmalar", "izdivaçları gerçekleştirmeler" gibi bölge insanını mutlu edecek, problemlerini çözecek her hayrın üzerinde izlerinin olduğunu görerek yetişmişlerdi. Kendilerine hem ahretlik, hem dünyalık rol model aldıkları bu büyüklerinin yaptıklarını taklit ederek vardıkları nokta, bizim için de şaşırtıcı değildi. O günün bereketi ve hayır yapmanın kolaylığı için bir örnek vermek istiyorum: Ailemizin kendisinin vefatından sonra öğrendiği bir bilgi; Rahmetli Mazlum dedemin, devamlı olarak "otuz fakir ailenin iaşesini temin ettiği/baktığı", kendisinin de gayet müreffeh yaşadığı, bütün bunları da bir kazan /bir nöbet helvadan sağladığı bilgisidir.

Sizce eşraf nedir? Adapazarı ölçeğinde bir tüccar/eşraf geleneğinden söz edilebilir mi?

Eşraftan ne anladığımı belirteyim: Anadolu kentleri sarayla iç içe olmuş zengin imtiyazlı kesimden pek hazzetmezler, onlara mesafeli dururlardı. Ayan adı verilen bu grup, Cumhuriyet döneminde de merkezle ilişkisini sürdürdüğünden, halk bunlarla da arasındaki aynı mesafeyi korumuştur. Eşraf ise gücünü iktidardan almadan, kendi gayreti ve üretimiyle sermaye sahibi olan, ayakları üzerinde durabilen ve şehrin problemlerine yardımcı olabilen, şehrin ileri gelenleri demektir. Tüccar da bu tarife uyduğuna göre; tüccar/eşraf benzeşmesi kesinlikle söylenebilir. Ama Adapazarı öçleğinde, ağırlıklı olarak çiftçilikle uğraşan yerleşik Müslüman halkın da, bu eşraf içinde önemli bir yer aldığını belirtmem gerekir.

ADAPAZARI İSLAM TİCARET BANKASI,
TEFECİLİĞİE KARŞI AÇILAN BİR SAVAŞTIR

1913 yılında on üç Adapazarılının bir araya gelerek, Türk tarihindeki ilk özel banka olarak kurduğu "Adapazarı İslâm Ticaret Bankası" bir bakıma eşraf hareketi olarak algılanabilir mi?
Evet; ben de böyle düşünüyorum… Ayrıca söz konusu bankanın bana en sıcak gelen tarafı, Allah ve Resulünün "bize harp açmıştır" dediği tefeciliğin karşısına, onunla aynı silahlarla gitmek, kâr esası üzerinden çözüm üretmek, bu sahayı da "eşraf olmayanların" eline bırakmamaktaki kararlılıklarıdır. O bankayı kuran Adapazarı eşrafı, aslında Gayrı Müslim kökenli o günün tefeciliğine karşı açıkça savaş açmış bulunuyorlardı benim kanaatimce.
Tarık bey, siz elli yaşını geçmiş mühendis kökenli bir tüccarsınız… Çocukluğunuza gidersek; Adapazarı'nda "tüccar/eşraf" denildiğinde ilk aklınıza gelen isimleri söyleyebilir misiniz?
İlk aklıma gelenler… Manifaturacı Ömer Canlı, Sarraf Mehmet Efendi, Manifaturacı Süleyman Kara, Keresteci Mustafa Tever, Fabrikatör İbrahim Maraşoğlu, Aktar Osman Nuri Aktuna, Tüccar Bedri Ünel, Tüccar Sezai Bayraktar, Un tüccarı Abdülkadir Güler… elbette Cevat Adapazarılı. Şu anda aklıma gelmeyen daha onlarca isim var.

TOZLU CAMİİ VAKFI
TÜCCAR/EŞRAF GALERiSİDİR


Sizin başkanlığını yaptığınız Tozlu Camii Vakfı'nın mütevellisi de sanki tüccar/eşraf galerisi gibi. Biraz da onlardan söz etsek…
Evet; Tozlu Camiini ve söz konusu vakfı 1837'de kurup vakfeden kişi, Gubarizâde el-Hacc Ahmet Efendi de bir tüccar ve Adapazarı eşrafından birisi. Bizim için çok güzel örnek olan bir eşraf. 1943 depreminde yıkılan ahşap Tozlu camiini yeniden yaptıran ve 1965'de vakfa dönüştüren isimlerin hemen her biri tüccar ve eşraftan. Eşraf, zengin demek değil, zenginliğin yakıştığı insan demek; Tozlu Camii Vakfı kurucu mütevellisi ve bugünkü mütevelli heyeti, bir bakıma eşraf galerisi sayılmalıdır. Ama eşraf sadece tüccardan da olmaz; örneğin Cevdet Hoca (Ahmet Cevdet Şimşek), örneğin Hafız Ümmet (Himmet Babalıoğlu), örneğin Asker Hafız (Mehmet Eren)… Şehirde "iyiliği emredip kötülükten nehy ederek" eşraflığın en güzel örneklerini vermişlerdir. Bu anlamda, eğer kurumsal bir eşraflıktan söz edecek olsaydık, Tozlu Vakfı'nda bunun bütün özelliklerini gösterdiğinden söz edebilirdik. Aynı eşraf tanımında olduğu gibi, Adapazarı'nda iktidara dayanmadan kendi ayaklarının üzerinde duran kurumların başında da Tozlu Vakfı gelmektedir.

TİCARET VE ADAPAZARI,
ET VE TIRNAK GİBİ BİRBİRİNDEN AYRILMAZ BİR İKİLİDİR


Mazlum Tarık bey; son söz olarak "Ticaret ve Adapazarı"nı bir cümle ile özetleyebilir misiniz?
Ticaret ve Adapazarı'nın etle tırnak gibi, birbirinden ayrılmaz bir ikili olduğunu düşünüyorum; zaten "Adapazarı" ismi bunu açıkça kendisi söylüyor: "Ada" ve "Pazar". Geçmişte bölge ticaretten sağladığı katma değerle kalkınmış ve gelişmiştir. Kanaatimce yarınlarda da bu durum değişmeyecektir. Zira "rızkın onda dokuzu ticarettedir."

Haber Tarihi : 29 Aralık 2009 Salı
Bu haber 751 kere okudu


YASAL UYARI: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşleridir. Yazılan yorumlardan medyabar.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Haber portalımız 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır Yayınlanan fotoğrafların yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması, önceden yazılı izin gerektirir. Portalımızda yayınlanan haberler ise, kaynak gösterilmek ve portalımızın ilgili sayfasına link verilmek koşuluyla yeniden yayınlanabilir.
Resmi büyütmek için tıklayın
Resmi büyütmek için tıklayın
Resmi büyütmek için tıklayın
Resmi büyütmek için tıklayın
Resmi büyütmek için tıklayın
Resmi büyütmek için tıklayın
Resmi büyütmek için tıklayın
Resmi büyütmek için tıklayın
Resmi büyütmek için tıklayın
Resmi büyütmek için tıklayın
Online Ziyaretçiler